Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bundan sonrası Erdoğanlı Türkiye

Türkiye’de bundan 18 anayasa maddesinin içindeki bazı bentlerinde  değişiklikler olacak ama öncelikle şu sorulacak:

“Yüzde 51 “evet” oyu  ile bir ülkenin rejimi değişir mi?” Nüfusun bir yarısının “hayır” dediği gerçekte “parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçilebilir mi?” Geçilse de

Türkiye’nin “elit ve gelişmiş bölgelerinden” onay almamış üç büyük kentte “hayır” çıkmış bir sonuca karşın yeni Başkanlık rejimi sağlıklı ve barışçı şekilde uygulanabilir mi?

BİZE NE? “Bu Türkiye’nin kendi iç meselesidir. Biz Ankara ile ilişkilerimizin sağlık afiyetine bakar parasal yardımlarını cepler, gücünün güvencesinde yaşamaya devam ederiz…” Diyebilir miyiz?

HAYIR: Çünkü yeni rejim “Başkanlık Sistemidir ve başkan da nev’i şahsına münhasır, iki dudağı arasından çıkan  tek kelimeye bile kimsenin itirazı olmayan, olsa bile itiraz edemeyen, gerektiğinde dünya alemle  siyasi tartışmalara giren hem partisinin hem de devletin Başkanı Erdoğan’dır! Ve bu Erdoğan Başkan olarak “saltanatını süreceği güllük gülistanlık bir Türkiye”de değildir!                                                    “Kendi Cumhurbaşkanlığı döneminden kalma sorunların  devamı olan “FETÖ’den terörist saldırılara, Suriye’den İŞİD’e, AB, ABD ve Rusya ile olagelen mavfoşi ilişkilere ve de çözüm bekleyen Kıbrıs sorununa kadar tüm sorunları tek başına yüklenmek durumunda kalacağı bir Türkiye’de, yeni bir rejimin Başkanlık sisteminde “Başkanlığı” yüklenecektir… Daha ileri bir düşünce geliştirmeden bir nokta koyuyor        ve KKTC ile Kıbrıs siyasi sorununa dönüyorum.  çünkü Rum tarafı gitgide “çatışmacı, uzlaşmaz bir siyaset paranoyası ile sarmalanırken, bırakın çözümü artık 42 yıldır süregelen barışı da tehdit ediyor!”


                       

          ŞİRRETLEŞEN RUM TARAFI:

Geçen hafta Mağusa Namık Kemal meydanında bir sanat festivali vardı. (Allah kabul etsin, o ne berbat organizasyondu ama!) Çok rahatsız olduğum halde şöyle uğrayıp izleyim dedim, Sn. Akıncı da davetli.  Yanına yaklaşıp “Sn. Cumhurbaşkanım. Hadi bu Rum’un asıl amacını, müzakerelerde neye oynadığını çok iyi bilmenize karşın,  halka açıklamasını yapmıyorsunuz. Bari kulağıma fısıldayın da adınızı zikretmeden ben yazayım” düşüncesi sardıydı beni.. Azıcık bir “uygun” ortam yakalasam yapacaktım, çünkü:

HRİSTODULİDİS NE DİYOR?  Artık müzakere süreci  Rum’un sayesinde karpuz gibi ikiye bölündü. Biri masada diğeri medyada! (Henüz Kıbrıs’taki Rum Türk  siyasetçiler  mesaj ve muzırlıklarını, sosyal medya üzerinden duyurmak alışkanlığı edinmediler, varsa bir diyecekleri yazılı ve görsel basını kullanıyorlar!)   Geçtiğimiz hafta bu görev sözcü Kasudilis’e verildi. Adam Türkiye’yi işaretleyerek diyordu ki:                      Türk vatandaşlarına AB’nin 4 özgürlüğünü tanımak söz konusu değildir.

2004 deneyiminden biliyoruz müzakereleri takvimlendirmek tamamen yanlış hatta anlamsızdır!

Çok önemli bulduğumuz 4 Rum’a karşılık 1 Türk oranı yakınlaşmasının Cenevre’den sonra TC’nin inisiyatifi ile reddedilerek yerine 4 özgürlüklerin sürülmesi kabul edilemez, gereksiz çatışma yaratır,  Kopenhag kriterlerine de aykırıdır..

Öte yandan artık müzakerelere sadece damgasını vurmakla kalmayan, Rum tarafının yeni bir olmazsa olmazı haline gelen “Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgeleri” olayı tırmanırken; Kıbrıs’ın değil, Güney Rum Yönetimin “egemen bölgeleri” haline getirilmiştir.. Yani artık Rum tarafı hem Kuzey’e hem  TC’ye tehlikeli sularda ve tek başına balık avlamak istediğini duyururken, siz uzak durun mesajını vermiştir!

KISACA: Eide’nin de umudunu yitirdiği  müzakereler artık sadece Kıbrıs siyasi sorunun  çözümüne değil..  Türkiye-Kıbrıs  ilişkisi kurgulamasında da   bir Doğu Akdeniz sorununa dönüşme istidadı göstermektedir.

Buna karşın Sn. Akıncı’nın şu  gerçekçi söylemini, ben de  bir son söz  yapayım: “Federasyonlarda figüranlık değil, ortaklık olur.” Rum tarafı bu gerçeği anlamadan bu ülkede çözüm olmaz!

 


                        

ÜNİVERSİTELER DİYARINDA “CAHİLİYE DEVRİ!”

On dört üniversitenin yer aldığı 3 bin 550 kilometre karelik bir coğrafyada beklersiniz ki bu nedenle memleketin karakteristik özellikleri de  bu yapısallığın bir parçası olsun.

       Mesela İngiltere’de dünya çapında üne ulaşmış üniversiteler kenti  Oxford’a gittiğinizde  görürsünüz: Kent yaşamı, yapılaşması, istikrar ve sağlığı ile soluduğunuz havası hep üniversite kokuludur.. Elit ve yüksekte! Düzgün ve medeni!

KKTC’de 100 bin üniversiteli vardır. Tutun ki insanlarının bir yarısı üniversiteli… Ki buna Orta ve ilk dereceli okullarımızdaki elli bini aşkın öğrencilerle öğretmenler camiasını da eklediniz miydi KKTC’nin “ilim irfanla yıkanan  bir cennet” parçası olması gerekmez miydi?

       OYSA CEHENNEM! Artık ne zaman KKTC’deki bir sosyoekonomik sorunu sütunumuzda ayazlatmak gereğini duysak, ya “maalesef” ile başlarız yahut “üzüldüğümüzü” belirtmekle!  Çünkü olagelenleri kendimize layık görmüyoruz, utanıyoruz!                                Eh utanılmaz mı? Bir memleketin on dört üniversitesi varken, hâlâ yollardaki trafik nedeniyle  her gün ölümcül kazalara tosluyorsak! Uyuşturucuya yenik düşüyorsak!

Bir daha geri dönüşü olmayacak hayıflanmamızda kentlerimiz çarpık yapılaşmaların kurbanı olmuşlarsa!

Hâlâ pisliğin üstesinden gelememek bir yana içinde boğuluyorsak! Ve onca üniversitelileşmeye karşın dünyada en çok kanser vakalarının görüldüğü ülke olmaya devam ediyor, Sağlık Servislerimiz dökülüyor, fakat çaresini bulamıyorsak!

Aylardır Türkiye’den gelen suyu denize akıtırken kuraklıktan yakınıyorsak!

Hâlâ devleti  dolaylı vergiler üzerine oluşturulmuş insafsız gelirlerle  idame ettirmeye çalışıyorsak… Falan…

Ne işe yarar bu üniversiteler diye sormaz mısınız?

 


KISACA TAKILDIĞIM. HAYIR DİYEBİLEN TC’Lİ YURTTAŞLARIMIZ.)

Referandum nedeniyle KKTC’de 43 bin 479 kişinin oy kullandığı sandıklardan  yüzde 54.82 oranında “hayır,” yüzde 45.18 oranında “evet” çıktı.. “Şükür Allahım” dedim! Demek ki 42 yıl önce aramıza katılan TC kökenli insanlarımız bu süre içinde belki hâlâ “Kıbrıslı” olamadılar ama değişen kafa yapılarıyla Kıbrıslılık misyonunda, Erdoğan için oluşturulan bir referanduma  “evet” denemeyeceğin idrakine vardılar.. Önemli bir değişim..