Köşe Yazarları

Dünya bu hale gelirken ne yapıyordunuz?


Haberlerde Alman bir gazetecinin Almanya’ya göç etmek zorunda kalan mültecilere karşı sempati uyandıran bir köşe yazısı yazdığı için aşırı sağ görüşlü bir grup tarafından saldırıya uğradığını okuyorum. Ne yazıktır ki içinde yaşadığımız yüzyılda ‘bizden sayılmayan’ların haklarını savunmak değil, hatırlatmak dahi bir suç haline geldi. Haberi okudukça aklıma en sevdiğim gazeteci ve yazarlardan birinin Türkiye’nin en çok izlenen siyaset programlarından birinde sağ kanat bir partinin temsilcisine hitaben sorduğu soru geliyor; ‘siz ne zaman bu kadar acımasız oldunuz?’

Günümüzde sağ kanat popülizmi ve beraberinde getirdiği ırkçılık, yani ‘öteki yüzünden var olamama’ algısı hangi ülkede olursa olsun yada o ülkenin demokrasisi ne kadar olgun fark etmeksizin yükselen ve gün geçtikçe küresel bir tehdit haline gelen bir unsur. Bu gerçekliği ister kuzey Kıbrıs’ta ister Hollanda’da yaşıyor olun maalesef ki gözlemleyebiliyorsunuz. Uzun zamandır hayata geçirebilmek için üzerinde çalıştığım Kıbrıs’ın kuzeyinde islamofobi projesi için kendime güvenilir bir yol arkadaşı bulabilmem yaklaşık dört ayımı aldı. İnsan hakları alanında çalışan, sol görüşlü ve aydın olduğuna inandığım kişileri ülkemizde Müslüman olduğu için ayrımcılığa uğrayan insanlar için birşeyler yapılması gerektiğine ikna etmenin bu denli imkansız olduğunu nasıl bilebilirdim?

Siyaset ve siyasi koşullar içimizi nefret duygusuyla kuşatmadan önce hangi şartlar altında insanlar diğer insanlara karşı temel empati duygularını kaybederler?

İçinde yaşadığımız sistem bize ‘öteki yüzünden mağdur olduğumuzu’ öğretiyor. Gün geçtikçe parçalanıyor ve dağılıyoruz. Kıbrıs’ta Türkler yüzünden mağdur olan Rumlar, Rumlar yüzünden mağdur olan Türkler ve bu liste uzar gider. Maalesef söz konusu durum yalnızca adamızla sınırlı kalmıyor elbette. Türkiye’de mağduriyet, dindar insanların laik elitler tarafından baskı altına alındığı ve küçük düşürüldüğü idi. Brexit’i destekleyenler için İngilizlerin İngiltere’nin zenginliğinden yoksun bırakılmış olmaları. Trump seçmenlerine göre ‘Meksikalılar işlerini çalıyor’ (Make America Great Again!), Polonyalı sağcı kesim için Naziler ve Almanlar için gerçek Avrupalıların çalışkanlığından yararlanan tembel Yunanlardır mağduriyet.

Yazık ki bizler akıllı telefonlarımıza ve bilgisayar ekranlarımıza yapışmış dünyanın içinde bulunduğu duruma cevap bulmaya çalışırken ve mağduriyetimizin sebebini yaratılan politik sistemin kökeninde değil de öteki olanda ararken, etnik milliyetçiliğin günden güne çoğaldığı, insanlığın ve insanların arasına örülen duvarların günden güne arttığı ve örülen duvarların diğer tarafında kalanlara ait acıların ise vicdansızca görmezden gelindiği bir dünya yaratıyoruz. Acı çekenlerin açısına, ötekileştirilenlerin ise görünmez kılınan insanlığına seyirci kalmakla yetiniyor ve insanlık adına müdahale etmekte zorlanıyoruz.

2015 yılının Eylül ayında tüm dünya haber bülteni editörleri cansız bedeni Ege sahillerine vuran üç yaşında Suriyeli bir çocuğun fotoğrafının basılması gerekip gerekmediğini tartışıyorlardı. Editörlerin tereddütleri yalnızca fotoğrafın ne kadar rahatsız edici olduğu değil, insan trajedisini yansıtan görüntüleri göstermenin artık bir sonucu olmayacağı yönündeydi. İnsanlar şahit oldukları trajik görüntüler karşısında artık sokağa çıkmayan, duydukları öfkeyi sosyal medya platformlarında etiketlerle duyurmakla yetinen canlılardı. İnsanoğlunun hatası yalnızca karşı karşıya olduğumuz acımasızlığı anlamamakla kalmadı, bizler acımasızlığı görmenin bir eylem gerektirdiği gerçeğini de anlayamadık… Yıllar sonra dünyaya getirdiğimiz çocuklarımız bizlere, ‘peki siz dünya bu hale gelirken ne yapıyordunuz?’ sorusunu sorduğunda cevabımız ‘paylaşabileceğim kadar Facebook’tan paylaşmıştım’ olmamalı.



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı