Köşe Yazarları

Daha neler olacak!

Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Şefik’in yaptığı konuşmayı okurken gerçekten de sessiz sedasız bu kadar işi nasıl beceremediğimizi görünce insan memleketi adına gururlanıyor!

Çünkü,

Gerçekten de,

İster inanın ister inanmayın o kadar beceriksizliği göstermek bir beceri işidir…

Kısaca şunlar belirtiliyor:

Kamuda ehliyet ve liyakat yok.

Deniz sahilleri halkın ama ahali giremiyor.

Ülkeye giriş çıkışlar denetlenmiyor.

Cebinde yeterli parası bulunmayanlar bile ülkeye sokuluyor.

Ceza davalarında yüzde 51 artış var.

İcra davalarında artış korkunç boyutta, üstelik neticelendirilemiyor.

Oldubitti işlemlerle kültür mirasına değer verilmiyor.

Öğrenci olarak adaya girenlerin statüleri belli bir müddet sonra belirlenemiyor.

Uyuşturucuda rekor düzeyde artışlar var.

Gösteri ve toplantı hakkının fiilen sağlanması için devlet önlemler almalıdır. (Yani cop ve gaz kullanma yerine, o hakkın kullanımına güvence sağlanmalı. A.O)

Daha sayılabilir ama bunaltıcı…

Peki, nereden buraya gelindi?

Niçin bu ahali böyle oldu?

Yanlış nerede başladı?

Sinemalardaki alışkanlıklardan mı?

Hatıralardadır:

Sinemaya gidilir ve erkenden yer tutulurdu.

Yer tutanlar sakkosunu ya da hırkasını yanındaki bir kaç boş sandalye veya koltuğa kordu.

O yerleri soranlara da “tutulmuştur” derdi!

Sonradan mesele meclis koltuklarına sıçradı.

Yer kapmak için partiler oluşturuldu.

Derken o yerler parti içlerinde de sorun olmaya başladı; bu sefer partilerde yer kapma yarışı başladı.

Derken hükümetler oluştu.

Kim o koltukları kapacaktı?

Bir meseleydi doğrusu.

Bunun için liyakat falan yerine yalakalık baş gösterdi.

Derken daireler, kurumlar hızla oluştu.

Müdürler, Müsteşarlar gerekiyordu.

Derken yer kapma yarışı bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı.

Millet sinemaya gider gibiydi.

Bir şeyler değişecekti ve mutlaka onlar da bu değişimin bir parçası olmalıydılar.

Bir yarıştır başladı.

Sonra,

Biliniyor işte,

Toprak dağıtıldı, evler, villalar, hanlar, hamamlar, tarlalar, arsalar, ne varsa azizim!

Tapu bile verildi.

Onlar da dağıtıldı ta sıra memleketin başka köşelerine gelsin.

Öyle de oldu ve sıra kıyı şeritlerine geldi.

Zamanında deniz kenarına gidip istediği yere çadırını kuran ahali dışarda kaldı.

Galifine gidip karpuz hellim yiyen saygıdeğer halkımız öfkelense de, bunu da yedi!

Yiyenler durulunca, öfkelenmek yemeyenlere kaldı.

Ama kim bilir sıra onlara da gelecek, onlar da ucundan koparacaklardı.

Bu hissiyat ahaliyi ayakta tutuyordu.

Ondan sonra nesiller nesilleri kovalarken gençler bunalıma girdi.

Nargile yerine ota başlandı.

Fena da olmadı!

Aslında güngörmüş,  iyi okumuş çocuklardılar ama yapacak başka şeyleri kalmamıştı bu düzende!

İyisi mi kafalar dumanlı!

“Parti delegesi olmaktan, yalaka damgası yemekten iyidir” dediler belki de, kim bilir!

Yani her şey sinemayla başladı!

O sandalyeleri kapma hevesi ta buralara kadar geldi…

Hangi liyakat!

Hangi başarı Narin Hanım!

O da ne?

Bunları başka yerde söylemeyin lütfen!

Hele de bir daha memlekete parasız geliyorlar, girişler çıkışlar denetlenmiyor gibisinden şeyler söylemekten sakının!

O şeyler kapınıza kadar dayanabilir, miting falan yapabilirler polis eşliğinde.

Lütfen!

Zaten memleketin imamla başı dertte.

Yetmedi asker artıracak,

Üs kuracak…

Dur bakalım daha neler olacak!

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı