Röportaj

Bu sorun çözülmek zorunda


 

KİMSE ZAMANA OYNAMAYACAK: Mavroyannis: Hiç kimsenin zamana oynamayacağı ile ilgili çok net bir anlayış var. Tam tersine, çok ciddi ve özlü bir şekilde, tüm konuları birbirine bağlı olarak görüşmek ve gerçek bir al-ver sürecine girmek konusunda büyük bir kararlılık içindeyiz

ŞARTLAR UYGUN: Mavroyannis: Artık daha rasyonel bir yaklaşımın benimsenmeye başlandı. Sanırım “eğer şu anda bir şey yapmazsak bir daha hiçbir şey yapamayacağız” anlayışı birçok insan tarafından paylaşılıyor. Bu da aciliyet hissi yaratıyor. Yani şu anda bütün uygun şartlar araya geldi

ENERJİ GÜVENLİĞİ TALEBİ: Mavroyannis: AB, Kıbrıs ve İsrail üzerinden enerji güvenliğine kavuşmak istiyor. Türkiye’nin de ihtiyaçları var. Bizler Kıbrıs’ta bir çözüm bularak yeni bir ortam yaratabiliriz. İnsanlar bazen bunu çok basite indirgeyerek, “Amerika doğal gaz istediği için Kıbrıs’ta çözüm istiyor” diyor. Bu çok yanlış

ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN KAYBEDİYORUZ: Mavroyannis: On yıllardır çözümsüzlük yüzünden kaybediyoruz ve bence insanlar bunu artık çok net şekilde kavrıyorlar. Çözümün faydaları çok açıktır. Açık fikirli ve yapıcı bir iş birliği içerisinde olmalıyız. İnsanları daha da bölerek bunu başaramayız

Esra AYGIN

Kıbrıslı Rum lider Nikos Anastasiadis’in müzakerecisi Andreas Mavroyannis, cuma günü Kıbrıslı Türk lider Derviş Eroğlu’nun müzakerecisi Kudret Özersay ile görüşmesinin hemen ardından, ayağının tozuyla Havadis Gazetesi’ne röportaj verdi.
Mavroyannis, iki tarafın çok ciddi ve kararlı bir şekilde yoğun bir müzakere sürecine girmeye hazırlandığını belirtti ve Kıbrıs’ta bir çözüm için şu anda tüm koşulların olgunlaşmış olduğunu vurguladı. Çözümsüzlüğün on yıllardır hem Kıbrıslı Türklere hem de Kıbrıslı Rumlara çok şey kaybettirdiğinin altını çizen Mavroyannis, çözümün Kıbrıs’ın potansiyelini ortaya çıkaracağını ve müreffeh, istikrarlı ve barış içinde bir ülke yaratacağını söyledi.

Geçtiğimiz hafta Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis ve Kıbrıslı Türk lider Eroğlu, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Ara Bölge’de bir araya gelerek müzakerelerin yaklaşık iki yıllık bir aradan sonra yeniden başlamasının önünü açan ve müzakerelerin çerçevesini çizen ortak açıklama üzerinde mutabık kaldıklarını duyurmuşlardı. Ortak açıklamanın kabul edilmesinin ardından cuma günü ilk kez bir araya gelen müzakereciler Mavroyannis ile Özersay, Ankara ve Atina’ya yapacakları çapraz ziyaretleri şubat ayının son haftasında gerçekleştirmeye karar verdiler. Müzakerecilerin bir sonraki görüşmesi çarşamba günü olacak.

Kudret Özersay ile ilk görüşmesinin çok iyi ve yapıcı bir ortamda gerçekleştiğini söyleyen Mavroyannis, müzakerelerin nasıl ilerleyeceği ile ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını ve çarşamba günü yeniden bir araya geleceklerini söyledi.

Soru: Müzakerecilerin bu süreçte çok sık bir araya gelmeleri bekleniyor. Planınız bu mu?
Mavroyannis: Evet kesinlikle. Bu konuda Kudret ile net bir fikir birliği içerisindeyiz. Bugünkü toplantıda da müzakerelerin mümkün olan en yoğun şekilde yürütülmesini istediğimizi karşılıklı olarak teyit ettik. Haftada iki kez bir araya gelmeyi planlıyoruz. Bu görüşmelerde meseleleri esaslı bir şekilde ele alacağız ve kaç saat içeride kalmamız gerekiyorsa, o kadar saat içeride kalacağız. Yani sadece görüşmüş olmak için görüşmeyeceğiz.

Hiç kimsenin zamana oynamayacağı ile ilgili çok net bir anlayış var

Soru: Bu müzakere sürecinin ne kadar süreceği ile ilgili bir öngörünüz var mı?
Mavroyannis: Hayır. Ancak, mümkün olan en kısa sürede ilerleme sağlamak için elimizden geleni yapmak konusunda iki tarafta da çok büyük bir kararlılık var. Tabii, müzakerelerin hızını ve ne kadar süreceğini ancak kat edilen ilerleme belirleyebilir. Biliyorsunuz, bazen bir kelimeye bile haftalarca veya aylarca takılabilirsiniz. Ancak, hiç kimsenin zamana oynamayacağı ile ilgili çok net bir anlayış var. Tam tersine, çok ciddi ve özlü bir şekilde, tüm konuları birbirine bağlı olarak görüşmek ve gerçek bir al-ver sürecine girmek konusunda büyük bir kararlılık içindeyiz. Biliyorsunuz, konuları geçmişte olduğu gibi sırayla görüştüğünüzde etkili bir al-ver sürecine girmek çok zordur. Ama konuları birbirine bağlı bir şekilde görüştüğünüzde, al-ver süreci çok daha kolay olur çünkü örneğin, bazen bir tarafın toprak konusundaki pozisyonu diğer tarafın yönetim ile veya güvenlik ve garantiler ile ilgili pozisyonuna bağlı olacaktır.

Soru: Yani bu yeni yöntem çerçevesinde her şeyi bir paket olarak mı ele alacaksınız?
Mavroyannis: Evet. Ortak açıklamada da yer alan yöntem budur. Geçtiğimiz müzakere süreçlerinde konuları sırayla ele almak gibi bir yaklaşım benimsenmişti. Ama bu yöntemde, günün sonunda belli konuları görüşüyorsunuz, diğer konulara ise hiç dokunmuyorsunuz. Bir taraf “şu konuyu görüşelim” derken, diğer taraf, “hayır, onu kenara koyalım sonra görüşelim” diyebiliyor. Bu da, bir kenara konmuş ve çözülememiş bir konular yığını meydana getiriyor. Yeni yöntem çerçevesinde her şeyi konuşacağız. Ve her şeyi birbirine bağlı şekilde konuşacağız. Aynı zamanda, konuları gerçek paydaşları ile konuşacağız. Örneğin, Sayın Anastasiadis Sayın Eroğlu’ndan güvenliklerle ilgili konuyu görüşmeyi talep ederse ve Sayın Eroğlu da “bu iyi bir fikir ama Türkiye olmadan güvenlik konusunu görüşemeyiz” derse, ben çıkıp Ankara’ya gideceğim ve konuyu orada ele alacağız.

Bütün uygun şartlar şu anda bir araya gelmiştir

Soru: Taraflar gerçekten bu kez ciddi ciddi bu sorunu çözmeye kararlı görünüyor. Ne değişti?
Mavroyannis: Bizim tarafta sonuç verici bir sürece girmek ile ilgili büyük bir kararlılık var. Ve sanıyorum ki diğer taraf için de aynı kararlılık söz konusu. Burada önemli olan, müzakere sürecini siyasi olaylardan tamamen izole edebilmek ve partiler üstü bir seviyeye çıkarabilmek. Yani sürekli sizde ya da bizde seçimler olacaktır, siyasi bazı gelişmeler olacaktır. Sürecin bunlardan izole bir şekilde ilerlemesi gerekiyor. Büyük resmi görebilmemiz gerekiyor. Eğer bir sonuca ulaşabilirsek, bunun bütün Kıbrıslıların faydasına olacağını, Doğu Akdeniz’de barış ve istikrara ve Kıbrıs ve Türkiye arasındaki ilişkilere büyük katkı yapacağını görebilmemiz gerekiyor. Tehditler ve olumsuzluklardan oluşan kısır döngüyü aşıp, bunun yerine olumlu yaklaşımları ve iş birliklerini getirebiliriz.

Soru: Bu benim sorumu cevaplamıyor. Bir anda her iki tarafı da bu kadar kararlı kılacak ne oldu? Neredeyse bir sihirli değnek dokunmuş gibi?
Mavroyannis: Bakın, ben geçmiş süreçlerde var olan kararlılığı sorgulamak istemiyorum. Ama bugüne kadar belki şartlar tam olarak olgunlaşmamıştı. Şu anda, iyi niyetli olan her kişinin Kıbrıs’ta bir çözümün faydalarını çok iyi kavradığına inanıyorum. Çözüm için herkesin çaba göstermesi gerektiğini kavradığına ve çözümün bu ülkenin potansiyelini ortaya çıkaracağını kavradığına inanıyorum. Elbette geçmişin travmaları ve yaraları kapandı diyemeyiz. Yaşanmışlıklara saygı göstermemiz gerekiyor. Ama sanıyorum artık daha rasyonel bir yaklaşımın benimsenmeye başladığı bir aşamaya geliyoruz. Ve buna ek olarak, sanırım “eğer şu anda bir şey yapmazsak bir daha hiçbir şey yapamayacağız” anlayışının birçok insan tarafından paylaşıldığını ve bunun da bir aciliyet hissi yarattığını düşünüyorum. Yani bütün uygun şartlar şu anda bir araya gelmiştir.

Yarım milyar Avrupalı ile bir arada olabilirken, kendi memleketimin insanları ile bir arada olamamayı nasıl kabul edebilirim

Soru: Çözüm tüm Kıbrıslılara fayda getirecek dediniz. Nedir çözümün faydaları?
Mavroyannis: Bu gerçek bir soru mu? Çözüm faydalarının ne olacağını bilmediğiniz için mi soruyorsunuz?

Toplumları nasıl ikna etmeyi planladığınızı merak ettiğim için soruyorum…
Mavroyannis: Bana sorarsanız çözümün faydaları çok açıktır. Eksik olan umuttur. 40 yıl süren çabaların ardından, insanlar artık umutlarını kaybetmişlerdir. Çözüm olabileceğine inanmıyorlar, çünkü çözüm çabalarının birçok kez başarısız olduğuna şahit oldular. Ancak, 21. yüzyılın koşulları ve Kıbrıs’ın AB’de olmasının yarattığı koşullar, yeni jeopolitik ortam ve insanların oydaşmacı bir toplumda bir arada yaşamaları fikri çözümü daha kolay kılabilecek şeylerdir. Ve tüm bunlar, çözümün ekonomik, siyasi ve sosyal faydalarını da çok daha belirgin hale getiriyor. Burada çok önemli bir şey daha söylemek istiyorum: Bugün Kıbrıs artık 50-60 yıl önceki Kıbrıs değil. Bugün Kıbrıs, Avrupa Birliği’ne üye olan açık bir toplum. Hükümet kontrolü altındaki bölgeleri düşünürseniz, burada yaşayan insanların üçte biri Kıbrıslı değil. Bizler artık homojen ve kapalı bir toplum değiliz. Açık bir toplumuz. Açık bir toplum da, kültürel farklılıklara çok daha kolay bir şekilde uyum sağlar ve bu farklılıkları ülkenin bir zenginliği olarak görür. Şu çok önemli: Ben, ahlaki olarak, yarım milyar Avrupalı ile bir arada olabilirken, kendi memleketimin insanları ile bir arada olamamayı nasıl kabul edebilirim? Bu rasyonel bir şey mi? Bunu anlamamız gerekiyor. Kıbrıslı Türkler bizim memleketimizin insanlarıdır. Yanlış anlamayın, bir İrlandalı veya bir Letonyalıya karşı hiçbir şeyim yok; ama benim onlarla mı daha çok ortak yanım var, yoksa Kıbrıslı Türklerle mi? Birçok milletle aynı Avrupa toplumunun bir parçası olarak birlikte olabiliyoruz, ama Kıbrıslı Türklerle birlikte olamıyor muyuz? Bunu nasıl açıklayabiliriz? Ahlaki olarak bunu kabullenemiyorum.

Enerji konularını ele almanın iki yolu var: Ya çatışmacı bir şekilde ele alırsınız, ya da iş birlikçi bir şekilde

Soru: Yeni jeopolitik ortamdan bahsettiniz. Doğal gazın etkilerini mi kastediyorsunuz?
Mavroyannis: Kısmen ama tamamen değil. Doğu Akdeniz’de işler değişiyor. Suriye’de, Lübnan’da, İsrail’de yeni gelişmeler var. Muhtemelen yakın bir gelecekte Orta Doğu barış sürecinde yeni gelişmelere şahit olacağız. Mısır değişiyor. İran değişiyor. Irak’ta yeni gelişmeler var. Ve tabii ki, bir de işin yeni bir enerji boyutu var. Bu da insanların bölgeye farklı bir bakış açısıyla yaklaşmasına neden oluyor. Tabii ki, Avrupa Birliği, Kıbrıs ve İsrail üzerinden daha büyük bir enerji güvenliğine kavuşmak istiyor. Türkiye’nin kendi ihtiyaçları var. Ve bizler Kıbrıs’ta bir çözüm bularak burada yeni bir ortam yaratabiliriz. Ama insanlar bazen bunu çok basite indirgeyerek, “Amerika doğal gaz istediği için Kıbrıs’ta çözüm istiyor” diyor. Bu çok yanlış. Bütün doğu Akdeniz’deki tahmini doğal gaz miktarı, Amerika’da tek bir bölgede çıkarılmaya başlanan kaya gazı miktarına yetişemez. Evet doğalgaz işin bir parçası. Ama gerçekçi olalım, biz dünya enerji piyasalarındaki dengeleri değiştirebilecek doğal gaza sahip değiliz. Biraz ölçülü olmamız gerekiyor. Bu işin bir tarafı. Diğer taraftan, enerji konularını ele almanın iki yolu var. Ya çatışmacı bir şekilde ele alırsınız ve tabii ki bunun sonucunda herkes kaybeder… Yani Kıbrıs, İsrail, Lübnan, Mısır ve Yunanistan’ın Avrupa’ya alternatif bir hat oluşturduğunu ve bir güney koridoru oluşturduğunu düşünün. Bu Türkiye’nin hiç hoşuna gitmeyecek olan bir şeydir ve elbette ki çatışmacı bir yaklaşımın sonucudur. Ya da, çatışmacı bir yaklaşım yerine, iş birlikçi bir yaklaşım benimseyebilirsiniz. Ve bu iş birlikçi yaklaşım sonucunda da herkes kazanır. İşte bu iş birlikçi yaklaşım için Kıbrıs’ta çözümün olması şarttır.

On yıllardır çözümsüzlük yüzünden kaybediyoruz

Soru: Ortak açıklamaya göre suçlama oyunundan kaçacaksınız ve hakları çözüme hazırlayacaksınız. Bunu daha önce kimse başaramadı. Siz nasıl başaracaksınız?
Mavroyannis: Öncelikle taraflar birbirleri ile ilgili eleştirel söylemlerden kaçınacak ve gelecekte ne olması gerektiğine odaklanacaklar. Halkların hazırlanmasına gelince; görüşmelerde bir dereceye kadar gizliliğin olması gerekiyor. Her görüşmenin ardından çıkıp da “biz onu dedik Türk tarafı bunu dedi, biz kendimizi böyle savunduk” diye anlatamayız. Bu, ortamı gerer. Belli bir derece gizlilik ve karşılıklı güvene ihtiyacımız var ki, her şeyi açık ve dürüst bir şekilde konuşabilelim. Ama bunu yaparken, halka şeffaf bir biçimde, neyi amaçladığımızı anlatacağız. Çözümün faydalarını ve çözümsüzlükle neleri kaybedeceğimizi anlatacağız. On yıllardır çözümsüzlük yüzünden kaybediyoruz ve bence insanlar bunu artık çok net şekilde kavrıyorlar. Çözümün faydaları çok açıktır. Açık fikirli ve yapıcı bir işbirliği içerisinde olmalıyız. İnsanları daha da bölerek bunu başaramayız.

Soru: Siz Annan Planı’nı hazırlayan ekipteydiniz ve sonra Annan Planı’na “hayır” dediniz. Samimi bir şekilde çözüm istediğinize nasıl inanabilirim?
Mavroyannis: Ben Annan Planı’nı müzakere ederken plana karşı değildim. Sürecin sonunda, BM tarafından yapılan hakemlik sonucunda ortaya çıkan plana karşıydım. Bu plan Kıbrıs Rum toplumunun asgari ihtiyaçlarına cevap vermiyordu. Ben dürüst davranmak zorundaydım. Sürecin içindeydim ve insanları kandıramazdım. Hislerimi söyleme yükümlülüğüm vardı. Bu çözüme karşı olduğum anlamına gelmiyor. Sadece, o spesifik planın Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu düşünmüyordum. Biz o dönemde çözüme ulaşabilmek için çok çalıştık. Biz aylar, yıllar boyunca bu plan için çalıştık. Ve elbette bunu, planı çöpe atmak amacıyla yapmadık. Bizler New York’ta Birleşmiş Milletler’e boşlukları doldurmanın yanı sıra, planın her iki toplum tarafından kabul edilmesini sağlamak için gerekli değişiklikleri yapma rolünü verdik. Plan iki lider tarafından değil, BM’nin hakemliği ile nihai şekline getirildi. Ve sonuçta kabul edilebilir bir plan ortaya çıkmadı. Şimdi durum tamamıyla farklı, çünkü sadece liderlerin üzerinde mutabık kaldığı bir anlaşma referanduma sunulacak.

Soru: Kıbrıslı Türklere bir mesajınız var mı?
Mavroyannis: Ortak bir gelecek yaratmak ve tüm Kıbrıslıların haklarına saygı gösterilen, birbirimizi, ülkemizi ve Avrupa’yı daha müreffeh kıldığımız, açık, Avrupalı, zengin bir toplum yaratmak hepimiz ortak sorumluluğudur. Bunu başarabiliriz.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı