Köşe Yazarları

BİR, EKONOMİ; İKİ, NÜFUS POLİTİKASI…






İçişleri Bakanlığı bütçesinin görüşülmesi sırasında en çok tartışılan konu yine vatandaşlıklar oldu.




Onu bilir, onu söylerim, seçimde karşımıza çıkacak olan bize iki konuda ne düşündüğünü anlatacak. Açık açık, ilkokul çocuğuna anlatır gibi.



Taahhüt edecek, vade verecek.

Seçim korkusuyla popülizm yapmayacak, dobra dobra.

Çünkü inanmamız lazım, güvenmemiz lazım.

Öyle kağıda yazıp, geçiştirme şeklinde değil…

BİR, EKONOMİ; İKİ NÜFUS POLİTİKASI…

Her ikisi de aynı yere çıkıyor. Bu ülke bizimdir, biz yöneteceğiz, nokta…

Hiç bahaneye gelemem, ambargoymuş, finansmanmış, cartmış, curtmuş. Hepsi bu ülkede bulunur, hem de fazlasıyla…

Ha, işçi ihtiyacın mı var? Olabilir, hepsini vatandaş yapmak zorunda değilsin.

Ne iraden kaldı ne de bu kadar nüfusu kaldıracak alanın.

Meğer şehir efsanesi değilmiş, gerçekmiş, İçişleri Bakanı açıkladı şok oldum.

Bir yılda 5 bin 145 kişiyi vatandaş mı yapmışlar. Aman tanrım…!!!

Özrü de kabahatinden büyük. Bunun sadece yüzde 3’ü istisnai vatandaşlıkmış. Yani keyfi, yani kıyak…

Nedir yüzde 3? 154 kişiye kıyak yapılmış. Yarın öbür gün bunların eşleri, çocukları sıraya girdiğinde bin kişiyi bulur. Bir yılda, sadece bir yılda…

Konu istisnai vatandaşlıklara takılıyor. Değil aslında. Nüfus politikası yok memlekette, öyle bir yasa var ki, gelen geçsin.

Şu kadar mühürün var, tamam.

Yok kardeşim, bu gidiş kötü. Bu ülkeyi bitirir…

Konu bugüne kadar Türkiye kökenlilerdi, şimdi Pakistanlılar, Afrikalılar da başlamış talepte bulunmaya. E, madem mühür sayısı yeterli, neden olmasın? Nereye kadar yahu?

Bir ülke kendine böyle bir kötülük yapar mı? Uçsuz bucaksız topraklarımız yok, kaynağımız yok. Okulların, hastanelerin durumu ortada…

Ya kaybolan irade? İşte cumhurbaşkanlığı seçimlerinin acısı yanımıza kaldı. Öyle kitleler oluşuyor ki, senin gelecek kaygıların onlarda yok. Geldikleri yerden gelen bir işaretle oylar yönlenebiliyor. Kıbrıs sorunuymuş, çözümmüş, öyle bir gaileleri yok. Sadece kapak attıkları ülkede karın doyurmanın derdindeler. O halde karınlarını doyursunlar, buyursunlar çalışsınlar, ama irademize müdahale etmesinler…

Yönetenler “Kıbrıslı” denilen insanların sayısının minimuma inmesinden şikayetçi olmayabilir. Ama halk bu kafadakilerle aynı mı düşünüyor? Hiç de değil…

Ben eminim ki, UBP özelinde, bu partiye oy veren insanların çoğunluğu da benden farklı düşünmüyor. Ama bir gaflet içindedirler. Partilerinin bir yerde duracağını sanırlar. “Yok yahu bu kadarını da yapmazlar” düşüncesi hakim. Onun için tekrar tekrar aynı partiye oy verebiliyorlar. Oysa durum ortada, gelen gideni aratıyor. Halka değil, başka yerlere yaranmanın derdinde insanlar yer değiştiriyor, o kadar. Ve işler her gün kötüye gidiyor. 80’lerde, 90’larda değiliz. Kabul edin artık, politikada Kıbrıslının ortak davranış biçiminin dışında başka belirleyici unsurlar var…

Akıl koymanın zamanıdır. Baktım, CTP, HP, TDP hepsi de aynı şeyi savundular. Bundan önceki iktidar dönemlerinde yapamadıklarını şimdi yapma kararlılıklarını görmek istiyoruz. Yol haritalarını çıkartsınlar. Cesur olsunlar.

Anlatsınlar bize. Sadece Kıbrıslıya değil, daha önce vatandaş olmuş, burayı vatan bellemiş olanlara da.

Haydi bekliyoruz…

YERİN KULAĞI VAR

YÜZÜNÜZ HİÇ Mİ KIZARMIYOR:

Rum bizi istemez, bizim yolumuz Türkiye’nin yoludur dediniz da mamur ettiniz. Yıllardır boş hayaller peşinde koştunuz. Duble yollar, 500 yataklı hastane rüyalarından bir türlü uyanamadınız ama, kendi çocuklarımızın sağlıkları için Rum hastanelerinde çare aramalarından dolayı yüzünüz bile kızarmadı. Hamasi nutuklarla yıllardır bizi dünyadan izole edip “düşman” dediğiniz Rum’a muhtaç ettiniz ya, yatacak yeriniz bile olmayacak…

 

İSTİDAMLAR DURMAZ:

Binboğa Yem Fabrikası, batak bir kurum. Ne umurları, 25 kişi daha sokmaya çalışırlarmış. Mayıs’tan beri devam eden bir kavga. DP bastırıyor, Mukayyit Kemal Deniz Dana direniyor. Bu defa Başbakan da kendisini desteklemiş. DP biliyor ki, gelenekseldir, her seçim dönemi buraya adam doldurulur. O da ‘bu defa niye olmasın, isterim’ diye tutturuyor. Daha bilmediğimiz neler var. Dün öğrendik, Lapta Sağlık Ocağına 5 tane kayıt memuru alınmış. Ortada doktor yok, hemşire yetersiz. Genel seçim bir yandan, yerel seçim bir yandan, kurumlar bir o kadar daha batağa sürüklenecek yine…

 

HANİ 15 KASIM’DA AÇILACAKTI?:

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Resmiye Canaltay, malumu ilan etti, “Ercan’ın ne zaman açılacağı belli değil”… Allah Allah, daha 1 Eylül’de orayı ziyaret edip, “15 Kasım itibarıyla havayolu ulaşımı yeni Ercan Havalimanı terminalinden sağlanacaktır” diyen kendisi değil miydi? Bahane, pandemi. 1 Eylül’de pandemi yok muydu? Ne Taşyapıymış kardeşim, kimse hesap soramıyor.

 

1 EKMEK + SÜT 15 TL:

Egemen, bağımsız ve hür KKTC’de bir somun ekmek ve sütün (bulabilirseniz) 15 lira…Olabilir dert etmeyin, hatta bir günde değil, saatler içerisinde yüzde otuz fakirleşmiş de olabilirsiniz. Madem bayrak inmez, ezan susmaz gerisi teferruattır. Cami avlusunda el avuç açıp, bayrağı yiyeceğimiz günler çok yakındır. Tatar’ın bize vaat ettiği “gelecek” böyle bir şey olmalı. Versin mehteri de korkmasın…

 

HA PARTİDE HA BAKANLIKTA:

İçişleri Bakanı diyor ki, kırsal kesim arsaları partide dağıtılmamış, yetkili Bakanlık’mış. Ne değişir? Sorun mekan değil ki, zihniyet. Ha partide yapmışlar listeleri, ha Bakanlık’ta… Sonuçta, insanların elinden çatır çatır aldınız, yandaşa verdiniz. Hem de üstünde ürünüyle birlikte. Kimi kandırıyorsunuz?

 

TEMASLI TAKİBİNDE SIKINTI VAR:

Vakaların artması bizi kaygılandırıyor da, devletin hala umuru değil. Evde pozitif bir vaka var, evin annesine bileklik, gerisine yok. Babalar işe, çocuklar okula gitmeye devam ediyor. Şu anda bildiğim iki örnek var. Dün antijen testi yaptırırken, bir yaşlı karı koca itiraf ettiler, “evde coronalı var” dediler.  Anlaşılan gizlenmiş. Kendileri korkmuşlar da test yaptırmaya gelmişler. On dakikadan fazla süre kalabalıkta bizimle beklediler, sıraları gelince öğrendik. Herkes panik içinde dağıldı. Nasıl yükseliyor, işte böyle…

 

TÜRKİYE SEKTÖREL ASGARİ ÜCRETE GEÇİYOR:

Türkiye, kendine özgü nedenlerle sektörel asgari ücreti tartışmaya başladı. Orada mesele iş çevrelerini memnun etmek olabilir. Ama sonuçta ülkemizde büyük bir adaletsizlik sebebi. Defalarca gündeme geldi, inşaat işçisi de aynı asgari ücreti alıyor, bir evde yeyip, içip, kira, elektrik, su ödemeden yaşlılara bakanlar da. İlkokul mezunu da üniversite mezunu da. İşte güney; ev hizmetlerinde çalışan 500 euro, dışarıda çalışanlar kapasitesine, iş yüküne göre 700-800 euro. Şu andaki yöneten zihniyetinden bir şey beklemem tabii de diğer partiler konuyu gündemlerine almalı…





Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu