AvrupaDünyaManşet

Canlı canlı yandılar-2

Havadis ekibi Yunan halkına yüz yılın en büyük acısını yaşatan Attiki’deki yangın bölgesini gezdi. Yangında ailelerini ve tüm varlıklarını kaybeden Yunanlılarla konuşan Havadis ekibi, felaketin nedenlerini de araştırdı

 

Havadis Özel Haber / Atina

Öntaç Düzgün-Tahir Gazi

 

Yüksek boylu ağaçlar ve yandıkları zaman bir ateş topu gibi çok uzaklara fırlayabilen kozalaklar sonucu, yangın Marathon Caddesi’ni aşarak Mati’nin daha yoğun evlerden oluşan daracık sokaklarına dalmış. Kendi evinin de buralarda olduğunu söyleyen Yunanlı mihmandarımız, “yanan ateş daha 20 metreden önündeki her şeyi kurutuyor, her şey yanıcı bir baruta dönüşüyordu” diyor. Daracık eğri büğrü sokaklarda yanan yüzlerce evi izleyerek ilerliyoruz.

Mihmandar bizi daracık bir sokağın ortasında durduruyor. İki aracın karşılıklı olarak zor geçebileceği dar bir sokak. Yoldaki bozuk asfalttan geriye kalanlar kararıp kömüre dönüşmüş. “Maalesef 22 yurttaşımızı bu sokakta arabalarının içinde yanarak ölmek suretiyle kaybettik” diyor. Anayoldaki görevlilere inanıp kasabanın bu daracık sokaklarına dalan çok sayıdaki araçlardan bazıları, labirenti andıran bu sokaklarda nereye gidebileceklerini hesaplamaya çalışırlarken, yangının ve onun sıcaklığının gazabına uğramışlar. Dehşet içerisinde yanarak ölmüşler.

Toplamda 3 bin konutun yandığı büyük yangında en büyük hasar Mati kasabasında olmuş. Kasabanın bazı bölgelerinde evler tamamen yanmış.

Mihmandarımız yangın sırasında 600’e yakın aracın yandığını, bunlardan çoğunluğunun uzun yolculuğa çıkıldığı için depolarının benzinle dolu olduğunu bu nedenle yandıktan sonra infilak ederek yangının daha da genişlemesine neden olduklarını anlatıyor. Yol boyunda ve evlerin bahçelerinde çok sayıda yanmış araçla karşılaşıyoruz.

Mihmandar, “Bu yangın, bölgedeki villalarda oturanların akrabaları ya da misafirlerinin de geldiği hafta sonu çıksaydı ölü sayısı birkaç yüz kişiyi bulurdu” diyor.

Labirent gibi yollarda ilerlerken zaman zaman yolun bir villanın kapısında sonlandığını, yol genişliğinin geriye dönmek için bile yetersiz kaldığını fark ediyoruz.

Kucak kucağa ölüm…

Uzunluğu yaklaşık 150 metre, yüksekliği ise 2 metreyi aşkın duvarlara sahip bir villanın olduğu dar bir sokağa sapıyoruz. Mihmandarımız, villadan ötesinin deniz olduğunu söylüyor. Yolun sonuna kadar ilerliyoruz ve başka komşu bir villanın kapısına dayanıyoruz. Güçlükle geriye dönüp yüksek demir parmaklıklardan oluşan villa kapısının önünde duruyoruz. Demir korkulukların arasından villanın bahçesine bakıyoruz. Toprak bir yol, yanmış çok sayıda ağaç ve yanık bir araba görüyoruz. Her şey, yanık bir orman arazisi parçası gibi görünüyor. Mihmandarımız duyulduğu zaman bütün dünyada dehşet duygusuna neden olan 26 kişilik toplu ölümün hemen orada karşımızdaki alanda olduğunu söylüyor. Anayolda polisler tarafından kasaba içine yönlendirilmiş araçlarda, yangını fark edip arabalarını terk eden fakat nereye kaçabileceklerini bilemeyen insanlar bu villanın önüne kadar gelebilmişler. Yüksek duvarları aşamamışlar. Sonra demir parmaklıklı villa kapısının kilitli olmadığını fark edip bahçeye doluşmuşlar. Ancak yüksek boylu ağaçların tepelerinden ilerleyen yangın onları oracıkta kıstırmış. Oluşan dumandan nefes alamaz, daha ötesini denizi göremez hale gelmişler. Son bir içgüdü ile gruplar halinde birbirlerine sarılmışlar ve kimisi yanarak kimisi nefessiz kalarak boğularak acı içinde can vermişler. Onları tanınmaz halde bulduklarında tamı tamına 26 kişi olduklarını fark etmişler.

Biz orada iken, birkaç siyah araba ve polis eşliğinde gelen ve bölge savcısı olduğu söylenen birisinin villadan çıkıp gelen 50’li yaşlarda bir adam bir kadın ve 15 yaşlarında bir oğlan çocuğu ile bir süre görüştüklerine tanık oluyoruz. Polislerden villanın sahipleri olduklarını ve savcının bilgi almak için geldiğini öğreniyoruz. Ev sahipleri, olay sırasında evlerinde değillermiş. Tanık oldukları dehşet karşısında aslında ruhlarını kaybettikleri yüz ifadelerinden her haliyle anlaşılıyordu.

Kilise çanları bile çalınamadı…

Başka bir sokağa geçiyoruz. Yanık bir evin önünde belki tekrardan canlanırlar ümidi ile elindeki lastikle yanmış çiçeklerini sulayan yaşlı bir kadına rastlıyoruz. Kıbrıslı, Kıbrıslı Türk olduğumuzu, televizyon kanalımızda yayınlanmak üzere bizimle sohbet edip edemeyeceğini soruyoruz. Kıbrıslı Türk olduğumuzu duyunca biraz heyecanlanıyor ve “sizin de yardım yaptığınızı duydum çok mutlu oldum” diyor. Fakat yurt içi ve yurt dışı yardımların amacına ulaşamadan birileri tarafından ele geçirileceğine inandığını söylüyor. “Bir şekilde yiyecek içecek bir şeyler bulabiliriz ama önümüzdeki kışa kadar bu evlerin tamir edilmesi gerekir” diyor. “Eğer yardım yapacaksanız gücünüz kadar birkaç evin tamir edilmesini üstlenin ve bunu siz yapın” diye devam ediyor.

Yangınla nasıl karşılaştığını soruyoruz. “Her şey bir anda oldu. Bizi uyarmadılar hatta kilisenin çanını bile çalmadılar. Yanık kokusu aldığımızda dışarıya çıktık, gökten ağaçların üzerinden evlerimizin üzerine ateşler yağıyordu. Duman boğazımızı yakıyordu. Bu avluda çocuklarımızla beraber üç evimiz vardı. Ateş, kiremitleri ve sonra da mertekleri yakarak içeriye girdi, iki evimizi tamamen yaktı kül etti. Bir tanesi daha az hasar gördü. Yaşadıklarımız kıyamet gününü andırıyordu.

Çok zor olsa da deniz kenarına kadar ulaşabilenlerin bazıları, 5-10 metrelik uçurumlardan denize atlamaya fırsat bulamadan yanarak öldüler. Kayalıklara veya derin sulara atlamak zorunda kalanlar ise, denizden yardımların gecikmesi sonucu aldıkları yaralarla daha uzun süre dayanamayarak boğuldular.

Ateşle uçurum arasında kalıp öldüler

Mihmandarımız bizi, uluslararası medyada oldukça fazla yer bulan deniz kenarındaki ölümlerin olduğu sahile götürüyor. Mati’de oturanlar ve sahile ulaşma yollarını bilenlerin bazıları bir şekilde denize giriş yolu bularak yangının ısısının ulaşamayacağı kadar içerilere girerek kurtulmuşlar. Ancak yanlış bir karar sonucu güvenlik gerekçesi ile anayoldan kasaba içine yönlendirilenlerin çok azının böyle bir şansı olmuş. Her şeye rağmen sahile ulaşabilenlerin bazıları, 5-10 metreyi bulan yükseklikten aşağıdaki kayalıklara veya suya atlayıp atlamama hesabı yapamadan hemen orada yanarak ölmüşler. Küçük uçurumların kenarlarında yanmış çalılıkların üstünde aileleri ve sevenleri tarafından ölenler için bırakılmış çiçekler ve notlarla karşılaşıyoruz. Aşağıya atlayabilenler fakat yaralananlar ve öylece denize ulaşabilenler de olmuş. Ya da yangından vücutlarında zarar olanlar da denize ulaşabilmişler ancak denizden kurtarma çalışmalarının saatler sonra başlatılabilmesi, bu insanların da denizde boğulmak suretiyle ölmelerine yol açmış.

İnsanın içini karartan Mati kasabasını terk ederek yangında etkilenen sonuncu kasaba Rafina bölgesine doğru yol alıyoruz. Yine yanmış evler ve işyerleri ile karşılaşıyoruz. Yol boyunca belediye tarafından bu bölgelerde denizin sürekli olarak rüzgarlı ve dalgalı olduğu, bu nedenle denize girilmemesi gerektiği yönünde uyarı levhaları asılmış. Aslında yangının etkili olduğu bu bölgenin deniz özellikleri, turizm amaçları ile kullanılabilecek nitelikte değil. Deniz sürekli olarak rüzgarlı, dalgalı ve kirli görünüyor. Kumsal alanlar hemen hiç yok gibi. Zaten Rafina bölgesinde adalara ulaşım sağlayan feribotların hizmet aldıkları limanın ismi “Kokkino Limani” Burada denizin rengi kirli sarı pembemsi bir renk alıyor. Liman ismi de buradan gelse gerek Kırmızı Liman.

Mihmandarımız bizi, Rafina bölgesi kriz masasının bulunduğu belediye binasına götürüyor. Burada kriz yönetimini yürüten kalkınma ve ulaştırma bakanı ile bir söyleşi yapmamız planlanmış. Ancak bakan, diğer bölgelerde yaşanan olağanüstülükler sonucu buluşma yerimize gelememiş. Bizi kriz yönetiminde yardımcısı Vasilis Bistigidis ile buluşturuyorlar.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı