Dizdarı mı istiyorlar?

9 Ağustos 2018 Perşembe | 10:47
Ahmet Okan

Tahir Ağa Osmanlı döneminde Lefkoşalı bir ağaydı.

Bir aşk yüzünden kellesinden olmuştu.

Özellikle ölüm fermanları Babıali’den gelirdi o dönemler.

Kadılar görevlerini yapar, şeriat kanunlarına göre suçlulara ceza verirlerdi ama kelle almak Babıaliye mahsustu…

Başka nedenlerle de kelleler alınmıştı.

Bir dönem ağır vergiler yüzünden isyanlar çıkmaktaydı.

Girne kelesinin dizdarlarından olan Girneli Dizdar Halil de bu isyan edenler arasındaydı hatta başı çekmişti.

Çekmişti ama sonunda başını vermekten kurtulamamıştı…

Nihayetinde Kıbrıs adası Osmanlı İmparatorluğunun bir vilayetiydi.

Padişahların kendi vilayetlerine hükmetmesi doğaldı!

Henüz dünyada milliyetçi-ulusalcı akımlar başlamamış, bağımsızlık mücadeleleri olmamıştı.

Bu durumda imparatorluklar, krallıklar falan birbirlerine benziyorlardı.

İpini koparan başka topraklarda toprak ve ganimet elde etmek peşindeydiler.

Elde edilen topraklar “anavatan”ların vilayeti oluyor, o topraklarda yaşayanlar köle durumuna sokuluyor, zenginlikleri ellerinden alınıyordu.

Dünya böyleydi,

Yüzyıllar böyle geçecekti…

Haliyle kelle almak makuldü!

O dünya geride kaldı.

Yoksa kalmadı mı?

Lefkoşalı Halil ağanın gönlü bir İstanbul güzeline vurulmuştu.

Bu hikayeyi daha önce yazdığımız için üzerinde fazla durmayalım.

Bu tek yanlı aşk, kocası Kıbrıs’ta vefat eden saraylı bir kadını öfkelendirmiş, yakasını ağanın elinden kurtarınca, ağanın kendine karşı yapmak istediklerini İstanbul’a dönüşünde saraya anlatmıştı.

Ferman padişahındı.

Neticede ağanın başı kesilip toprak bir testi içinde denizleri aşıp ta saraya gönderilmiş ve o kadın da bunun Tahir ağa olduğunu onaylamıştı.

Hikaye buydu…

O dönemlere bu tarafından bakınca herkesin padişahın kılıcından korktuğu, kılıç korkusu ile yaşadığı anlaşılır.

Aynı dönemlerde ağır vergi yüküne dayanamayan yoksul kesimlerin isyan çıkarması herhalde “muhalefet” yapmak anlamındaydı!

Yoksa partileri ya da sendikaları mı vardı; yoksa seçimler dört senede bir yenilenir miydi!

İmparatorlukların raconu silah, top ve kılıç zoru ile başka topraklar elde etmek idiyse, yoksulların da muhalefeti isyanlar çıkarmaktı denebilir.

Başarılı olunurdu ya da olunmazdı.

Osmanlı döneminde çıkan isyanların hiçbirinde başarı sağlanamamıştı…

Günümüzde Babıali yok.

Yoksa var mı?

Günümüzde vilayet de yok.

Yoksa var mı?

Ankara cumhuriyet başsavcısı bir başka ülkenin insanlarına iddianame hazırlayıp dava dosyalayarak onlara yargı yolu açabiliyormuş.

Lakin buranın hukukuna göre yargılananlar suçlu bulunsa bile o insanları iade etmek söz konusu olamazmış…

Hımm!

Yine dizdarı mı istiyorlar?

Ama bu sefer önce hukuku ve mahkemeleri almaları gerekecek galiba!

Bakalım ne olacak!