Köşe Yazarları

Büyük ölçekli yatırımların kirlettiği Kıbrıs

Halil Paşa yazdı...


Annan Planı sonrası dönemde inşaat sektörü patlamıştı. CTP’nin Cumhurbaşkanlığı makamının yanı sıra büyük hükümet ortağı olduğu bu yıllarda adamızın kuzey yarısı betonlaşırken, sonrasında UBP’nin hükümete yeniden gelişiyle adamızın kuzey yarısında çevre başta olmak üzere her türlü kirlilik arttı.

Bu yıllar benim gibi pek çok arkadaşımın da çevre sorunlarına daha çok ilgi göstermemizin tetiklendiği bir döneme oldu.

Sivil toplum örgütleri ile inisiyatiflerde aktif olarak yer aldığım bu yıllarda çevre kirlenmesine karşı kendimi en çok da büyük ölçekli otel yatırımlarıyla mücadele ederken buldum. Birkaç bildiri ve eylemden sonra, siyasette solculuktan mürekkep “hainlik” ünvanımızın yanına, siyasetçi-bürokrat-otelci dayanışmasının tezahürü, “yatırımcı düşmanı” şanımız eklenmiş oldu.

Halbuki başta kıyılarımız olmak üzere çevremizi en çok kirleten de bu büyük ölçekli milyon poundların harcandığı beş yıldızlı büyük ölçekli otel yatırımlarıydı ya.

çevre kirliliği
Çöp ve molozlar toprağımızı, atıklar denizlerimizi, casinolar toplumumuzu “kirletti”

Neden çevreyi en çok bu beş yıldızlı casino-oteller kirletti?

Birinci nedeni, inşa edildikleri Girne, Mağusa, Karpaz, Alsancak ve Lapta kıyılarında hiçbir belediyenin henüz bir imar planı bile yoktu.  Bunu fırsat bilen yatırımcılar, yatırım maliyetlerini bir an önce karşılayabilmek için, bir yandan “gör beni göreyim seni” yaklaşımıyla bakanları ve bürokratları “ikna” ederlerken”, (ki “ikna” olmaya hazırdılar) diğer yandan da kendilerine daha çok kazanç getireceğini düşündükleri her türlü yasal kısıtlamayı ya çiğneyerek ya da kötüye kullanarak toprağı ve denizi kirlettiler.

Otel yatırımcılarının pek çoğu ÇED raporlarına da uymadı. Denize 100 metreye kadar inşaat yapılamaz kuralını çiğnerken, Çevre Dairesi tarafından kesilen komik cezalar nedeniyle lağım sularını denize akıtmakta bir sakınca görmediler. Siyasetçi ve bürokratlar da; “kamu malları kamu menfaati için kullanılır” ve iyi idare yasasının 3. Maddesinde “idare, yetkilerini ancak kamu yararı amacına uygun biçimde kullanabilir” diye belirtilmiş olmasına rağmen “büyük yatırımcıdır ürkütmeyelim” diye kamunun malını bu şirketlere peşkeş çekmekten çekinmediler. Hükümet-bakan-bürokrat triosu ile “paslaşmaktan” cesaretlenen bahse konu “büyük yatırımcılar”, yasa dışı fazladan kat çıkıp ucuz olsun diye de inşaatlarının molozlarını deniz kenarına ve üstelik tarihi ve arkeolojik eserlere zarar verecek şekilde dökmekten, hatta halkın yararlandığı plajlara otelleri adına el koymaktan çekinmediler. (2)

Bugün Türkiyeli yatırımcılar, adamızın en güzel plajlarında deniz içerisine iskele inşa edip üzerine tenteden odacıklar döşeyip yaz aylarında günlük kiralarla kazanç sağlamaya kadar işi vardırmışlar. Bugüne kadar tüm hükümet-bakan-bürokrat trioları ya bütün bu hukuksuzlukları görmezden gelmiş, ya da kitabına uydurup bizzat teşvik etmiştir.  Adamızın kuzeyinde pek çok olayda yasaların etrafından dolanma, yasaları kötüye kullanma vb. usulsüzlük, yolsuzluk, rüşvet gibi yasadışı ve yüz kızartıcı suçlar “yapanın yanına kar kalır” anlayışıyla 1983 yılındaki devlet ilanından bu yana, siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamımızın giderek daha çok içine yerleş(tiril)miştir.

kalavason köyü
Bir zamanlar Türklerin de yaşadığı köylerimizden Kalavason, şimdi Güney Kıbrıs’ta ekoturizme örnek bir köy.

Peki biz Kıbrıslı Türkleri nasıl bir turizm politikası daha az “kirletirdi”?

Her şeyden önce içinde yaşadığımız yüzyılda büyük ölçekli yatırımların, yakın gelecekte turizm sektöründe daha az talep görmesi beklenmektedir. Son yıllarda turizm veya kısa süreli iş vb. seyahatlerinde budget otels, bb (bed and breakfast), evinin tamamını veya bir odasını kısa dönemli kiralayan ve ev sahibi ile seyahat edenin bir araya geldiği ve tüm rezervasyon işlemlerinin web üzerinden tamamlandığı Airbnb uygulaması yükselen bir grafik çiziyordu.

Bunun bir nedeni de daha çok gezen orta ve yaşı geçkin kuşağın, daha az gürültülü, daha çok yeşil, çevre dostu, maliyeti düşük, sakin ve yavaş şehirlere ve mekanlara, özetle eko-turizme olan talebini artırmasıydı.

Covid-19 ile birlikte 700, 800 kişilik her şey dahil, üst üste yemek kuyruğuna girmiş insanların, topluca havuzlarda serinledikleri günler artık “turizmin arkaik yılları” olmaya aday.

Öte yandan Corona salgını dünyamızda yaşamın pek çok alanında bir milat olacak gibi. Örneğin bundan sonra artık turizmde sağlık faktörü öne çıkacak. Bunun için de seyahat eden turist, zaten pandemi öncesinde yeni şeyler görüp öğrenmenin ve yerel tatlara yönelmiş olmasına, eskisinden daha çok çevre kirliliği, hijyen, kaç kişiyle konaklayacağı vb. faktörleri de ekleyecek.

Büyük ölçekli beton bloklarda turizmin adamızın kuzeyinde de doyum noktasına (maksimum) ulaştığını, pandemi öncesi ve sonrası dünyada turizmin genel gidişatından da çıkarsamak mümkündür diye düşünüyorum.

Bağcılıktan şarapçılığa, yerel üretimin mahsulü yiyeceklerden yerli içkilere, el sanatlarından endemik bitki örtüsüne, tarihi eserlerinden yürüyüş ve bisiklet yollarına ve nihayet coğrafyamızın ürünleri tarafından desteklenmiş, kırsallarda ve köylerde onlarca ve yüzlerce küçük ölçeğin yer aldığı bir eko-turizm anlayışı…

Büyük ölçekli yatırımlar tarafından kirletilen adamızın kuzey yarısında ekonominin lokomotifi denen ve fakat siyasilerin uzun yıllar %2 bütçe ayırabildiği turizm sektöründe, eko-turizme ayrılacak mütevazi bir kamu desteğiyle, hem kendi ayakları üzerinde doğrulma, hem yaşamın pek çok alanında olabildiğince kirlenmenin önüne geçerek sosyal maliyeti azaltma, hem de lokal üretimi ve istihdamı teşvik edecek bir turizm ekonomisi yaratmak mümkündür.


  • 1. 2017 tarihinde gazetelerin yazması ve vatandaşların şikayeti üzerine Çevre Dairesi tarafından Elexus Otele kesilmek zorunda kalan iki asgari ücret tutarındaki cezayı hatırlayın.
  • Denize müdahalenin, moloz dökerek çevreyi kirletmenin yakın zaman öncesinde en iyi örneği Kaya Plazzo’da yaşanmıştır. Bununla birlikte 1974 öncesi ücretsiz girilen Acapulco dahil tüm plajlarımız şimdi artık beş yıldızlı otel sahiplerinin işgalindedir. Anayasal bir hak olmasına rağmen, vatandaşın ücret ödemeden plaja ulaşması mümkün değildir.

 


Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı