Köşe Yazarları

BÖYLE HAVALARDA KIŞ







Bulutlar sevinçle dağlara indiğinde ve toprak yağmurla buluştuğunda ve yeşil kendi rengiyle coştuğunda ve Lefkoşa’ya kış rüzgarları kuzeyden estiğinde, esnaf, dükkanında içeriye çekilip bir köşede oturur, yağmurun sesini dinleyerek müşteri beklerdi.




O sırada fotoğrafçı Ümit’in dükkanında karanlık oda vaktidir: Kırmızı ışık altında fotoğraf kartlarında beliren siyah beyaz görüntüleri tam zamanında dondurmak bir ustalık işiydi.



Genellikle yağmur ilkin Boğaz’a düşer, aradan çok geçmeden kuzey rüzgarları ile Lefkoşa’ya doğru hareketlenen bulutlar kenti sarar ve yağmurlar neşeli neşeli ıslatırdı her yeri.

Bu vakitlerde Boğaz’dan Lefkoşa’ya bakıldığında yeşile gömülmüş ovalar ve tarlalar “uçan halı” gibi görünür, o uçan halı üzerindeki gonnara çalılıkları halıyı süsleyen beneklere dönüşür ve yeşil tablo kentin neredeyse surlarına kadar uzanırdı.

Neşeli yağmurlarda bisiklet tamircisi Kemal Köse öteberisini içeriye almak için acele etmez, kürekleri aheste çekerdi.

Sakin ve tenha Girne Caddesi’nde araba ve bisiklet kalabalığı olmaz, trafik iki yönden akar, pardesülü memurlar telaşsız bir şekilde dairlerine gidip gelirlerdi.

Bu havalarda güneş yer yer kararmış bulutların ardında gizlenir ve bulutların parçalanmasını beklerdi, ki bu her an olabilir ve yüzünü bulutların arasından gösterebilirdi.

Neşe Karaböcek şarkılarının sıklıkla dinlendiği zamanlardı ama zaman durmak bilmez ağır da olsa akıp giderdi; Neşe Karaböcek’in sesi yer yer yağmurun sesine benzerdi.

Sessizliğin bir kitap gibi okunduğu bu dönemlerde, günlerden eğer Cuma değilse tek kalabalık yerler kahvehanelerde oluşur ve geride kalan sokaklar terk edilmiş bir kentin sokaklarını andırırdı; bu sokaklar nerdeyse yüzyıllardır hep aynı sokaklardı ve öyle evler vardı ki yüzyılını doldurmuşlardı.

Kandiller ve zeytin yapraklarıyla tütsülenirdi sokaklar.

Venedik döneminde geniş cadde ve meydanların etrafına kondurulmuş taş evler ve bu evlerin taş balkon ve pencereleri kente bir Ortaçağ Avrupası görüntüsü verirken, daha sonraki fetihlerle bu görüntü bozulmuş, o taş evler yıkılıp dökülmüş, yerine bitişik usulde kerpiçten evlerle oluşturulan dar sokak ve mahallelerden ibaret doğulu bir kent ortaya çıkmıştı.

Ocak ayının son günleri kış ayının en çetin günleri olurdu.

Yaz aylarında bulutların hareketini gözlemleyen yerel çiftçiler takip eden yılda yağmurlu günlerin ne zaman olacağını tahmin ettikleri ve adına Minallaya Takvimi dedikleri takvim tutar mıydı ve onların tahminleri ile radyo ve gazetelerden duyurulan günlük hava tahminleri örtüşür müydü bilinmez. Ancak bugünden geçmişe bakıldığında, geçmişte kış aylarının daha yağmurlu ve daha soğuk geçtiğini söylemek mümkün ve içinde yaşadığımız kış mevsimi o dönemleri anımsatıyor.

Fakat artık ne fotoğrafçı Ümit var ne Köse; ne o tenha caddeler var ne o uçan halı ve ne o pardesülü memurlar.

Tek olan o sokaklar, yani, Venedik’ten bozma o surlariçi kent, ki günümüzde böyle kış yağmurlarına dayanamayıp yüzyıldır ayakta duran evleri çoktandır tek tek çöküp gitmekte…









Başa dön tuşu