Köşe Yazarları

Çakurmas’ı hatırladınız mı?


Milli davanın yarattığı mağdurlardan Panayodis Çakurmas…
13 Aralık 2000’de başlayan bir senaryo, Nisan 2001’de bitmişti…
Pile’de bir Türk Rum polisi tarafından “uyuşturucu kaçırıyor” gerekçesi ile tutuklanmıştı…
Kuzey’deki statüko o zaman karar verdi: “Biz de Rum tutuklayacağız…”
Kurban olarak da Panayodis Çakurmas seçilmişti.
Çakurmas, her sabah yaptığı gibi, Larnaka’yı geçti, “ekmek verdiği” Kıbrıslı Türk inşaat işçilerini almak için Beyarmudu Sınır Kapısı’na dayandı…
İşçilerin gelmesini beklerken polisler geldi.
Çakurmas’ı tuttular…
“Neden, ne yaptım?” sorusunun cevabı belliydi…
“Uyuşturucu satıyorsun…”
“Aman, zaman” demeye kalmadan, Çakurmas kendisini Mağusa’da buldu, tutuklu…
Pileli Türk, Larnaka’da yargılanırken, Çakurmas da Mağusa’da hakim karşısına çıkıyordu.
Tarih bir gün, “perde gerisi” ile yazacaktır bu mahkeme sürecini…
Film gibi başladı, film gibi bitti…
O dönemi düşünün…
Denktaş rejimi…
Askeri rejim…
Elçiliğin baskısı…
Yargı, o “statüko baskısından” yüzünün akı ile çıktı…
Ama yüzünün akı ile çıkana kadar da neler yaşamadı ki?
Düşünün ki, koca koca yargıçlar, önlerine gelen düzmece delillerle yüzleştiler…
Herkes de biliyordu ki, Çakurmas’ın tutuklanması, tutuklanan Kıbrıslı Türk’e karşılıktı…
Nitekim…
Güney’de yargılanan ve 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Kıbrıslı Türk, “afla” serbest bırakılıncaya kadar, statüko Çakurmas’ı Kuzey’de esir tuttu…
Ailesinden ayrı…
Çocuklarından ayrı…
Kardeşinden ayrı…
O günlerde, Zeki Erkut, “Fikrimin İnce Gülü” isimli köşesinde, Çakurmas’a şöyle seslenmişti:
“Aralık ayından beri düzmece bir senaryo ile tutuklu kalan Rum Panikos Çakurmas için Ağır Ceza Mahkememiz beraat kararı verdi.
Kelimenin tam anlamıyla ‘adalet yerini buldu’!

Her adımda, her duruşmada konuşulanlar, hele hele Çakurmas aleyhine getirilen Türk iddiaları, sıradan bir gazete okuyucunu dahi kandırmaya yeterli olamıyordu. Nitekim, iş o kadar ayağa düşmüştü ki herkes kendine göre hukuki bir yorum yapıyor ama yaptığı her yorumun sonunda Çakurmas’ın haksız yere tutuklandığına inanç belirtiyordu.
Daha ilginci, Türk kamuoyu belki de ilk kez bir Rum için, Türk otoritelerinin karşısına çıkıp olayın düzmece olduğunu ve Çakurmas’ın serbest bırakılması gerektiğini dile getiriyordu.

Demek ki koşulların hala yozlaştıramadığı, Denktaş’ın, Elçinin, Komutanın v.s hükmünün geçmediği bir adalet sistemimiz varmış! Hiç değilse şimdilik.

Anlamak zor değil tabii. Bir insanın yaşamının ya da özgürlüğünün ne önemi var? Önemli olan politika! Önemli olan Çakurmas’ı basamak yapıp yaklaşan genel seçimlere malzeme yapmak Çakurmas’ın tutukluluk hali sürseydi ne iyi olurdu değil mi? Şovenizm tırmandırılacak, olayla ilgili olarak dış dünya ayağa kaldırılacak, kampanyalar düzenlenecek, iki toplum arasında yaratılan güvensizlik derinleştirecek, barıştan biraz daha uzaklaşılacak v.s, v.s.
Bu oyun bozuldu.
Kıbrıs Türk adaleti Çakurmas’ı çirkin emellerine basamak yapmak isteyen çevrelerin hevesini kursağında bıraktı. Rum tarafından yükselen tepkiler başka bir şeyin göstergesi değil.

Sana geçmiş olsun Çakurmas. Burada yaşadığın acıları unutmaya yemin etmiş olsan bile hiç değilse şunu unutma: Türk toplumunda her şeye rağmen yozlaşmamakta direnen ve bunu peş peşe kanıtlayan bir adalet sistemi vardır.”
Çakurmas olayı üzerinden tamı tamına 13 yıl geçti.
Ne Çakurmas konuştu bu konuda, ne o dönemin Türk polisi… Ne de yargı mensupları…
Siyaset ise, “ayrılıkçı” ağırlığını devam ettiriyor, her iki tarafta da…
“Eroinci Rum” diye statükonun gazeteleri tarafından, Türkiye’de ve KKTC’de adeta linç edilmekteydi Çakurmas…
Bu acı Çakurmas’ın yanına kaldı.
Çakurmas’ın çilesi, 10 yıl hapis cezası alan Kıbrıslı Türk’ün “affedileceğinin” belirlenmesi ile son buldu…
Kıbrıslı Türk, 29 Eylül 2001’de serbest kaldı…
Çakurmas ise Haziran 2001’de…

///////////////////

////////////////////

Twitledim @husekmekci
Nasıl kabul edilebilir bir tır içinden mührü kırarak zehirli cennet hurmasını piyasaya sürmek istemek? O kadar sahipsiz bu ülke insanı… Burada görev yargıya düşüyor Bu insanlar bir daha ithalat yapamamalı, yapamamalı ki, kimse buna cesaret etmesin. İhbar olmasaydı ne olacaktı?

///////////////////////
Twitledi
Hüseyin Özgürgün ‏@Hseyinzgrgn
KKTC, 5 Haziran 2013 tarihinde UBP siz bir yönetimle tanıştı o gün bu gün mutluluğu, huzuru, yarınlarına ilişkin umudu unuttu.

//////////////////

İbrahim Özsoy’un 11’i
Spor yazarı olmak en kolay dönemlerinden birini yaşıyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak moda ya… Elbette gazeteciliğin de her alanına yansıyor.
Ortam Gazetesi’nde çalışıyordu, ben de Halkın Sesi’nde… Gençlik Gücü için bir yazı yazmıştım… Daha yaşım 17… Meslekte 30-35 yılını geride bırakan biriydi, “Ekmekçi daha 100 fırın ekmek isten” diye bir yazı yazmıştı… Öyle tanıştık. İyi ki de tanıştık. Altın gibi bir kalbi, sürekli gülen bir yüzü var. Özellikle, “fotoğraf” anlamında, döneminin en iyilerinden. Arşivi, kıskanılacak cinsten. Düşünsenize, Defteralı’dan Erbay Gönelli’ye, Ali Çetin Amcaoğlu’ndan Hüseyin Amcaoğlu’na kadar, tüm bu nesilleri sahada izledi. Fotoğraflarını çekti, yorum yazdı… Kıbrıs Türk basınına, Necati-Ahmet Özsoy gibi, iki değerli ve emekçi evlat bıraktı.
İbrahim Özsoy’dan bahsediyorum… Bir tarihin yakın şahidi İbrahim Özsoy, izlediği en iyi Kıbrıslı Türk ilk 11’ini sayfamız için hazırladı:
Mustafa Oraloğlu (MTG)
Yaşar Teyfikler/Gunni (Yenicami)
Hasan Kasnak – (Yenicami)
Raif Örtunç – (Yenicami)
Remzi Minci – (T.Ocağı)
Derviş Doğa – (Baf Ü.Y.)
Hasan Tanışık – (Doğan T.B.)
Alpay Volkan – (Baf Ü.Y.)
Özer Komando – (K.Kaymaklı)
Erbay Gönelli – (Gönyeli)
Mehmet Galliga – (MTG)

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı