Köşe Yazarları

Brunson olayının hatırlattıkları..

Türkiye’nin  Amerikalı papaz Brunson’u  ev hapsinde tutmaya devam etmesinin kendi hukukuna saygısı yönünden onlarca sebebi olabilir. Serbest bırakılması “yargının işi..”

Ancak Brunson’un serbest bırakılmasını gerektirecek çok daha ciddi bir olay vardır. “Türkiye’nin ve Türk halkının yaşamsal ölçülerdeki çıkarları..” Nitekim ABD’nin Ulusal Güvenlik Bakanı Bolton da diyor ki “Brunson serbest bırakılırsa kriz anında son erer!..”

ŞİMDİ iki elinizi çenenize dayar ve başlarsınız düşünmeye.

      “Brunson eninde sonunda yargılanacak ve muhtemelen (şu andaki suçlamalara göre) mahkûm edilecek! Sonuçta çılgın Trump Türkiye’yi bu günkü krizlerden çok daha ağırlarına düşürmek için elinden geleni yapacak… Faturasını ise Türk insanı ile Türkiye ekonomisi ödeyecek!” (Kaziye bu.)

ŞİMDİ geldik “yüce Türk milletiyle Türk halkının yüce çıkarları uğruna (Ki bu durumlarda hep “yüce” dendiği için diyoruz biz de) fedakârlıkta bulunmaya:

      Tutun ki Brunson  serbest bırakıldı ve Amerikan yaptırımları sonlandı. Türk halkı rahat  bir nefes aldı, Modis gibi derecelendirme kurumları TC’nin notunu hemen yükseltti!

Fakattt:  Geride, “meğer Türkiye enten püftenmiş, ciddiye alınacak tek yanı yokmuş” imajına çakılı kapkara bir leke kalmaz mı? Ki böyle bir olaydan sonra Yunanistan’a bile “höst” diyemeyecek kadar!

“Kaldı ki Amerika’ya böylesi ağır bir ödünü veren Türkiye, Kıbrıs ve ötesi sorunlarda da hay hayda ödünler vermez mi?

…KIBRIS sorununa kadar gelmişken Brunson olayından kaynaklı krizin yarattığı bize ait  şu “çağrışıma” da bakalım:

      Eğer isteseydik Rum-Yunan tarafının bugüne kadar istediği ödünleri verir sorunu çoktan çözerdik. Nitekim Annan planına “evet” demekle “çözüm” uğruna Kuzey’den ve adadaki   “varlığımızdan” ne kadar çok ödün verebileceğimizin ispatını çaktıktı.

      BİR gün müzakereler başlarsa önümüzde yine  iki seçenek olacaktır.

Birincisi çözümsüzlükten  kaynaklı sorunlarımızı çözmek uğruna Rum tarafının istediği ödünleri vermek?            İkincisi, Rum halkı ile birleşik Kıbrıs efkârında  yaşayabileceğimiz inancıyla Türkiyesiz Kuzey  koşulunu kabul etmek!..        Bunların  sonucunda da “bu ödünleri  “Kıbrıs Türk halkının yüce çıkarları için verdik” diyeceğiz  değil mi?

ÇÖZÜM aşamasına gelir miyiz bilmiyorum. Ancak eğer şahsiyetli, şerefli, kendi içimizde bağımsız ve egemen bir devlet olamayacaksak ve Rum’un insafına kalacaksak çekiverin bu davanın kuyruğunu!                                                                                  **********

UMUTSUZLUKLAR ARTARKEN İSTİKRAR OLMAZ!

“Savaşlardan çıkan toplumlar,” “gelişmekte olan toplumlar,” “kalkınmışlar…”       Falan derken anlıyoruz ki yoklukta da  varlıkta da asıl olan “yaşama sevgisiyle direncini kaybetmemektir!”

Çaresizlik insan hayatını viraneye çeviriyorsa “umutsuzluk” da yıkar!

Bu nedenle devletler için  “istikrar” çok önemlidir. Hem   insan ruhunun sağlığı, hem de devletin kalkınıp yücelmesi için..

      (Yazık ama:  Kıbrıs Türk halkı hâlâ “istikrardan” yoksundur ve bu nedenle çaresiz, umutsuzdur! Kaldı ki “çözümü” çok istemek de o “istikrarı” aradığımız içindir..)                                                   NİTEKİM hükümet bu “istikrarı sağama” kuşkusundan olmalı “tedbirler” aldı. Fakat hiç biri (olağanüstü koşullar için de olsa) toplumu ileriye taşıyacak, büyütüp geliştirecek kabiliyette değil!    Aksine KKTC yurttaşlarını “hizaya” getirmeyi, kanun ve nizamlara uymalarını gözetmekte!                                                             Bazı mülk sahipleri cezalandırılırken, yabancılara daha çok daire satın alma hakkı tanınmakta!                                        Buna karşın bilançolarını ödemeyenlere af çıkartılmakta!

Yerel işgücü desteklenecek denmekte ama “nasıl olacağı” bilinmemekte!

Elektrikte çoklu tarifeden söz edilmekte..

KISACA sanırsınız ki hükümet “öğretmen” olmuş,  bir sınıf dolusu öğrenciyi  disipline etmek için çabalıyor!

      Pekala ama  “vermeden almak Allah’a mahsus” da olsa “seçilmişlere” sormalı önce! “ne verdiniz ki istiyorsunuz?”

Sadece bugünün Erhürman hükümeti için değil, tüm gelip geçen hükümetler için sorulmalı:  İşi, aşı, yaşam hakkını” bile siyasi iktidar partilerinin “seçim oyları” haline getirmediniz mi?

Rant ekonomisi, arazi spekülasyonları yaratmadınız mı?..

Çok kısaca: Her gelen iktidar partizanlık yapmadı, kendi yandaşlarına kıyaklar çekmedi mi?

Ha başka türlü olabilir miydi? Bugüne kadar örneği görülmedi, öyleyse “hayır olamazdı!”

FAKAT insaf! Bu hükümetler;  Türkiye’nin 1958’lerden beridir sürdürdüğü parasal yardımlarına, fiilen katıldığı alt yapı projelerimize, mali ve ekonomik protokollerin gerçekleştirilmesi çabalarına, Geçitköy’e akıttığı suya… Karşın yapamadılar,  KKTC’i değiştiremediler..

      O kadar ki  Erhürman hükümetinin “tedbirleri” bile “değişmemekte inat eden  KKTC’i” artık terbiye etmek üzerine bir “ültimatom” oluverdi!

“Umutsuzluk yıkar” dedimdi!  İşinsanı için “istikrar”  çok önemli. Yanına bile yaklaşamıyoruz! Sonunda kendimizi kadere teslim ediyoruz!  Bu devletin en büyük talihsizliği olmalı!                                                               **********

KISACA TAKILDIKLARIM: (YUNANİSTAN’IN MASKARALIĞI!)

Yunanistan’ın gene biti kanlandı.  Oysa daha kısa süre önce Türkiye’de tutuklu iki askerini iade etmiş başta Çipras olmak üzere AB teşekkürlerini sunmuşlardı..

…Biz de “hah” dedikti.  Belki bu tip olaylar iki ülke arasındaki husumeti bertaraf eder, yeni dostluklara vesile olur.

Domuzun kuyruğu doğrulmaz ama! Bir süre önce  Yunanistan adeta TC’nin inadına  bazı sığınmacılardan bir  teröristi daha korumasına aldı! Hem de yargı kararıyla!

Yeter ki TC-Yunan ilişkileri hep gergin kalsın!.. Yunanistan böyle davranacaksa kalsın vallahi!

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı