Demokrasi, Özgürlük ve Kadın

11 Mart 2018 Pazar | 13:18
Onur Borman

Bu hafta 8 Mart Kadınlar Günü ve Kadınlar Haftası dolayısıyla kadın haklarına yönelik yazmak istedim.

1857’de başlatılan mücadelede New York’ta hayatlarını kaybeden kadın fabrika işçiler için anmalar, gittikçe genişleyerek önce ülkeler ve sosyalist kadın kuruluşlarınca etkinliklerle, bilahare 1975’de ise BM’ce tüm dünyaya yönelik Kadınlar Günü olarak ilan edilerek, etkinliklerle anılıyor. Türkiye’de de Atatürk devrimlerinin etkisiyle kadına verilen önem çerçevesinde daha 1921’de 8 Mart Emekçi Kadınlar günü olarak anılmıştı. Yine Atatürk devrimleriyle 1926’da Medeni Kanun ve 1930’larda yerel ve genel seçimler için kadınlara seçme ve seçilme hakları tanınmış ve ilk Cumhuriyet yıllarında parlamentoda kadınlar yer almıştı ki o dönemlerde daha Avrupa ve bir çok gelişmiş ülkede bir insan hakkı olan kadın-erkek eşitliği yasal bazda yoktu. Ancak sonraki yıllarda hızlı bir gelişme göstermedi. Gerek yönetici gerekse devletin karar mekanizmalarında ve parlamentoda kadın oranı düşük kaldı. Tabii ki bir çok ülkede olduğu gibi bunda sosyologların da söylediği gibi toplum gelenek ve göreneklerin etkisi var. Cesaretlendirmede,  kadına yüklenilen hem ev hem iş yükümlülükleri Yönetici kademelerine yükselmesinde de engel olmuştur. Özel sektörde Yöneticilikte gelişme var yeterli değil.

Kıbrıs Türk Toplumu da Atatürk devrimlerini ilk benimseyen özümseyen ve sosyal hayatına uygulayan halk olmuştur. Onun etkisiyle 1946 ve 1951 de Miras ve Aile yasasında boşanma konusunda kadına da hak tanındı. Ancak bu yasa toplumumuz yaşantı ve beklentilerinin çok gerisinde ve kadına hiçbir hak tanımayan, çocuklar üzerinde kadının söz hakkı bulunmayan, boşanmada da yetersiz nafakalar dolayısıyla perişan olan kadın ve çocuklar vardı. Uzun yıllar Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda Yönetici olarak bu perişanlıklar yüzünden Bakanlığımıza gelerek mali yardım, burs, ve iskân edilmeleri konusundaki müracaatlarından görüyorduk. Evin mülkiyeti genellikle koca üzerinde olduğu cihetle, göçlerden sonra da ilk çıkan İskân yasasında gelen göçmenlere aile reisi olarak koca adına ev’ler tahsis edildiği için kadınlar boşanınca çocuklarıyla ortada kalıyordu. Sonradan İskân yasasında değişikli yapıldı ve her iki eş hak sahibi kılındı.

Benim de bu perişanlıkları gördükçe Aile Yasası’nı geçirme hayalim vardı, bu haksızlıkların önüne geçmek ve kadını ve çocukları korumak adına. Dolayısıyla Milletvekili olduğum dönemde Ocak 1997 tarihinde toplum ihtiyaçlarını karşılamayan 1951 Aile Yasasını değiştirmek için ilk defa Aile değişiklik Yasa Tasarısı’nı Meclis kürsüsüne taşıdım ve Meclis Gündemine bir grup arkadaşımın da imzasını alarak sundum ve ilgili komiteye havale edildi. Bir süre sonra Ruhsan Tuğyan arkadaşımız da bu konuda Yasa Tasarısı sundu. Her iki yasa tasarısı komitede görüşülerek, Gülsen Bozkurt arkadaşımız da desteğiyle Yasa Meclisimizden oy birliğiyle geçti. Bu esnada kadın sivil toplum örgütlerinden ve özellikle Kadın Platformdan destek aldık Meclise davet ederek görüşlerini aldık ve kulislerimizle erkek milletvekillerinin tümünün de desteğini alarak oy birliği ile geçti. Bu yasa ile kadının statüsü yükseltildi. Aile içinde her yönden kadın-erkek eşit söz sahipliliği ve eşitlik temeline dayalı bir yapı getirildi. Kadının gelir durumu, geleceği, ve çocukların eğitimleri ile gelecekleri de boşanma halinde güvenceye alındı.

1996’da da, Meclis’ten Kadına Karşı her türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Yasa’sı geçti. Ondan sonra esasa müteallik kadın haklarıyla ilgili köklü yasalar geçmedi. Son yıllarda bazı Yasal düzenlemeler ve değişiklikler oldu. Toplumsal Cinsiyet eşitliği Dairesi geçti ancak henüz kurulmadı. Ayrıca Devletimizin artan şiddete karşı belli ilçe merkezlerinde kadın sığınma evleri açması ve her türlü şiddet cezalarının  ağırlaştırılması gerekmektedir. Büyük bir sosyal yaradır. Lefkoşa Belediyesi açtı, ancak imkânlarla sınırlı hizmet verebilir.

Kadın haklarının gelişmesinde eğitime ve istihdama vurgu yapmak isterim. Kurumsal alanlara girme ve çalışma hayatı kadına özgüven ve haklarına sahip çıkma cesaretini verir en azından arttırır. Görüş açılarını güçlendirir. Toplumun yarısı olan kadının siyasete ve karar mekanizmalarına girişini çoğaltır. Kadının analık hissi ile sosyal ve ekonomik olaylara farklı bakış açısı,  kararlarda dayanışmayı ve uzlaşıcı yapısı ile uzlaşmayı kolaylaştırır. Kadının eve kapanması topluma her yünden en büyük zarar ve toplumsal yaradır

Kadın erkek eşitliğinin olmadığı bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Esasen baktığımızda demokrasinin olmadığı ülkelerde kadının statüsü de ortadadır. Aile ve çevre baskısı, psikolojik, ekonomik ve şiddetin her türlüsü, tecavüz ve katliamların olduğu yerlerde özgürlükten hiç bahsedilemez. Ülkemizde de her türlü şiddet gittikçe artmaktadır. Özellikle son yıllarda kadın-çocuk katliamları, tecavüzleri alışılmamış şekilde artmaktadır. Buna kadınlar kadar erkeklerin de karşı çıkması devletin ağır cezalar uygulaması ve koruyucu önlemlerin arttırılması bir zarurettir. Çünkü eşitlik , sevgi- saygının, anlayışın, dayanışmanın olmadığı aile yapıları ve bu tür ahlak dışı olaylar arttıkça, toplumun huzur ve sükûnu da bozulmaktadır. Kadın ticareti de ülkemizin büyük sorunlarından biridir. Devletçe kontrol ve takibi ve bir çerçeveye alınması şarttır. Hastalıklar başka sorundur.

Bu gün en çok kadın temsiliyeti olan ülkeler en ileri demokratik yapıya ve sosyal devlet anlayışına sahip ülkelerdir. Kadına eşit haklar ve eşit koşullarda fırsat eşitliği sağlanması toplum yapısını da demokratikleştirmektedir. Kabiliyetler de artmakta, ülke kalkınması ve sosyal güvence sorunlarına kadın bakışı ile yetişen nesiller o yönde olumlu etkilenmektedir. Kadının toplum ve kurumsal alanlara yayılması, üretim ve istihdamda çoğalması, kendi ayakları üzerinde durması, hem ailede aile bütçesine katkı hem çocuk yetiştirilmesinde eğitim seviyesinin yükselmesi açısından daha aydın bir neslin yetişmesine yol açacaktır. Çünkü eski geleneksel yapılardan kurtulamayanların yetiştirdiği ve kafaları eski yeni nesillerin olduğu bir ülkede, aile yapısı ve yaşantısı içinde çok çelişkiler ve rahatsızlıklar ve bencillikler psikolojik şiddeti getirir. Çünkü eski gelenek ve görenekler maalesef erkek egemen düşünce yapısı içinde bencillik duygularını geliştirmekte ve teknolojinin bu denli geliştiği bir dönemde bu çelişkiler ters tepmektedir. Kadın da çalıştığı halde evin, çocukların sorumluluklarının tümünü halâ kadınlara yükleyenler ve her şeyi hazır bekleyenler halâ çoktur maalesef. Kadınlar, dolayısıyla çift sorumluluk yüklenmekte, bir çok hallerde hem iş hem alış veriş, çocuk bakımı hatta evin ihtiyaçlarının kadına yüklenmekte olması durumunda baskı artmaktadır. Dolayısıyla ne kadar medeni görüntü versek de toplumumuzda çalışma hayatına katılan eşlerdeki aile hayatı çoğunlukla kadına kalmakta, paylaşılmamaktadır. Araştırmalar ve anketler bunu gösteriyor maalesef. Aile içinde her şeyi paylaşan eşlerin artması oranında ailede ve toplumda huzur ve sükûn ve mutluluk artabilir. Daha sağlıklı nesillerin yetişmesi için aile yapısı içinde paylaşımın bir gereklilik olduğunun anlaşılması şarttır. Bu gün boşanmaların çoğalmasının en büyük nedenleri iş hayatına katılan kadınların desteksiz kalması ve bencilliklerin çoğalmasıdır.

Ayrıca kadının karar mekanizmalarına ve kariyer ilerlemelerine engeller, çoğunlukla önce eş’lerin psikolojik baskıları sonra da çevre baskılarının etkilerinden kaynaklanmaktadır.

Her yerde konuşulan ve sorulan bir soru vardır. Kadın niçin siyasette yeterince yoktur?  Bu şartlarda nasıl olsun?

 

KKTC’de yasal açıdan kadın erkek ayrımı yoktur ancak uygulamada öyle değildir. Karar mekanizmalarında ve yönetici olarak henüz yer alamamışlardır. Kadınların işgücüne katılım oranı % 39, istihdam oranı % 36’dır. % 64 hala ev’dedir. Kamu yönetiminde Yönetici olarak % 26 kadın % 74 erkek, özel sektörde işveren olarak kadın % 2.6 (!) ve Meclis temsiliyeti % 18 ki bu da son seçimlerde geçirilen yasal Kota etkisiyle oldu. Öncesinde % 6 ile 8’di. Hakimlerde iyi bir oran % 65, öğretmenlerde de %67. Esasen baştan beri KKTC’de kadınlar en çok toplum etkisi ile eğitim alanında yer almışlardır.

Türkiye’de TÜİK yayınlarına göre, kamusal alanda kadın Yönetici % 9.3, işgücüne kadın katılımı %31, istihdam oranı % 26. Hakim sayısında %36.3,  öğretmenlerde % 54 üzerinde.

Dünyada genel ortalama BM istatistiklerine göre Devlet Başkanları % 7, Başbakanlar %5.7, Meclis Başkanları% 19, Parlamentoda Kuzey ülkeleri en çok %42, AB’de %23, Amerika –Güney Kuzey %28,  Asya % 19 pasifik %15, Türkiye %15. En çok Bakan İsveç, Fransa, Kanada. % 50. Diğer dünya ülkeleri ortalaması % 18 ancak ülkelere göre % 4’den başlayarak değişiyor. % 50 ye ulaşan ülkeler çok az. Ancak 20ci yy’da başlayan bu akım bir çok ülkelerde % 30’ları aşmış olup kadınlar kendi haklarına eğitimleri ile arttıkça çalışan sayısı ve yöneten de oran da artacak ve ülke ekonomik ve sosyal hayatına daha çok katkı yapacaktır.

Kişilerin yani cinsiyetlerin barış ve mutluluğu ile dünyadaki barış ve mutluluk arasındaki denge sağlanmadıkça, dünyada huzur ve denge de sağlanamaz.