Güney KıbrısKıbrısKöşe YazarlarıSürmanşet

Cumhurbaşkanı Nikos Sampson ile söyleşi


Cumhurbaşkanlığı döneminde Nikos Sampson’la söyleşi yapmaya başaran tek gazeteci, haber dergisi Der Spiegel’in muhabiriydi. Söyleşi 19 Temmuz 1974 günü saat 21.30’da yapılmıştı.

Söyleşinin Türkçe çevirisini görmedim. Önemli bir belge olduğunu sanıyorum. Darbeci cumhurbaşkanının psikolojisini yansıtması bakımından önemli bir belgedir. Çeviriyi Yunanca’dan yaptım.

Tahmin edeceğiniz gibi “Muskos” diye sözünü ettiği kişi, darbe gününe kadar “Makariyotate”diye hitap ettiği ve elini öptüğü Makariyos’tur.

***

Spiegel: Sayın Sampson, siz soğukkanlı bir katil olarak ün yaptınız. Kıbrıs’ın ihtiyaç duyduğu başkan türü bu mu?

Sampson: Bana bakın, ben bir gerlla savaşçısıydım, hem de iyi bir savaşçıydım. Britanyalılar da Almanlar da kendi vatanları için savaşmadılar mı? Onları neden “katil” olarak nitelendirmiyorsunuz? Bugün benim katil olduğumu haykıran Britanyalılar, Fransız Makis, Almanları öldürdüğü için bayram yapıyorlardı. Alman işgaliyle karşı karşıya olduğu sıralarda Churchill ne demişti? Gerekirse bıçaklarla ve taşlarla Almanları katletmek için vatandaşlarına çağrıda bulunmuştu. Sırf bu nedenle o bir katil veya terörist sayılabilir mi?

Spiegel: Size bu sıfatı uygun görenler sadece Britanyalılar değil. 1963 yılı iç savaşından beridir Türklerin sizinle bir hesaplaşması bulunuyor.

Sampson: Bir Britanyalılar bir de Türkler, Başka kimler var? Sampson cumhurbaşkanı oldu diye bağırıyorlar. Evet, ülkesinin bağımsızlığı için savaşan ve sonra da o ülkenin lideri olan dünyada tek insan ben miyim?

Spiegel: Elbette hayır. Ancak buraya nasıl ulaştınız? Atina’daki cunta tarafından bu mevkie atandığınız söyleniyor.

Sampson: Haha, öyle mi diyorlar? Kulak verin: Muskos’u son defa tam iki ay önce gördüm. O görüşmede kavga ettik. General Grivas’ın cenazesinde “müteveffanın emelleri eninde sonunda hedefine ulaşacaktır” dediğim için beni suçlamaya kalkıştı. Muskos çok öfkelendi ve benim bir daha parlamentoya kesinlikle seçilmemem için elinden geleni yapacağına dair yemin etti. O zaman tepem attı ve ona şöyle haykırdım: “Anlaşıldı, bunları söylüyorsun ama sen bir de beni dinle: Oturduğun o koltukta ben oturuyor olacağım, hem de pek yakında.” O günden itibaren darbe hazırlıklarına başladım.(1)

Spiegel: Makariyos’un öldüğünü niçin ilân ettiniz?

Sampson: Şimdi size daha önce kimseye söylemediğim bir şey söyleyim: Muskos’un hayatta olduğunu biliyorduk. Bilerek ve isteyerek kaçmasına göz yumduk. Onu rahatlıkla tutuklayabilirdik. Haftasonu tatilini geçirdiği Trodos’tan dönerken evimin önünden geçmişti. Dönüşünden sonra cumhurbaşkanlığı sarayında Mısır’dan gelen 34 çocuğu kabul etti. Onun sarayda olduğunu biliyorduk. Oradaki komutana çocukların sağ salim saraydan ayrılmalarını sağlamasını, Muskos’un kaçmasına göz yummasını, ondan sonra da gereğini yapmasını emrettik.

Spiegel: Ama niye öldüğünü söylediniz?

Sampson: Ben asla öyle bir şey söylemedim. Aslında radyo da söylemedi. Biz helenler “ölü” kelimesiyle farklı şeyler ifade ederiz. Radyo Makarios’un “ölü” olduğunu söylerken aslında onun işinin bitmiş olduğunu kastediyordu, ve işi gerçekten de bitmişti.(2) Bizler onun cesedi ile ilgilenmiyorduk. Muskos’un kaçmasını tercih ettik çünkü bize karşı direnmeğe çağırdığı taraftarlarının, onun nasıl bir insan olduğunu görmelerini istiyorduk. Britanyalılar helikopterle onu Baf’tan götürdükleri sırada da onu ortadan kaldırabilirdik.  Dürbünle onları izleyen komutanımız, helikopter havalanmadan önce onu öldürüp öldürmeyeceği yoksa havalandıktan sonra ateş açıp açmaması yönünde izin istemişti. O zaman biz Musko’nun kaçmasına izin vermesi tavsiyesinde bulunduk. Kıbrıs’ı sonsuza dek terketmiş olacak.

Spiegel: Yaşayan Makariyos’u artık bir tehlike olarak eddetmiyor muydunuz?

Samson: Ee, birkaç hafta boyunca parlak nutuklar atıp etrafı toza dumana boğabilir. Ancak artık cumhurbaşkanı veya başpiskopoz olmayacak. Sadece bir Musko, bir göçmen olarak kalacak. Düşünsenize Kral Faruk hayatını gurbette nasıl geçirmişti.

Spiegel: Ne yapması gerekirdi? Burada mı kalsındı?

Sampson: Bir önderin, insanları ile birlikte canını feda edebilmesi gerekir.

Spiegel: Makariyos hakkında her zaman bu şekilde konuşmuyordunuz; onun işbirlikçisi ve arkadaşıydınız.

Sampson: Onun dostuydum. Başka birçok insan gibi ben de bir kilise adamının ikiyüzlü olamayacağına inanıyordum. Bu konuda yanılmışım. Muskos tam bir megalomandı. En sık kullandığı sloganın ne olduğunu biliyor musunuz? Sürekli olarak “Ben Kıbrıs’ım” derdi. O bir deliydi, vatan hainiydi, acımasız bir diktatördü. İşlerini şiddet ve cinayetle; işkence ve terörle yürütüyordu.

Spiegel: Gerçekten bu kadar gücü var mıydı? Adada yalnız değildi; Yunanlılar vardı, Türkler vardı. Bir de sizin gibiler vardı.

Sampson: Evet, Yunanlılar diyorsunuz, bilmiyor musunuz ki Ulusal Muhafız Ordusu’ndaki subayların hemen hemen hepsi de Kıbrıs’ta doğdu? Grivas Kıbrıslı’ydı. Yunan Askeri Akademisi’nden mezun olduğu için Yunan yurttaşı oldu.(3)

Spiegel: Sayın Sampson, Türkler, birtakım kötü anıları, sizin adınızla ilişkilendiriyorlar. Bunları nasıl bağdaştırmayı tasarlıyorsunuz?

Sampson: Türklerle savaştım çünkü ben bir askerdim. Savaştım çünkü bunu yapmam için Muskos bana emir vermişti. Niçin askerler hep suçlanır da liderler hiç suçlanmaz? Eskiden olduğu gibi şimdi de Türklerle müzakere masasına oturacağız. Her şey eskisi gibi olacak. Değişen tek şey, Muskos’un masada bulunmayacağıdır ki bu Türkler için de iyidir.

***

(1): Darbe hazırlıklarına ne denli katıldığı pek bilinmiyor. Ancak bu söyleşiden 6 gün sonra, sabık cumhurbaşkanı olarak, bir Amerikalı gazeteciye Atina’daki cuntanın kendisini zorla başkanlık koltuğuna oturttuğunu söylüyordu.

(2): Helence “negros” ölü demektir ve her dilde ölü, ölü demektir. Kıvırtmaya gerek yok.

(3): Ulusal Muhafız Ordusu’ndaki subayların hemen hemen hepsi kuşkusuz Kıbrıs doğumlu değildi. Pek azı Kıbrıslıydı. Zaten kendisi de bir tek Grivas’ı örnek gösterebildi.



Başa dön tuşu