ManşetSeyahat

Çalışkan insanların karlı yurdu: Boğatepe Köyü


Halil Paşa
Halil Paşa

Boğatepe Kars’ın 50 km. uzağında bir köy. Gravyer peynirinin hasının bu köyde üretildiği ve ayrıca köyün sağlıklı ve ilginç tatlara sahip kahvaltısıyla da ünlenmiş olduğu bizim de bir şekilde kulağımıza çalınınca düştük Boğatepe’yi bulmanın peşine.

“Boğatepe köyü” değil de, “Boğazköy” anlayan arkadaşımızın azizliğine uğrayıp tuttuk yanlış bir köye gittik. Köyün girişindeki yollar stabilize toprak olduğu için de giderken epeyce oyalandık. Tabii “sanki koca Kars’ta kahvaltı yapacak yer kalmamış” gibi hayretlerini gizleyemeyen köylülerin şaşkın bakışlarıyla karşılaşınca bir yerde bir terslik olduğunu fark ettik etmesine de, sonunda bir köylünün “Aradığınız köy Boğatepe olmalı!” sözcüğüyle uyandık.

Köyün tepelerindeki kara erimemekte diretiyordu. Boğatepenin kimi teneke damlı, kimi üzerinde otlar yeşermiş toprak damlı evleri ise sapasağlam ayaktaydı.

Yine uzun ve bir kısmı toprak yolları aştıktan sonra “Boğatepe” yazılı tabeladan köye dönerken, i, karı yeni erimiş, yeşili yeni çimlenmiş merada otlayan bir koyun sürüsünün başında bir çoban ve köpeği beklerlerken bulduk.

Erimeye yüz tutmuş olsalar da, köy yer yer bembeyaz karlarla kaplıydı. Kışın yağan ve çatıda biriken karların kolayca kayması için, pek çok evin ve köyün ilkokulunun damı eğimli ve teneke dendi. Kimi ahır ve tarımsal aletlerin konduğu depoların toprak damlarında ise otlar bitmişti.

Evlerin bir kısmı taştandı ve köye güzelliğini ve otantikliğini veren de bu duvarları taştan, damları topraktan, Malakanlar döneminden kalma yapılardı.

Aşağı Boğatepe köyü, baharın gelişiyle erimekte olan karlar ve sularla kaplıydı.

“Aşağı ve Yukarı Boğatepe” diye ayrılmış köyün yegane bakkalının bulunduğu meydancığına varmadan, iki büyük gravyer imalathanesi ve deposu ile karşılaştık. Köyün küçük meydanındaki bakkal dükkanının hemen arkasında, köyde üretimin, yüzyıl öncesi yaşamın ve gravyer peynirinin tanıtıldığı müze vardı.

Köyün meydanda karşılaştığımız orta yaşlı bir erkek köylü, bize yardımcı olmak için adeta çırpındı. Köyde kahvaltı veren evlerden birisinin yerini tarif etti. Bununla yetinmeyip sahibine telefon edip konuştu. Kahvaltı köyün birkaç evinde veriliyordu. Önceden bilgi vermediğimiz için ev sahibi bizden hazırlık yapması için yarım saat kadar süre istediğini bildirdi.

Bu yarım saati de bize yardımcı olan orta yaşlı erkek köylü sayesinde iyi değerlendirdik. Önce meydandaki bakkal dükkanına bitişik olan köyün müzesini gezdirdi bize. Müzede, Karsın Rus Çarlığının hakimiyetine geçtiği dönemde, köyün ilk kurucuları olmakla kalmayıp, Türkiye’de ilk gravyer peyniri üretimini gerçekleştiren açık tenli ve renkli gözlü “İsviçre Almanlarının” müzede sergilenmiş fotoğraflarını da izledik.

Boğatepe Müzesi.

Müzenin üst katındaki taş bina, 1880’li yıllarda Malakan (1) denen bu insanların “Zavotu” denen süt ürünlerinin imal edildiği atölye imiş. Alt kat, yani gezdiğimiz müze ise üretilen peynirin dinlendirildiği yermiş. Müze’de Malakanların köye gelişleri, kurdukları yaşam tarzları ve gravyerin ve köyün tarihçesi, müzenin taş duvarlarında fotoğraflar ve yazılar eşliğinde sergilenmişti. Müzenin en içerisindeki ikinci bölmedeyse, büyükçe bir pano üzerinde gravyer üretiminin her bir safhası, resimler eşliğinde sunulmuştu. Bize müzeyi gezdiren erkek köylü, panodaki resimler eşliğinde bir yandan gravyer peynirinin nasıl üretildiğini anlatırken, diğer yandan da sorularımıza cevap yetiştirmeye çalıştı. Sonra da bizi alıp köydeki peynir üretim yerlerden birisi olan “Ömür Mandıra” ürünlerinin satışının yapıldığı binaya götürdü.

Küçük bir binada raflarda, çeşitli büyüklüklerde onlarca çeşit eski kaşar, taze kaşar, örgü peyniri, gravyer ve daha başka çeşit peynirler vardı.

Peynir satışı yapan köylü genç müzedeki gravyer üretimi anlatısından da öğrendiğimiz gibi, bir kilo gravyer peyniri üretimi için 17 kg süt harcandığını bir kez daha tekrar etti. Bu nedenle gravyer diğer peynirlerden de, hatta etten daha pahalıydı. Bu arada iyi bir gravyerin köyde kilosunun 70, Kars şehrindeyse 75 ile 80 Türk Lirası arasında seyrettiğini yazmış olayım.

Emine Ömür’ün evindeki kahvaltısında, Ermeni kültürü olduğu söylenen, taze sıcak pişmiş bir tür börek-çörek arakesiti “Kete” de vardı.

Yarım saatlik kahvaltı hazırlama süresi doldu. Ve biz de doğruca Emine Ana’nın evine doğru yola çıktık. Eriyen kar sularının çamur deryasına dönüştürdüğü kötü bir yolda arabayla seyahat ederken zorlandık. Çünkü eriyen karlar, toprağı adeta kapkara bir bataklığa dönüştürmüştü. Arabayla gidilemeyecek kadar kötüleştiği yerde, bizi karşılamaya gelen Emin Ana’nın oğlu Adem’le birlikte kahvaltı yapacağımız eve kalan 100 metrelik mesafeyi de yaya olarak yürümek zorunda kaldık.

Emine Ana daha doğrusu “Emine Ömür”, bizi avluya açılan evinin merdivenlerinin başında, bahçesindeki bekçi köpeği, tavukları, hindileri ve komşu tarlalarda karların erimesiyle yüzeye çıkan minik kardelen çiçekleri eşliğinde karşıladı. Hepimizin teker teker elini sıktı.

Un haline getirilen irmiğe şeker katılarak pişirilen “Umaç helvası”, Boğatepe köy kahvaltısına dahildi.

Evinin küçük salonunda masanın üzeri, erik ve ayva reçelinden bala, siyah-yeşil zeytinden gravyere, keteden ince ve dilim-dilim yoğrulmuş yufkaya, yumurtadan günlük taze sağılmış sıcak süte varıncaya kadar donanmıştı.

Daha önce hiç görmediğim “süt tatlısı” (sütten ve şekerden yapılır) ile “umaç helvası” (irmik un haline getirilip yufkaya sarılıp kavrulmuş hali) farklı tatlardı.

Kahvaltıdan çok aklımda kalan Emine Ömür’ün kişiliği ve köyüne dair anlattıklarıydı.

Kahvaltı yaptığımız evin balkonunda, Figen ve ODTÜ’lü arkadaşlarımızla Emine Ömür ile oğlu Adem Ömür’ün günün anısına bir de fotoğraflarını çektim.

Hele de yakın bir zaman önce işe ve okula giden Boğatepeli köylülerle dolu otobüse arkadan çarpan bir TIR’ın çoğu genç toplam 22 köylünün ölümüne yol açan feci trafik kazası, köydeki aileler için büyük felaket olmuş.

Boğatepe’de ölen 22 kişinin aylarca yası tutulmuş. Kazadan sonra köyden birçok aile, ya Kars’ ya da daha uzak şehirlere göç etmeye başlamış.

Köy neredeyse terk edilmiş bir durumda iken, İlhan Koçulu isimli bir girişimcinin çabasıyla bir atılım gerçekleştirilmiş köyde. Emine Ömür’ün kurucusu ve başkanı olduğu “Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği” kurulmuş. Kısa sürede dernek aracılığıyla köyün tarihini anlatan müzeyi kurmuşlar. Ürettikleri kaşar ve gravyer peynirinin kalitesini tanıtmaya girişmişler. Köylerindeki çöplerin toplanması ve uygun şekilde taşınmasını üstelenmişler. Birkaç ailede kadınlar, evlerinde kahvaltı vermeye, Kars’a gelen turistlere de bir şekilde ulaşmaya ve para kazanmaya başlamışlar.

Türkiye’de diğer sivil toplum örgütlerinin toplantılarına katılmışlar. Dünya ne kadar küçük! Emine Ömür’ün bize anlattığı o toplantılarla ilgili verdiği isimlerde, ODTÜ’lü arkadaşlarımızla da karşılaşmış olduğunu fark edince doğrusu bir sevinmiş, bir sevinmiştik ki!

Emine Ömür Türkiye’nin başka derneklerindeki insanların anlattıklarından, toplantılara katılan akademisyen ve gazetecilerden çok şey öğrenmiş. Ama onlara da köyündeki kendi deneyimlerini anlatmış ve takdir görmüş.

Malakanların köyde yaşadığı dönemden kalma, damı topraktan peynir imalathanesi, geçen yüzyıla inat hala sağlamdı.

Boğa tepe köyü, 220 civarındaki nüfusuyla Kars’ın turizmine de destek olmaya devam ediyor. Bugün Kars’a gelip de Boğatepe’ye gitmeyen yerli yabancı turist sayısı çok az. Kendisinden çok daha büyük köylerden, peyniriyle, kahvaltısıyla, organik tarım ve hayvancılığıyla, çok daha iyi tanınmış popüler bir Boğatepe var. Bunu da köylünün katılımıyla kurulan dernek çalışmalarına borçlular.

Deniz seviyesinden 2670 metre yüksekliğinde, hayvanların dışarıda otlatıldığı, ilaçsız tarımla üretilen saman balaları ile beslendiği, devletin karlı-çamurlu yollara mahkum edip uzaktan seyretmekle yetindiği köyün insanları, öyle görünüyordu ki şu ana kadar çok şey başarmışlar.

Emine Ömür 58 yaşında. Kocası, gelini ve oğlu ile binlerce kilometre uzaktan Kars’a gelen turistlerin ve gezginlerin mutlaka bir kez kahvaltı olsun yaptıkları bir yere dönüştürdüğü eviyle, başarı öyküsüne, köyünün dernek başkanı olarak imzasını atmış durumda. Onun gibi ismini öğrenemediğim kadınlar da köydeki evlerinde kahvaltı veriyor, sipariş üzerine kete, tatlı vb. köy işi ürünlerini üretip satıyorlar.

Boğatepe’nin kadınları köylerinde gelişen kahvaltı turizminin öncüleri.

Emine Ömür, katıldığı şehirler arası toplantılardan birisinde; “nasıl olur da evli eşinin yalnız olarak toplantıya katılmasına izin verebildiğini soran gazeteciye, bir kadının kocasının ne arkasında, ne de önünde, ama yanında durması gerektiğini, kendi yaşamından örnekler vererek dillendirmiş. “Bizim ailede izin yok ama karşılıklı güven var” deyivermiş.

Kars’a yolunuz düşerse eğer, mutlaka Boğatepeye, müzesine uğramayı ihmal etmeyin. Gravyerin hası burada ve peynir almadan köyden ayrılmayın. Emine ananın ya da bir başka Boğatepeli kadının evinde  kahvaltıyı yapın!

Deme o ki; Kars’a giderseniz eğer, Boğatepe’ye de gidin!

Yoksa Boğatepesiz Kars, eksik bir gezi olur!


(1)…Malakanlar, Rus Ortodoks Kilisesi’nden ayrılmış bir mezheptir. Malakanlar, Eski Ahit’i kutsal kitap olarak benimserler ve bu da Malakanlar için ‘ruhu besleyen süt’ gibidir. Zaten Malakanların adı da Rusça ‘süt’ anlamına gelen ‘moloko’ kelimesinden gelirmiş. Rus Çarı Petro´nun uygulamalarına karşı çıkarak oluşturulan, bir dinsel hareket ve yaşam tarzı olan Molokanizm’i bir hayat felsefesi olarak kabul ederler.

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı