Poli

Darryly Hunt’ın trajedisi: Masumiyet projesi ve habeas corpus emirnamesi(*)


 

Sevgili okurlar, hukukçu kimliğim ve avukatlık mesleğim nedeniyle, yargılama hikayeleri, ceza evleri, mahkumların suç öncesi ve mahkumiyet sonrası yaşamları, adli tıp bilimi, kısacası suçluluk olgusu ve yargılama hakkındaki her şey ilgi alanıma girmektedir. Dolayısı ile ülkemiz Kıbrıs, Türkiye ve diğer dünya ülkelerinden ilginç, tarihe geçmiş yargılama hikayelerini ara sıra sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlk öykümüz, 20 sene hapis yattıktan sonra masumiyeti anlaşılarak 2004 yılında serbest bırakılan, sonraki yaşamında on iki yıl boyunca adalet ve masumiyet aktivistliği yapan ve ileri derecedeki kanser hastalığı nedeniyle bu yıl kendi yaşamına son veren bir özgürlük mücadelecisi ile ilgili.

Biz iki saatlik elektrik veya internet kesintisine katlanamazken yaşamının yirmi yılını özgürlüğüne kavuşmayı bekleyerek hapiste geçiren Darrly Hunt’ın adını pek duymamış olabiliriz, özellikle sıklıkla değişen gündem ve ülkemizdeki hararetli tartışmalardan dolayı haberlerde çıkmışsa dahi, önemsenmemiş olabilir. Şimdi onun, yani Darrly Hunt’ın yaşam öyküsü ve hukuk mücadelesine şöyle bir göz atıp onu biraz tanıyalım.

Tecavüz ve Cinayetten Çifte Mahkumiyet

Amerika Birleşik Devletlerinin Kuzey Carolina eyaletinde yaşayan Hunt, 1984 senesinde tutuklanıp tecavüz ve cinayet işlemekle yargılanmış, on dokuz yaşında olduğu halde ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı. Hunt, yaklaşık yirmi sene hapiste mahkumiyetini çekti ve 1994 yılında yapılan DNA testlerinin lehindeki sonuçlarına rağmen on yıl boyunca hukuk mücadelesi verdi ve masumiyeti bu sürenin sonunda anlaşıldı. İki defa mahkumiyetin ardına yıllarca verilen hukuk mücadelesi ve bu mücadelenin sonucunda açılan yeniden yargılanma yoluyla kavuşulan özgürlük.  Böyle bir mücadele, eşine az rastlanır cinsten değil mi?

Maktule(1) Deborah Skyes, yerel bir gazetede editördü, işe sadece birkaç ay önce başlamıştı. Genç kadın, 10 Ağustos 1984 günü, sabah saatlerinde arabasını park edip iş yerine yürürken birisi ona saldırdı, aldığı darbeden bilincini geçici bir süre kaybeden maktule,  sürüklendi ve tecavüze uğradı. Tecavüzcü, maktuleyi on altı kez bıçakladı, darbelerden birisi ki bu en öldürücü yaraydı, maktulenin kalbine gelmişti.

Olayın gerçekleşmesinin ardından polis, Darryl Hunt isimli bir şüpheliyi tutuklamıştı. Aleyhinde, elle tutulur gözle görülür sağlam deliller yoktu. Sadece, sonradan doğru olmadığı ortaya çıkan şahadetler(2) vardı ki, bunlardan bir tanesi bir otel çalışanına aitti. Buna göre, Darrly Hunt otelin tuvaletine sabah saatlerinde girmiş, geriye kanlı bir havlu bırakmıştı. Hunt’ı cinayetin işlendiği olay yerinin yakınlarında gördüğünü iddia edenlerde ortaya çıkmıştı. Olay yerinde ne parmak izi bulunmuş ne de “katilin” kanı. O dönemlerde DNA testleri yapılmıyordu, ancak adli tıp, kan grubu örnekleri ile “adaletin tecellisine” yardımcı oluyordu. Halbuki,  Hunt’ın kan grubu ile maktulenin üzerinde bulunan spermdeki kan grubu  birbirini tutmuyordu. Hunt’ı ihbar edenlerden birisi polise çağrıldı, ona gösterilen fotoğraflar arasından hemen birisini teşhis etti, Polis ona; “olamaz”dedi.  Gösterdiğin adam, halen hapiste. Başka bir “şahit” ise, bir çok siyahinin fotoğrafları arasında Hunt’ın fotoğrafını seçerek onu teşhis etti. Bir önceki, hapisteki mahkumu zanlı olarak işaret eden şahide bu kez ayrı olarak Hunt’ın fotoğrafını gösterdiler, bu kez “işte o” deyiverdi ve onu güya teşhis etti.

İddia makamının (savcılık) mahkemeye şahadete getirdiği şahitlerden, Hunt ile maktulenin otele geldiğini, maktulenin otelde öldürülmüş olabileceğini öne sürenler de çıktı.  Anlaşılacağı üzere, şahadet ve deliller uyum içinde değildi, mevcut deliller sanığın  makul şüpheden ari (3)  olarak  mahkum edilmesi için yeterli değildi.

Darrly Hunt Afrika kökenli bir Amerikalıydı, yani siyahiydi. Yargılandığı mahkemedeki Juri ise hep beyazlardan oluşmaktaydı. Yargılama sonunda tüm üyelerde Darrly Hunt’ı suçlu bulmuş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı bile. Yukarıda da belirttiğim üzere, Hunt henüz 19 yaşında, çocukluktan yeni çıkmış şaşkın bir gençti sadece. Yukarıda anılan tuhaf delil yetersizliklerine rağmen mahkum edilmişti. Belli ki onun mahkum edilmesine yol açan deliller değil, ön yargıydı. Takvimler 1985 yılını göstermekteydi.

Boşa Geçen Yıllar, Gelişen Bilim ve DNA Testi

Darrly Hunt, yargılama sonrasında masum olduğunu hep söyledi, sürekli yeniden yargılanma girişimlerinde bulundu. Mahkumiyetinin yaklaşık onuncu yılında,  yani 1994 yılında Hunt’ın başvurusu sonucunda maktule üzerinden elde edilen semen/sperm kalıntılarına yeni geliştirilmekte olan DNA testi yapıldı. Test, Hunt’ın lehine çıktı.  Çünkü spermde çıkan DNA ile Hunt’ın DNA’sı arasında hiçbir bağlantı yoktu. Yani, Darrly Hunt, maktuleye tecavüz etmiş olamazdı. Dolayısı ile mahkum lehine çok ciddi bir şüphe doğmuş oluyordu.  Bu sonuca rağmen ikna olmayan yargıç, Hunt’ın tahliye talebini red etmişti. Hunt’ın özgürlüğüne kavuşması için on sene daha beklemesi gerekecekti. Dile kolay, tam on sene daha. Ta ki, bir kriminoloji(4) uzmanı maktuleden elde edilen DNA(5) profilini, Kuzey Carolina eyaletinin DNA veri bankasına aktarıp karşılaştırma yapana kadar.

Karşılaştırma sonucunda bir mahkumun profili ile benzerlik bulundu ancak tam bir örtüşme sağlanamamıştı. Ancak bu mahkumun kardeşi Willard E. Brown isimli bir şahıs vardı ki, şüpheler onun üstünde yoğunlaşmıştı.  Polis, Brown’u adi bir mesele hakkında konuşmak için karakola davet etti, görüşme sırasında havadan sudan sorular sordular ve  birlikte içmeleri için  ona sigara ikram ettiler, sonra da uğurladılar.  Ancak polisin esas maksadı  soru sormak değil, Willard Brown’un DNA örneğine ulaşmaktı. İçilen sigara izmaritine bulaşmış tükürüğünden istedikleri sonuca ulaşmışlardı. Tükürükteki DNA ile maktulenin üstünde bulunan semendeki DNA ayni kişiye aitti. Brown,   polis tarafından tutuklandı ve zanlı ilk sorgusunda,  1984 yılında Deborah Skyes’a tecavüz ettiğini ve onu bıçaklayarak öldürdüğünü itiraf etti.

Bunun ardından Darrly Hunt’ın davası Yüksek Mahkeme tarafından yeniden ele alındı. 6 Şubat 2004 tarihinde Yüksek Yargıç Anderson Cromer, Darrly Hunt aleyhinde olan mahkumiyetleri iptal etti ve yirmi sene boş yere  hapis yatan ve her zaman ve her resmi makamda masumiyetini öne süren  Hunt, serbest bırakıldı. Hunt, yıllarca bu günü beklemiş,  masumiyetinin ortaya çıkacağını hep ümit etmişti.

Serbest bırakıldığı duruşmada maktulenin annesi de bulunuyordu.  Hunt, gözyaşları arasında maktulenin annesine seslenmiş ve acılarını paylaştığını, cezevinde geçirdiği her gün onların acısını duyduğunu söylemiştir. Boşu boşuna geçen onca yılın ardından. Hunt’a  iki milyon dolar civarında bir tazminat ödendi.  Hunt, bu tazminata hak kazanmak için ayrı bir hukuk mücadelesi vermiştir.

Darrly Hunt’ın Sonraki Yılları ve Masumiyet Projesi  

Hunt, salıverilmesinin ardından “The Darrly Hunt Project for Freedom and Justice” isimli aktivist grubu kurdu ve yönetti. Bu grup, adından da anlaşılabileceği gibi “Özgürlük ve Adalet” arayışındaydı. Hunt, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkelerde düzenlenen konferanslarda, okullarda, film festivallerinde kısacası sesini ve mesajını duyurabileceği her ortamda sayısız konuşmalar yaptı ve ödüllendirildi. Hunt, adalet, özgürlük ve masumiyet konularında çeşitli makaleler ve kitaplar yazmıştır. Tüm enerjisini yaşamından yirmi sene çalan yargı sisteminin yeniden tanzim edilmesine (reform)  yargılama hatalarının ortadan kaldırılıp masumiyetin ortaya çıkarılmasına ve ceza yargılamalarında kullanılan bilimsel metotlarda gelişmelerin sağlanması için adamıştır. Hunt’ın çabaları, onlarca insanın masumiyetinin anlaşılarak serbest kalmasına yok açmıştır.

Peki Ya Darrly Hunt KKTC’de Mahkum Olsaydı

Biz hukukçuların bir görevi de, müvekkillerimizin haklarını savunmak için hukuk ve yargı yolları aramaktır. Eğer Hunt’ın avukatı ben olsam böyle bir durumda ne yapardım sorusu, aşağıdaki sonuçlara varmama neden olmuştur. Buyurun birlikte okuyalım.

Elimizde Habeas Corpus Var

KKTC hukuk sistemi hep eleştirilmektedir. Bu eleştirileri, insaf dahilinde olmak üzere, yapanlardan biri de benim. Ancak eleştiriyi bir kenara bırakıp da elde olana baktığımız zaman sıklıkla kullanılmayan ve/veya değeri bilinmeyen ama zaman zaman denenmiş ve sonuçlar veren değerli hukuki kurumları ve çareleri buluruz. Bunlardan biri de Habeas Corpus Emirnamesidir.  Habeas Corpus, anayasanın metninde olan ve münhasıran Yüksek Mahkemenin yetkisine ve uygulama alanına giren bir çeşit yargı yoludur.

Ülkemizde iki aşamalı bir yargılama sistemi mevcuttur. Bidayet denilen ilk derece mahkemesi ve İstinaf olarak Yüksek Mahkeme yolu.  Diyelim ki, Darrly Hunt örneğindeki gibi, Ağır  Ceza Mahkemesi tecavüz ve taammüden cinayetten müebbet hapis cezası kessin ve istinaf sonucunda ise Ağır Ceza Mahkemesinin kararı Yüksek Mahkeme tarafından dinlenmiş ve onaylanmış olsun. Ancak bir süre sonra yapılan  DNA testleri ise tamamen müvekkilin lehinde çıksın. Ne olacak ve bu durumda bir avukat ne yapacaktı? İşte Habeas Corpus’un ne olduğunu biraz açma vakti geldi.

Habeas Corpus; 1985 tarihli KKTC Anayasasında, Yüksek Mahkemeye tanınan emirname çıkarma asli yetkilerinden birisidir. Anayasamızın 151. Maddesinde “yetkisiz tutuklamanın kaldırılmasına yönelik emirname” olarak tanımlanmıştır. AnaBritannica’nın ansiklopedik tanımına göre ise kişi özgürlüğünü kısıtlayıcı veya çiğneyici işlemlerin giderilmesi için bir tutuklamanın yasallığını yargıç kararına bağlayan emirnamedir. Bu emirname hukukumuza gelenek ve/veya Anglo Sakson hukukundan gelmiştir. Magna Carta öncesi dönemlerde de benzer türevlerinin kullanıldığı düşünülmektedir.

Habeas Corpus Emirnamesine başvurmak için Yüksek Mahkemeden (leave) izin almak gereklidir. Yani, bir ön dilekçe ile meramınızı kısaca anlatmanız ve yasal dayanaklarınızı sıralamanız gerekmektedir. Bu iznin verilmesi halinde ilgili emirname için ikinci bir dilekçe dosyalanmalı ve Yüksek Mahkeme huzuruna çıkıp heyeti ikna etmek gereklidir. Bu kadar komplike bir meselede bir avukat çok ama çok çalışmalı, mahkemede duruşma sırasında uzmanların şahadetini dinletmeli ve heyeti müvekkilinin masumiyetine ikna etmelidir. Günümüz şartlarında bu çok zor bir iş olsa gerek.  Çünkü ülkemizde DNA testi yapabilecek resmi bir adli tıp kurumu yok. Haftalarca hatta aylarca Türkiye’den test sonucu beklemek gerekecek. Kaldı ki,özgürlük söz konusu olduğunda geçen her dakikanın büyük önemi vardır.

Bir Başka Kurtuluş Yolu:  Cumhuriyet Meclisinin  Af Yetkisi.

Anayasamız, 78. Maddesinde Cumhuriyet Meclisinin görev ve yetkilerini saymıştır. Bunlar şöyledir; yasa koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; “Bütçe ve kesin hesap yasa tasarılarını görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek, uluslararası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak; kalkınma planlarını onaylamak; genel ve özel af ilanına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.”

Görülebileceği gibi Cumhuriyet Meclisinin yargı konusunda da bazı yetkileri bulunmaktadır. Meclis, genel veya özel af ilan edebilir. Bunu kuşkusuz bir yasa ile yapacak ve işbu yasanın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması ve resmi gazetede yayımlanması sonucunda af yürürlüğe girecektir.

Dolayısı ile Cumhuriyet Meclisi, bilgisine gelen böyle bir meselede, yani mahkum olup da esasta suçsuz olduğu anlaşılan kişilerin var olması halinde, yasama yolu ile af kararı alabilir ve kişi bu yasanın yürürlüğe girmesi anından itibaren özgürlüğüne kavuşur.

Nihayet

Darrly Hunt olayında olduğu gibi  büyük bir yargılama hatası Kıbrıs’ta olsa (ki olması ihtimal dışı değildir) mahkum edilene rekor bir miktardaki tazminat verilir miydi? Bilmiyorum,  bir avukat olarak dahi, bu soruyu cevaplamak hayli zor.  Ama eğer fahiş yargılama hataları nedeniyle özgürlük yok yere kısıtlanmışsa, evet verilmelidir, çünkü özgürlük yaşamdaki en değerli şeydir  ve devlet tüm imkanlarını seferber ederek yargının önünü açmalı, insan haklarının en fazla şekilde uygulamasını sağlamalıdır deyip görüşümü bildirmiş olayım. Ancak bizde bu gibi rakamlar ve bütçeler, maalesef yargının en temel ihtiyaçlarına dahi çok görülmektedir. Daha doğrusu, adaletin ihtiyaçlarına önem verilemediği gibi, özgürlük gibi bir  temel hakka da gereken önem verilmemektedir.

Kim bilir ülkemiz Kıbrıs’ta kaç kişi deliller ve şahadet hatalı olduğu için  mahkum edilmiştir, bilemeyiz.  Görüldüğü gibi, yargılama hataları  Amerika’da  bile yapılabilmektedir, bir adli tıp kurumunun olmadığı Kuzey Kıbrıs’ta böyle hataların olması işten değildir. Deliller incelenmek üzere Türkiye Adli Tıp Kurumuna yollanmakta ve haftalara hatta aylara varan süreler kaybedilmektedir. Bazı zamanda delillere ilişkin testler Kıbrıs’a gelmen yargılama bitebilmektedir.    Her neyse, bu son bahsettiklerim, yarı biyografik ve yarı hukuki yazımızın tam da konusu değildir ancak Hunt’ın çabaları da zaten ceza yargısında en iyi seviyeye kavuşmaya yönelik değil miydi? Belki bu vesile ile onun yaptıklarına ve amaçlarına ufacık da olsa bir katkı koymuş oluruz.

Yargı sistemimiz ve yetersizliklerimiz hakkında yazdıklarım acıdır, ancak gerçektir. İçimde kalıp kalemin ucuna gelenlerdir, birçok meslektaşın, değerli birçok yargı mensubunun söylemek isteyip de söyleyemedikleridir.

Av. Ahmet S. Sayın | Poli

ahmetsaidsayin @yahoo.com

(1) Maktul/Maktule: Katledilen, öldürülen. Öldürülen şahıs erkek olduğunda maktul,  kadın olduğunda ise maktule sıfatı kullanılmaktadır. Ülkemiz Kıbrıs’ın ceza yargılama usulünde halen kullanılan sözcüklerdir.

(2) Şahadet: Delil olarak da anılabilecek, kanıt ve/veya sözlü ve/veya yazılı ve/veya digital tanıklık. Fotoğraf,film, ses kayıtları ve evraklar da şahadet olarak mahkemeye sunulabilir.

(3) Makul Şüpheden Ari Şekilde  Mahkumiyet: Sanığın yargılandığı suçtan mahkum edilebilmesi için (sanığın lehinde olabilecek) hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gerçeklerin/delillerin ve şahadetin ortaya çıkması durumu. Aksi takdirde ceza hukukunun temel ilkesi gereği, şüpheden sanık yararlanır ve yargılandığı suçtan beraat edebilir ve/veya ettirilmelidir.

(4) Kriminoloji : Suç bilimi. Suçların türü ve suçluların profilleri ile ilgilenen bilim dalı.

(5) DNA: Deoxyribonucleic Acid. Tüm organizmaların biyolojik gelişmeleri için gerekli genetik kodların ve talimatların taşındığı molekül.

(*) Habeas Corpus: En basit tanımıyla, yetkisiz tutukluluğun Yüksek Mahkeme Emirnamesi ile sona erdirilmesi. KKTC hukuk sisteminde Anayasanın öngörmüş olduğu bir yargı yoludur.

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı