Poli

Bu Karar Dini Özgürlükler Sicilimizi Bozar Mı?


 

Kıbrıs’ta 1958 yılında açığa çıkan toplumlararası tehdit, çatışma ve göçlerin geride bıraktığı kültürel mirasın korunması için görev üstlenen “Kültürel Miras Teknik Komitesi” 9 yıldır aralıksız çalışıyor. Komite, hem iki tarafın otoriteleri hem de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin ilgili birimleri tarafından oldukça başarılı bulunuyor. Kimi gözlemcilere göre; komitenin karar altına alıp ürettiği sonuçlar, yıllardır görüşmeler yapıp sonuç elde etmeleri beklenen toplum liderlerinin ürettiklerinden çok daha fazla ve üstelik kalıcı. Gerek Kuzey’de, gerekse Güney’de kalmış pek çok değerli tarihi yapı komite sayesinde tekrar hayata dönmüş, asli görevlerine yeniden kavuşmayı bekliyor. Yeterli mali kaynak sağlanabilirse, Kıbrıs’ta rahatsızlık ve endişe uyandıran bu insani ve kültürel sorunun orta vadede ortadan kaldırılması mümkün.

Kültürel Miras Teknik Komitesi, tarihsel değeri yüksek ve tanınmış pek çok yapıyı yüksek bir uzmanlık seviyesinde renove etmiş. Bizim tanıdıklarımız arasında, Bedesten, Othello Kalesi, Hala Sultan Tekkesi ve Camii, Arabahmet bölgesinde Ermeni Manastırı, Limasol ve Baf’taki camiler, Apostolos Andreas Manastırı gibi pek çok dini ve tarihi yerler var. Liste çok geniş ve Roma dönemi eserlerine kadar uzanıyor.

Komitenin bu hayata döndürme operasyonu sonucu karşılıklı olarak çok sayıda cami ve kilisenin de tamir edilmiş olması, her iki toplumdaki din adamlarını da harekete geçirmiş. 2009 yıldan beridir, Birleşmiş Milletler’in de destek verdiği “Dinler Arası Diyalog” platformu, sadece ana akım Hıristiyan ve Müslümanları değil, Kıbrıs’ta anayasanın dinsel azınlık olarak tanıdığı Katolik Maronitler ve Ortodoks Ermenileri de bu sürece dahil etmiş. Dini liderlerin sağladıkları iyileştirici ortam sonucu ise karşılıklı olarak dini mekanların ziyaret edilmesi ve dinsel törenler yapılmasının yolu açılmış.

Bütün bu gelişmemelere rağmen, durumun Kıbrıs’taki dindarları bütünü ile memnun ettiği söylenemez. Geçtiğimiz Perşembe akşamı, Güney Lefkoşa’daki Bayraktar Camii’nde Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu oluşturduğu mütevazi cemaati ile düzenlediği zikir ayinini izlemek üzere ziyaret ettiğimiz İmam Şakir Alemdar, Güney’deki otoritenin bazı uygulamalarından rahatsız. İmam Şakir, Güney’de ibadete açık bulundurulan 8 camiden 4’ünün ( Bayraktar Camisi, Dali Köy Camisi, Hala Sultan Tekkesi ve Limasol Köprülü Camii) kontrolünün kendilerinde olduğunu söylüyor. Diğerleri Güney’de yaşayan diğer Müslümanların kullanımına ait.  Ancak “ibadete hazır hale getirilmiş pek çok caminin anahtarları henüz bize teslim edilmedi” diyor. Bu camilerin bazılarında eski eser niteliğine dokunulamayacağı ileri sürülerek abdest alma düzeneğinin oluşturulmasına izin verilmiyor. Hala Sultan Tekkesi’nin müze olma statüsü devam ediyor ve bu durum cemaatın sadece mesai saatleri içerisinde günde iki defa namaz kılabilmelerine imkan sağlıyor. Bu sorunlara karşın, hizmete açık camilerde ibadet edilmesine herhangi bir sınırlama getirilmiyor.

Hatırlatmak gerekiyor ki; Güneydeki camilerin mülkiyeti Evkaf İdaresi’ne ait ve şimdiki durumda Güney’deki bütün Kıbrıs Türk malları gibi “Kıbrıs Türk Vasiliği”nce yönetiliyor.

Dini özgürlükler alanında tarafların tutumları, bazı uluslararası kuruluşlarca sürekli izleniyor. ABD’nin her yıl yayınladığı Dünya Dini Özgürlükler Raporu da bunlardan biri. Rapor, halen devam eden yıkıcı sorunlara karşın son yıllarda yaşanan olumlu atmosferi tespit etmiş.

dinler arasi diyalog (1)

Özellikle ibadet yerlerinin yeniden düzenlenmesi, ibadet maksadı ile karşılıklı geçişlere ve ibadetlere olanak tanınması ve Kıbrıs’taki farklı inançları temsilen dini liderler arasında pratik sorunların çözümü ve işbirliği konularında Dinler Arası Diyalog ortamının halen devam ediyor olması olumlu karşılanan faaliyetler.  Özellikle son üç yıldan beridir aralarında Türkiye kökenlilerin de bulunduğu biner kişilik dindar kafilelerin Larnaka’da bulunan Hala Sultan Tekkesi’ni Müslümanlarca kutsal sayılan Mevlit kandili’nde ziyaret ve ibadet etmelerine olanak tanınması, buna karşılık Kuzey’de kalmış ve 1974’ten beridir ziyaret ve ibadet edilemeyen pek çok kilisenin Güney’li Hıristiyanlara bir seferliğine dahi olsa açılmış olması raporda yeni ve olumlu gelişmeler olarak kaydediliyor.

Yerel kaynaklar, 2015 yılında Kıbrıslı Rumların ve Maronitlerin Kuzey’de kalmış çeşitli kiliselerde ayin yapmak için 128 müracaat yaptıklarını, bunlardan 96 adet müracaatın uygun görülerek gerçekleştiğini söylemektedirler. Bu rakam, 2016’nın ilk yarısında 70 müracaata karşılık 54 kabul kararı verildiği yönündedir. Ayni kaynak, bu rakamların KKTC tarihi boyunca yaşanmış en yüksek rakamlar olduğunu ve bu sonucun, uluslar arası kuruluşların raporlarında KKTC için yer alan dini özgürlüklerin kullanımı yönünde küçük düşürücü ifadeleri büyük ölçüde ortadan kaldırdığını söylemektedir.

Ancak ne var ki; Henüz iki ay önce kurulan ve kendilerine yönelik kanaatler dışında ne yapacakları yönünde ancak tahmin yapılabilecek olan hükümetin Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Güneyli Hıristiyanların Kuzey’de kalmış ibadet yerlerindeki faaliyetlerine yönelik bir dizi kısıtlamaların getirileceğini açıkladı. Bakan, üç ana kilisenin dışında (Apostolos Andreas, St. Barnabas ve St Mamas) kalan kiliselerde, senede sadece bir defa, “isim günü”, “paskalya” ya da “noel” dönemlerinde ziyaret ve ibadet edilebileceğini, bunun hangi günde olabileceğini Hıristiyanların kendilerinin belirleyebileceğini söyledi. Bu yeni kısıtlayıcı önlemlerin nedenini soran muhalif milletvekiline ise verdiği cevap beklenmedik türdendi: “Bu alanı disipline etmek gerekiyor.  Çok masum görünen dini ibadetler edebiyle, istismar edilmeden yapılsa söyleyecek bir şeyimiz kalmazdı.”  Bakan bu açıklamayı yapmasına yaptı ama “edep dışı” ve “istismar edilen” dini ritüellerin hangileri olduğu konusuna açıklık getirmedi. Bu yönde sorulan sorulara da cevap vermedi.

Bakan Ertuğruloğlu’nun “kısıtlama olarak algılanmaması gerekir” dediği yeni önlemleri, nedense Güney’deki yönetim ve başpiskoposluk tarafından sessizce karşılandı. Bunun nedenini sorduğumuz eski bir dışişleri yetkilisi, son birkaç yıldan beridir dini özgürlükler alanında karşılıklı olarak yaşanan olumlu atmosferin, Güney’deki otoriteleri çok da mutlu etmediğini çünkü uluslar arası kurumlara yönelik yapılan KKTC şikayetlerinde bir azalma olduğunun belirlendiğini söyledi. “Güney’dekiler bir süreden beridir böylesi bir fırsat bekliyorlardı. Muhtemelen bu adımı, ibadet hakkı ihlali olarak kayda geçirip özellikle Türkiye’yi engelleyici davranmakla suçlayıp diplomatik ve hukuki girişimlerde bulunacaklar”

Bu adıma yenilerinin eklenip eklenmeyeceğini veya mevcut dinler arası diyalog ortamına nasıl bir etki yaratacağını kestirmek zor. Ancak KKTC’de farklı kurumların birbirleri ile iletişimsiz olarak farklı yönlerde çalıştıkları da bir gerçek. Karşılıklı müracaatların kriterlerinin neler olabileceğinin belirlenmesini diyalog ortamına bırakmadan hükümetin tek taraflı olarak attığı adım, ortak çalışma yürüten müftülüğü zor durumda bırakabilir. Dahası, askeri makamların iyi bir örnek olarak Ay Marina (Gürpınar) köyünde Maronitlere yönelik yürüttükleri geriye dönüş projesini olumsuz yönde etkileyebilir. Halen askeri alan içerisinde kalan köyü 1958 yılında terk eden Kıbrıslı Türkleri ve 1974 yılında göç eden Maronitleri davet ederek yeniden bir arada yaşama yönelik, dini mekanların, mezarlıkların ve ortak alanların yeniden düzenlenmesi çalışmaları bu kararla inandırıcılığını kaybedebilir. Yeniden ibadete açılması öngörülen kiliseye ibadet kısıntısının konacağının açıklanması samimiyetten uzak nitelendirilebilir.  Zaten Dışişleri Bakanlığı’nın kısıntıya uğramayacak kiliseler arasında Kormacit köyü kilisesinin sayılmaması Maronit topluluk arasında şimdiden bir kuşku oluşmasına yetti bile.

Bakan Ertuğruloğlu’na aldığı bu karar üzerine en sert tepki Mağusa İnsiyatifi’nden geldi. “Mağusa Surlariçi’nde düzenlenen ayine 5 bini aşkın Rum katıldı ve hiçbir sorun kaydedilmedi” diyen İnsiyatif, alınan kararda Ertuğruloğlu’nun ideolojik saplantılarının rolü olduğunu ileri sürdü. “1999-2003 yılları arasında karşılıklı geçiş kapılarının henüz açık olmadığı dönemde Ledra Palas Otel’de gerçekleştirilen iki toplumlu etkinliklere, yine makamını kullanarak türettiği formalitelerle katılımı engellemeye çalışan Ertuğruloğlu’nu zaten unutmamıştık” diyen İnsiyatif, yeni bir gerginlik dönemine girmekte olduğumuz uyarısı yaptı. Şimdilik hükümet tarafından da destek bulan bu sınırlamanın ne kadar süreceğini ve ne şekil alacağını zaman gösterecek.

 

ABD 2014 Uluslararası Din Özgürlüğü Raporu’ndan: 

Kuzey Kıbrıs’ta 2013 tarihli nüfus sayımı verilerine göre Kıbrıslı Türklerin yönetimindeki bölgede nüfus 286,257‘dir ve söz konusu nüfus verilerinde dine göre bir dağılım bulunmamaktadır. Sosyologlar nüfusun %98‘inin Sünni Müslüman olduğunu  tahmin etmektedirler. 10.000 ila 12.000 arasında Türk, Kürt ve Arap kökenli göçmen işçinin Alevi Müslüman oldukları tahmin edilmektedir ve İslamiyet’in diğer mezheplerine ait az sayıda başka insanlar da vardır. Diğer küçük gruplar arasında yaklaşık olarak

330 Kıbrıs Yunan Ortodoks Kilisesi mensubu, 200 Rus Ortodoks Kilisesi mensubu, 150 Bahai, 100 Katolik Maronit Kilisesi mensubu, 180 Anglikan, İsrail dışında yaşayan 150 Yahudi, 300 Türkçe konuşan Protestan ve 40 Yehova Şahidi vardır. Ağırlıklı olarak Pentekostal ve RomaKatolik’i olan450 kadar da Afrikalı öğrenci vardır.




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı