Köşe Yazarları

Dev olmaya alışmak!


“Geçen yüzyılda yazılmış bir İngiliz yergi romanının Gulliver adlı kahramanı, boyları iki parmak anca gelen cüceler ülkesinden döner; ancak kendini cüceler arasında dev görmeye öyle alışmıştır ki Londra sokaklarında dolaşırken de elinde olmadan yoldaki insanlara, arabalara bağırır, kendini hala dev, çevredeki herkesi cüce görerek; onları ezmemesi için yana çekilmelerini, kendilerini korumalarını ister. Bu yüzden alaylara, sövgülere uğrar, hatta kimi arabacılar kamçılarıyla bile vururlar deve. İyi ama doğru mu bu yaptıkları? Alışkanlık… Neler yaptırmaz insana!” (Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Ecinniler,) Jonathan Swift’in yazdığı, dünya klasikleri arasına girmiş fantastik romanı Gulliver’in Gezileri’ni alışkanlıklar üzerine böylesine çarpıcı bir çerçeveden ele almak herhalde ancak Dostoyevski gibi müthiş bir zekanın işi olabilirdi. Dev olmaya alışmak! Üstelik artık dev olmadığın aşikar olduğu halde…

 

 

Zamanın Ruhu

Genelde zararlı alışkanlık denilince akla ilk gelen sigara olsa da (Ne mutlu ki bu satırların yazarı hayatında deneme ihtiyacı dahi hissetmemiştir.) sigaranın dışında da birçok zararlı alışkanlık mevcuttur. Yukarıda bahsi geçen ilginç bir örnektir mesela: “Aslında olmadığın bir kişi gibi davranmak.” veya “Artık olmadığın bir kişi olduğunu zannetmek.” Gulliver’e aslında kendini savunma hakkı versek belki de adam isyan edecektir: “Ben hiç olmadığım birşey olduğumu iddia etmedim ki! Ben gerçekten bir devdim! (Cüceler ülkesinde)” Aslında  bu denklemde acımasız olan unsur belki de “Zamanın Ruhu” dediğimiz meseledir. Farklı bir zaman ve mekanda dev olmuş olmak maalesef bunun sürekliliğini garanti etmiyor.

 

Bu tutum aslında sadece bireylere özgü bir davranış biçimi değil, devletler arasında da sıkça görülen bir refleks. Donald Trump’un son seçim kampanyasına bakarsanız “America will be great again!” sloganıyla aslında artık dev olmadığının ziyadesiyle idrakine varmış, ancak bunu kabullenememiş bir Gulliver’e rastlamak mümkün. Aynı ruh hali başka devletlerde de mevcut. “Üzerinde güneş batmayan İmparatorluk” tan, Brexit gibi dünyanın gözü önünde küçük düşürücü ve kadük durumlara düşen İngiltere diğer bir çarpıcı örnek. Üstelik dünyada şok etkisi yaratan Brexit referandumunda AB’den çıkma temasının işlendiği propaganda kampanyasının sloganı da tam olarak İngiltere’nin yeniden bir dev olmaya duyduğu özlemi anlatır gibi: “Take back Control!” Bir başka örnek ise 700 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun hayali ve nostaljisi ile yaşayan, dizilerde bu ruhu ayakta tutmaya çalışan ancak ekonomik olarak dibe vurmuş, dışa bağımlı, komşularına bile sözünü geçiremeyen, kimseyle diyalog kuramayan bir Türkiye. Hemen yanında kendini Demokrasi’nin patent sahibi ve medeniyetin beşiği olarak sayan, ancak bir referandum yapıp bu konuda karar almış olmasına rağmen AB’nin dışına çıkmaya takati dahi olmayan Yunanistan. Bir zamanlar dev oldukları için kendilerini her zaman dev olarak görmek birçok devletin süregelen bir alışkanlığı. İşin ilginç yanı devletler arasındaki bu ego yarışı tarih boyunca da varlığını sürdürmüş…

 

 

Kanuni’nin Elçisi

Rivayete göre Osmanlı İmparatorluğu’nun düşüş dönemine girdiği bir zamanda Viyana’da görev yapan bir Osmanlı Elçisi ile Avrusturya-Macaristan İmparatorluğu Kralı arasında bir diyalog yaşanmış. Viyana’da bir opera salonunda Kralın da katılacağı bir gösteriye tüm devletlerin elçileri davet edilmiş. Tüm elçiler usulen opera salonuna girdiklerinde önce Kralın önünde eğilip, daha sonra yerlerine oturmuşlar. Osmanlı Elçisi ise Kralın yanından düz geçerek doğrudan gidip koltuğuna oturmuş. Bu duruma canı sıkılan Avusturya-Macaristan Kralı adamlarını yanına çağırmış ve Osmanlı Elçisine bir mesaj iletmelerini istemiş: “Sorun bakalım Osmanlı Elçisine, acaba kendisini Kanuni Sultan Süleyman’ın elçisi mi sanıyor ki böyle davranıyor? O günler geçti. Artık Osmanlı eski Osmanlı değil.” Kral’ın adamları Osmanlı elçisine bu mesajı iletmişler. Osmanlı elçisi gülümsemiş ve Kralın adamlarına geri götürmeleri için bir mesaj vermiş: “Sorun bakalım Kralınıza eğer ben dediği gibi Kanuni Sultan Süleyman’ın elçisi olsaydım bu salona benden izin almadan girebilir miydi?”

 

Tarihin bir döneminde İmparatorluk kurmuş veya modern zamanların güncel terminolojisi ile “Süper Güç” olmuş her devletin, kendi tahakkümüne duyduğu özlem gerçekten birçok trajediyi içinde barındırır. Tıpkı bireylerde olduğu gibi, devletler arasında da karşılıklı ego patlamaları ve buna paralel agresifleşme halleri dünyayı her geçen gün içinde yaşanılması daha zor bir yer haline getiriyor. Bu kadar çok bunalımlı ve agresif Gulliver’in olduğu bir gezegende belki de en iyisi kendini yerli yersiz dev zannetmek yerine, bazen cüce olduğunu bilmek ve bunu sevgiyle kabullenmektir…




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı