EkonomiKöşe Yazarları

Daha neler göreceğiz, Gidişat Ne?

Onur Borman yazdı








Özellikle Perşembe’den beri yaşanmakta olan son keskin döviz dalgası ile dövizlerin TL karşısındaki artışı, takip edilemez duruma geldi. Saniye ve dakika hesabına düştü. Yani Merkez Bankasınca yıllardan beri zaman zaman ekonomik krize girmesiyle para dengesini sağlamak üzere enflasyona paralel faiz yükseltip piyasaları kontrol altına alınacağı yerde, ki halen enflasyonları çok düşük olduğu halde dünya ülkelerinde uygulanmakta olan yöntem budur ve geçerli ve kabul görmüş ekonomi ve para politikalarıdır.




TCMB’nın, bilgi ve tecrübeleri itibariyle söylersek, bile bile faizi düşürmenin ve akabinde piyasaya Merkez bankası’nın gittikçe erimekte olan dövizlerini piyasaya sürmesi akıl ve mantıkla izah edilemez.



Zaten döviz sıkıntısından doğan ekonomik darboğaz ve dövizle aşırı borçlanma sonucu dövize olan talepten dolayı para değeri daha düşmekte iken, ve vadeleri yaklaşan döviz borç ödemeleri dolayısıyla ülkenin dövize koşulsuz ihtiyacı varken, mevcut dövizlerini de  Merkez bankası rezervlerini peyderpey piyasaya sürmesi daha da sıkıntı yaratacağı açıktır.

Piyasaların beklentileri bu Perşembe PPKurulu toplantısında faizlerin mantıken artık yükseltilmesi iken, bir gün önceden Maliye bakanına çok yakın bir şahsiyetin faizlerin bir puan daha düşürüleceği basına düşen haberi dolayısıyla borsalarda döviz yükselmeye başlamıştı. Ertesi gün buna rağmen faizlerin düşüşü gerçekleşince daha da takip edilemez süratte TL düşmeye devam etmiştir.

Diğer taraftan Merkez Bankası politika faizlerini düşürürken gerekçe ‘yatırımcılara ucuz kredi verebilmek içindir’.

Halbuki tespit edilen devlet politika faizleri %15 lerde iken, bankalardaki ve piyasadaki borç faizlerinin %22’lere çıktığı şimdi de son günlerde  %30-32’lere vardığı ve vatandaşın bu faizlerle borçlanıldığı, yani vatandaşın yararlanmadığı piyasaları takip eden herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca Borç alanlar da verenler de biliyor bunu.

Buna karşılık bu politika ile bankalar, TCMerkez bankasından %15’le ve şimdi de %14’le temin ettiği borcu halka % 30’ları aşan faizlerle vermekte bundan vatandaş, esnaf, yatırımcı değil, aracı bankalar ve aracı finansal kurumların yararlandığı halk kesiminin de aleyhine olduğu durumda Merkez bankasının buna dur demesi gerekir. Çünkü yine kazanan aracılar oluyor.

 

KKTC’de durum daha da dramatiktir.

Bu krizlerin fazlasıyla yansıdığı bu dönemde halkla ilgilenen hiçbir makam yok maalesef. Hükümet son bir senedir Siyasi parti tartışmaları ve çekişmeleri içinde en basit önlemleri bile alamamaktadır. Hele seçim dönemindeki bu safhada yeni Hükümetler kurulana kadar da herhangi bir önlem alınmayacağını söylemek kehanet değildir.

Zaten bu gibi krizlerde hep istismar edilen halktır. Kazananlar ise toptancılar ve aracılardır. Çünkü enflasyon ve para değer kaybından ve ekonomik krizlerde, her ülkede kazanan fırsatçılar, spekülatörlerdir,  ezilen de daima bütünüyle halk oluyor.

Bu bilindiği için adil ve gelişmiş tüm genelde batı ülkelerinde Hükümetlerin ‘İlk’ aldıkları  önlemler arasında, spekülatörleri ve stokçuluk yapanları en ağır cezalarla caydırmak ve buna cesaret edemeyecek duruma getirmektir. Bizim Yasalarımızda ise her türlü önlemin alınması için hükümler vardır. Hatta kapatma cezası bile vardır. Halkın genelini korumak için Hükümetler bu yetkilerini maalesef kullanmıyorlar.! Otomatik alınan diğer önlem de alım gücünü koruma için memur ve işçilerin maaşları ve ücretlerini artan HP ve enflasyon oranında iki ayda bir yansıtmaktı. Bu da piyasayı besleyecek bir mekanizmadır.

Devletin bir bütün olarak iradesini kullanmaktır adı üstünde ‘İktidar.’ Diğer çare Fiyatların ve kalitenin kontrolü, denetim ve her yerde ‘denetimdir’. Uymayanlara haksız kazanç sağlayanlara karşı önlem almaktır.

Diğer yapması gereken önemli konu Bütçe kanalıyla hem piyasayı ve halkı koruyucu TL Finansmanın Türkiye’den sağlamak, kaybolan değerin alım gücünün emisyon burda olmadığı cihetle Türkiye’deki emisyondan yararlandırmak için çaba göstermek ve TL transferlerini sağlamak, alım gücünün korunması için sürekli dönecek paradan piyasayı beslemek. Bu konuda ısrarla İki Ülke arasında işbirliği sağlanmalı.

1974’den 2000’li yıllara kadar bu ülke TL’deki %60-70’lerden %100’leri aşan hatta %200’lere varan aşırı değer kaybını gördü.  Etkilendiği sürelerde, KKTC’de fiilen uyguladığımız bu yukarıdaki saydığım önlemlerdi. Enflasyon ve döviz değer kaybı kadar aynı oranda alım gücü kamuda maaş ve ücretlere 2 ayda bir otomatik arttırılarak, sürekli bu şekilde piyasa rahatlatılmış, fiyatlara azami fiyat ve maliyet tespitleri sürekli ekiplerle yapılmış, alım gücü de korunarak devlet de dolaysız kazanç vergilerini takip ve tahsil ederek en yüksek düzeyde Bütçe finansmanını sağlamıştır..Şimdi vergi takibatı da yok.

Geçmişte, ayrıca kriz dönemlerinde Üretime ve esnafa da mantıklı düşük faiz (aradaki fark) devletçe karşılanarak, kredi ve gerektiğinde belli sürelerle kargo sübvansiyonu vererek,  teşvikler uygulanarak, gümrükler aşağı revize edilerek, hem özel sektör gelişmiş hem de sabit gelirlilerin alım gücü korunarak bu günlere  gelebildik.

Devlet gelirleri ve TL transferleri ile, geçirilen yasalarla Bütçe kanalıyla ve idari önlemlerle her kesime yansıtılmış ve krizlerde, ne istihdamda ne de üretimde durma noktasına gelmemiştir..

Şimdi orta geliri olanların ve çalışanın ev veya araba sahibi olması hayaldir. Geçimini zor karşılıyor.Umursamaz politikalarla Gelir uçurumu arttırılmıştır. Afrika ülkeleri gibi fakir ülkeler seviyesinde uçurum gelir farkı yaratılması dolayısıyla, Vatandaşlarımız iş için göçe ve Güneye gitmek durumuna düşürüldü. Acaba vicdan azabı çekiyor mu buna sebep olanlar.? Yazıklar olsun.

Önlemler yok ve rakamlar da ters dönmüştür. Sahipsiz bir ülke durumundayız. Üzülüyorum ki daha neler göreceğiz?





Başa dön tuşu