Köşe Yazarları

Bir gazetgecinin anılarından


Sene 1950’ler.

Sedat Simavi’nin Hürriyet gazetesini çıkarmaya başladığı yıllar.

O dönemlerde Kıbrıs yeni bir tartışmanın içindedir; bu tartışmalar karanlık günleri getirmeye aday.

Rum ahali önce AKEL öncülüğünde daha sonra kilise insiyatifinde plebisit yaparlar.

Bu plebisite göre tekmil Rum ahalisi Enosis istemektedir.

Onlar için self-determinasyon isteği, ortaya konacak anavatanları Yunanistan’la bağlanma iradesini göstermek demektir.

Gösterilir de…

1950 yılında Sedat Simavi doğu ülkelerine gidecek ancak bu seyahati Kıbrıs’ı da görmek için vapurla yapmak niyetindedir; arzusunu Anadolu Ajansı’na bağlı gazeteci Hikmet Bil’e  söyler.

Sonuçta vapur, Limasol limanına varır ve Simavi çok istediği Kıbrıs’a Hikmet Bil ile birlikte ayak basmış olur…

Hürriyet gazetesinde uzun yıllar çalışan ve o dönemlerde Sedat Simavi ile birlikte çalışan gazeteci Necati Zincirkıran’ın yazdığı “Genel Yayın Müdürlüğü, Olaylar-Anılar ve Gerçekler” adlı anı kitabında Kıbrıs macerası da anlatılmaktadır…

Söylendiğine göre Necati Zincirkıran Kıbrıs’a gelen ilk gazetecidir.

Sedat Simavi, Limasol’da yaptığı gözlemlerden sonra 1952 yılında Necati Zincirkıran’ı Kıbrıs’a göndermişti.

Kıbrıs, Sedat Simavi için ertelenmeyecek bir konu haline gelmiş ve o günden sonra her vesile ile Kıbrıs meselesini gazetesinin sayfalarına taşımıştı…

Limasol’da bazı Kıbrıslı Türklerle yaptığı konuşmalardan çok etkilendiği söylenir Simavi’nin.

Zincirkıran anılarında şunları belirtir:

“ Limasol’da limanda alargada demirleyen gemiden yolcular motorlarla dışarı çıkıyorlardı. Sedat Beyle Hikmet Bil şehir merkezini dolaştıktan sonra Limasol sahil şeridinde bir kahvehanede oturmuşlardı. Kahvede etraflarını dertli Türkler çevirmişti. Limasol’da çoğunluk Rum’du. Türkler Rumların son zamanlardaki şımarıklıklarından şikâyet ediyorlardı. Yunan bayrağı açarak ilhak naraları atıyorlar, diyorlardı. Yaşlı bir Türk, Sedat Simavi ye eski bir anısını anlatmaya başlamıştı: Ahaa işte… diye parmağıyla gösteriyordu. Şu Türk köyü Yunan askeri Polatlı’ya dayandığı zaman tümü umutsuz kaldı. Açlık bir yandan İngiliz diğer yandan… Hepsinden kötüsü Rumlar Türklerin azınlıkta olduğu yerlerde müthiş baskı yapıyordu. Anavatandan umudunu tüm yitiren köy halkı Urum oldu. İmam da papaz!… İyi mi? Köyün camiini de kilise yaptılar! Sedat Simavi, önce için için ağlarken sonradan hıçkırıklarını tutamamış, hüngür, hüngür ağlamaya başlamıştı.”

Sedat Simavi Kıbrıs’la o kadar çok ilgilenir ki onun Kıbrıslı olduğu bile söylenir,  ama durum öyle değildir…

Necati Zincirkıran’ın Kıbrıs’ta yaptığı gazetecilik çalışmaları Hürriyet’te günlerce yayınlanınca konuya ilgi artar.

Adı geçen kitapta belirtildiğine göre, O sıralar Cumhuriyet gazetesinde çalışan romancı Yaşar Kemal, Zincirkıran’ın çalışmalarına ilgi gösterir.

Gazeteci Zincirkıran Makarios ile de röportaj yapmıştı.

Makarios ona sorar: “Sedat Simavi neden bana Kızıl Papaz der!”

Cevap, komünistlerle işbirliği yaptığınız için olur…

O sıralar Türkiye Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’dür.

Köprülü, Yunanlı bir gazetecinin sorusu üzerine “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir meselesi yoktur” deyince,

Ertesi gün Hürriyet hükümete karşı “GAFLET” manşeti ile yayınlanır.

Simavi, Menderes hükümetini acımasızca eleştirmektedir.

Hakkında dava açılır.

O ara kendisi hastadır hatta felç olmuştur.

Dava sürecinde 1953 yılında hayattan 57 yaşındayken ayrılır.

İlerleyen zamanlarda adı Kıbrıs’ta bir okula verilir…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı