Köşe Yazarları

DOKUNDURTMADIĞIMIZ BELEDİYELERİMİZ!







Aslında ne kadar muhtaç durumda olduklarını bilemediğimiz bir kararla, geçen hafta doktorların bile vizite ücretlerine zam yaptıkları, dolayısıyla pahalılığa bir halka da onların taktığı gerçeklerde, bir yandan da fena fena bağırıyorduk:




“Belediyelerimize dokundurtmayız!”



Yani “28 belediyenin 18’e düşürülmesini kabul edemeyiz!”

SORUN İSE ŞUYDU: Kırsaldaki küçük belediyeler mali yönden çalışanlarının maaşlarını bile (sanki büyükleri ödeyebiliyormuşlar gibi)  ödeyemediklerinden, ilga edilip daha büyük Belediyelerle birleştirilme kararı alındıydı!

ASLINDA  bizatihi bu olayın kendisi bile KKTC’nin henüz Devlet olarak durmuş oturmuş olmadığının, kurumlaşıp olgunlaşmadığının bir ispatıdır ama biz öteden beridir zorla yüzdürmeye çalıştığımız bu geminin ne kadar “merkeziyetçi hantal ve bürokratik kuralların içinde boğulduğunu” görmezden gelerek her şeye karşın Devlet olduğumuz iddiasını sürdürüyoruz!

ÇÜNKÜ “mevkileriyle makamları” çok hoşumuza gitti! Mesela “Bakan” olmak! Müşavir olmak.. Adı yeter ki adı “müdür” olsun, “müdür” olmak!

FAKAT en cazip olanı “Başkan” olmalı!

Ki bu “Başkan” kelimesinin en yakıştığı makam da “Belediyelerdir!”

NE var ki bizde kantarın topu kaçınca ve memlekette “Belediye olmayan köy kalmayınca dediler ki “Ooo! Ama bu kadarı da çok değil mi? “Evet” dedikleri yerde de hadi gelin birleştirelim dediler!                                                                          TABİ bu birleştirilmeye tabi tutulacak olan Belediyelerin kaçının UBP’li kaçının öteki muhalif partilerden oluştuğunu bilmiyorum ama eğer UBP kendi eliyle kendi gözünü çıkarmayacaksa bir hesap kitapları vardır her halde!

Sadede geleyim:

***

BAŞLARDA bu kadar çok Belediye’ye karşıydım. Bu nedenle uzun yıllar yazılarımda “birleştirilmelidirler” diyenlerden biriydim.

TA ki üç beş kez gözlemleme fırsatı bulduğum   kırsaldaki belediyelerin yörelerindeki hizmetlerini görene kadar.. Nitekim:

KÖY bildiğimiz küçük yerleşim beldeleri cicim bicim oldulardı… Yol kenarları,  köy içleri tertemizdi… Artık insan boyu kuru otlar görmek mümkün değildi… Mezarlıkları temiz ve bakımlıydı… Hemen her köyün bir meydanı bazılarında parklar  oluşturulduydu.. Akşamları daha aydınlık gözüküyorlardı…

Kısaca köyler daha çok yeşil, daha temiz tertipli, daha ferah beldeler oldulardı…

***

İŞTE ŞİMDİLERDE yapılmak istenen, “Belediyeler birleştirilirse giderler yönünden tasarruf yapılacak” düşüncesinden kaynaklı bu “kurulu düzeni” bozmaktır!

Kİ İDDİA ediyorum: Birleştirme söz konusu olursa hiçbir kent belediyesi bu birleştirilmiş Belediye bölgelerine, köylere kasabalara hizmet götüremeyecektir!

Çünkü kendi Belediye bölgelerine bile yar olamadılar ki  kendilerine bağlanan kilometrelerce uzaklardaki köylere kasabalara hizmet götürebilsinler..

“BİR gün ya kamyonları arabaları bozulacak ya  dozerleri!  Bir gün yeterli işçi bulunamayacak hizmet dedikleriniz baştan savılacak! Bir gün  yağmur çamur derken yollar çatlayıp patlayıp dökülecek! Tamir bekleyecek ki aylar senelerce!  Çöpler toplanamayacak, arızalı ışıklar nedeniyle oluşan karanlıklar giderilemeyecek! Ve en önemlisi  Belediyelerini yitirmiş köyler ruhlarını da yitirecekler! Artık “Bizim Belediyemiz” diyemeyecekler!

***

NE VAR Kİ batmışlığın iflasın dolayısıyla çaresizliğin karşısında “hissiyatlarla maneviyatın” kıymeti harbiyesi yoktur!  Ki bizim serzenişlerimiz “koyunun can, kasabın et derdinde oluşuna” benzedi!

ŞÖYLE Kİ Devleti batan ülkenin Belediyeleri mi kalır ayakta!

Neyse ki “yıkılmadan birleştirelim belki kurtarırız” demek de bir “arayış” bir “iş” olmalı! Deneyin bakalım görelim ne olacak!

***

 

KISACA TAKILDIĞIM: “MEGALİ İDEA!)

Bir yandan memleketi düzene sokmak, temiz tertipli planlı bir KKTC yaratmak sevdasında kanunlar üstüne kurallar, emirnameler üstüne nasihatler  çıkmakta!..

BİR yandan da memleket aldı başını  gider plansızlık ve programsızlığın başıbozukluğunda savrulmakta!..

OLAYIN son örneğini dünkü bazı medya organları manşetlerden ayazlattı.                       Şöyle ki plansız programsızlığı geçin bir kalem!. Bu kez olanlar toplumsal seferberlik ilan edilerek uğurlarına “İmar İskan Emirnameleri” çıkarıldığı halde hâlâ devam eden çarpık ve yasa dışı  yapılaşmalardı! Nitekim:                                                                          ***

DİYOR Kİ Şehir Planlamacıları Odası Başkanı Gizem Caner, “1980 da geçen imar yasasına rağmen İmar Planları yapılmıyor! Neredeyse ülkenin yarısı emirnamelerle yürütülüyor! Ülke plansız programsız yapılanıyor!”

HAYIR, affedersiniz ülkenin içine ediliyor!  Ki yıllar yılıdır bağırıp çağırıyorlar: KKTC kimsenin keyfine tahsis edilmiş beytambal malı değildir!

FAKAT öyle oldu! Bırakın ekilecek toprakların imara açılmasını! Tek bir evin bile inşa edilmemesi gereken sahiller dağ etekleri; artık hemen her yerde arsalardan da kazanılması hesaplarında sürekli göklere çıkartılan çok katlı binalar, üç beş kişinin paşa keyfi uğruna yapılan villalar evlerle dolduruldu!

Dıştan bakıp görenler “vay yavu, bakın adamlar neler yapmışlar” desinler diye mi?

…BAKIN dün KKTC’yi konuşurken “toprak çok” diyorduk! Bugün ayni rahatlıkla elimizdeki toprakların çokluğundan söz edemiyoruz.. Plansız programsız yapılaşmalar sadece toprakları imar iskân nedeniyle bölük pörçük etmekle kalmadı!  Ülkenin tarıma açılabilecek topraklarını da gasp etti! Mesela yeni kurulan İskele bu konu aldı başını giden bir imar iskân alanı şantiyesine dönüştü!  Ve sorunlar da birlikte başladı! Hem kanalizasyon gibi alt yapı sorunları hem de sahillerin istismarıyla tarım alanlarını iyicene daraltması nedeniyle!                                               LAFIN KISASI ŞUDUR: Eğer uyulmayacaksa Allahınızı severseniz neden çıkartıyorsunuz o İmar İskân Planlarını? Milletin gözünü boyamak insanları aldatmak için mi?









Başa dön tuşu