Köşe Yazarları

Doğayı dikkate almak


Kıbrıs insanı, günübirlik yaşamaya iyice alışmış olmalı. Kıbrıslıda bir adım ilerisini görme özellikleri nedense son yıllarda iyice köreldi.

 

Bu ilerisini görememek sadece politik konularda değil, yaşamın her alanında ortaya çıkmaktadır.

Özellikle Kıbrıs Türk toplumunun sağlamcı, İngiliz yaşam tarzı, 1974’ten beri hızla yerini Orta Doğu’nun kaderci zihniyetine bırakmaktadır.

Bu kaderci zihniyette, sorunları ciddi bir şekilde irdeleyip, doğru çözüm yolları bulmak yerine, günü kurtarmak ön plana geçmektedir.

Emekle, kalıcı işler yapmak yerine, kurallara uymayan bir sistemle çalışmanın bedelini Kıbrıslı Türkler her alanda ödemeye başlamışlardır.

Yağan yağmurlardan Kıbrıs sevineceğine, herkes bir telaş içerisinde yağmurların dinmesini bekliyor.

Yağacak yağmurların, Kıbrıs adasına bereket getireceğini artık düşünen çıkmıyor.

Kıbrıslı Türklerin yağmur konusuyla ilgili sohbetlerinde, akan evler , işyerleri, sel baskınları, sağanak yağmurlarla akmaya başlayan derelerin evlerin her yanını işgal edişleri ön plandadır.

Oysa, evlerin çukur alanlara ve verimli ovalara yapılışı,  İngiliz döneminde onaylanmıyordu. İnsanların evlerini yüksek ve meyilli yerlerde yapması teşvik ediliyordu.

Çok ilkel tekniklerle ve  el emeği ile yapılan daracık İngiliz yolları hala sağlamken, son yıllarda yapılan asvalt yolların, yağan ilk yağmurlarla tarla haline gelişi sorgulanmıyor.

Kuzey Kıbrıs’ta mühendis enflasyonu varken ve devlette birçok mühendis görevli iken, konutların çatılarının  yapılamaması ve ilk yağmurlarla evlerin akıtması neyle açıklanabilir.

Doğa, saygı ister. Bu saygının ilk adımı da, doğanın korunmasıdır.

Kıbrıs su kıtlığından yakınırken, yağışlı dönemlerde bu suların hızla denize doğru akmasını seyretmek nasıl bir iştir.

Basit göletler bile suyun depolanması ve kullanılmasını sağlarken, bizler, yaptığımız karayollarında, dağları delerken, yeni dereler oluşturuyoruz.

İnşaat artıklarının , planlı bir şekilde gölet olabilecek alanlara taşınmasını bile sağlayamıyoruz.

Kuzey Kıbrıs’ta,  tüm kaynakların doğru bir şekilde kullanılmasıyla ilgili bir çalışma yapıldığını işiteniniz var mı?

Başka ülkelerde, deniz yosunlarından çok değerli gübre yapımı yoluna gidilirken, biz bu alanda da hiçbir şey yapmıyoruz.

Kıbrıs, Patates diyarı iken, beceriksizliğimiz sayesinde, bu  konuda da sınıfta kaldık. Bu sınıfta kalmanın ardında, plansızlık ve günübirlik yaşama tarzımız belirleyici olmaktadır.

Şehirlerde, beton yığını evler yapmak marifet değildir. Bu evlerin, doğa ile barışık olması için, devletin herhangi bir politikası var mı?

Bu yeni yaşam alanlarında çevreye uygun ağaçlandırma, yeşil alan yaratma ve suyun tahliyesini planlama  yapılamadığı için, her yağmurda, şehirlerimiz kan ağlamaktadır.

Doğa, saygı ister. Dikkate alınmasını ve kendi kurallarına uyulmasını ister.

Bu kurallara uyulmaması durumunda doğa, bunun bedelini sık sık bize ödetmektedir.

Kuralları koyacak olan mühendisler, devlet yetkilileri  popülizmin batağında bulunduğu müddetçe, her yağmur yağışında feryatlarımız devam edecektir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı