Köşe Yazarları

Bir anlaşma durumunda beklenen yaşantımız

   Bu soruya tersten bakarak incelemekte fayda var. Eğer anlaşma olmaz ve statüko devam ederse, şimdiki durumumuzun ve halimizin ne olacağı bu gün açık seçik ortadadır, görülmektedir. 1958 yılında biz 4 yeni devlet memuru samimi arkadaş yıllık iznimizi kullanarak Türkiye’ye bir aylık bir geziye çıkmıştık. Ben bir aylık maaşım olan 2000 TL’yi alarak bu yolculuğa çıkmıştım. 18 yaşında biri olarak benim maaş o dönem Türkiye’deki bir hakimin maaşının çok fevkinde olduğunu; Türkiye’de kalitesinin bizden kat be kat düşük olduğunu gördüğümüzde şok olmuştuk. Her şey bize alım gücümüze göre çok ucuz geliyordu. Krallar gibi bir ay geçirdik. En önde donatılmış masamızda, hiç unutmam, yeni çıkmış Zeki Müren’e bir istekle “dalgalandım da duruldum” şarkısını okutmuştum. Bu ay zarfında ne kadar uğraştıysam uğraşayım paramı tüketememiş, çoğunu geri getirmiştim. 1972 yılında Kıbrıs’tan ayrılıp Londra’ya tahsile gitmiştim. İşimi terk etmekte ve bu maceraya girmekteki cesaretim bolca biriktirdiğim paramdı. 1963’te Kıbrıs’ta olaylar patlak verdi. Bu yüzden Kıbrıs Türkü çok çekti. Haber almak, Londra’da bulunan ülkem insanı ile dertleşme, dayanışma, Kıbrıs’a mali yardım toplama gibi düşüncelerle Londra’daki ilk derneğimiz olan Kıbrıs Türk Cemiyeti’nden çıkmaz olmuş, yürüyüşlere, protestolara katılıyorduk. Kıbrıs Türkü’nün can güvenliği yok olmuş, çoğunluğun baskı ve acımasızlığı altında inliyordu. Ben ülkeme geri 1972 yılında döndüm. Ortalık durulmuştu ama gettolarda sıkışıp kalmıştık. 1974’te Türkiye meşru hakkını kullanarak Kıbrıs Türk’ünün imdadına geldi. Garanti anlaşmalarının gereğini yerine getirdi, getirmedi o başka konu ama, can güvenliği sağlandı. Politik ve ekonomik hürriyetimize de kavuştuk. Fazladan ekonomik olanaklar da bulduk. Bölgemizi ufak bir İsviçre yapmak hiçtendi. Ama o veya bu sebepten Anavatan Türkiye ile vanalarla bağlandık. İlk vana TL’yi kullanmakla oldu; İkinci vana içe göçü toptan serbest ve kontrolsüz olmasına olanak sağlamak, üçüncü vana Türk yönetim becerisi ve kapitalini ülkeye sorgusuz, sualsiz sokmaktan geçti. O ilk devreden, yaşam kalitemizin zamanla Türkiye seviyesine düşeceğini söylediğimde, politik erk bunu çok gülünç, abuk sabuk bir laf olarak algıladı. Bir türlü onları inandıramadım. Büyük kütle ile küçük kütle vanalarla birleştiğinde, küçük kütlenin seviyesi büyük kütlenin seviyesine yanaşacağını anlatamadık. Tesellim can güvenliğinin en başta gelen husus olduğuna inandığımdı. İşte şimdi YAŞAM KALİTEMİZ Türkiye averajı seviyesinde. Sizi garanti ederim ki eğer bir anlaşma olmaz ise Türkiye’nin de altına düşecek; TC mali yardımları ne kadar olursa olsun! Dikkat edin, ben yaşam kalitesinden bahsediyorum. Yalnız maddi olanaktan değil.  Görünür maddi olanağımız şimdilik buluntu maddi servetten kaynaklanır. Yani stoktur. Gelir akımı değil. Stok bir defalıktır. Akım devamlıdır. Bizim fert başı üretimimiz, çeşitli sebeplerden, yozlaşma, yönetimde ciddiyetsizlik, ve batırdığımız kuruluşlarımız neticesi görece Türkiye’den düşüktür. Onun için bundan sonra Türkiye’nin de altında bir yaşam seviyesine mahkum olacağız, veya olduk. Bereket versin ki Anavatan son 10 yılda ekonomide büyük hamleler yaptı da daha da dibe vurmadık.
   Eğer bir anlaşma olur ise bizden kat be kat üstün bir büyük kütle, Güney Kıbrıs ve Avrupa ile bütünleşeceğiz. Bu günlerde Güney Kıbrıs’ta ve AB’nin bazı ülkelerinde olan ekonomik krizdir… Kriz geçicidir. Bizim ekonomik ve sosyal vücutta, yönetim becerimizdeki zafiyetler yapısaldır; değiştirmek, zamanla anlaşıldı ki büyük cesaret, beceri ve ancak dış şok ile mümkündür. Emin olun büyük kütlenin yaşam kalitemizi yukarı çekmesi kaçınılmazdır. İşte böyle bir durumda vanaları açabildiğiz kadar açmalıyız. Ancak 1974’ten şimdiye dek bünyemizi çok zayıflattığımız için, duruma ve rekabete adapte olabilmemiz, büyük kütlenin seviyesine yanaşma yolu uzun ve gereksiz acılı olacaktır. Yolu kısaltma ve geçiş sancılarına azaltmak için süratle bizim ve AB’nin yapması gerekenler vardır.
   Bir, biz süratle AB müktesebatına  uyumda epeyi yol kat etmek, ciddi yönetim ve ekonomik rasyonelliğe dönmek şarttır. AB deregasyonlarla bize bir müddet nefes borusu bırakmalı, bizim doğru yola girdiğimizi sıkı denetlemelidir. Annan Planı’nda bahsedilen “donor” ülkeler mali yardımımıza gelip, şimdiye dek Anavatan bürokrasisi tarafından ıskalanan yardımların öncelikleri ve verimli kullanılmasını sağlamak, personel eğitimine, lisan eğitimine önem verme önceliklerimiz arasında olmalıdır. Yine de bir müddet mukayeseli avantajlarımıza yönlenirken, Güney’den ilkin katma değeri daha düşük sahalarda kendimizi bulup bilahare katma değeri daha yüksek sahalara terfi edebileceğiz. Aynen Londra’ya göç eden bir Kıbrıslı gencin geçtiği ekonomik merhaleler gibi. Rum bizi yiyecek miyecek safsatalarına inanmayın. Bir müddet sonra yaşam kalitesinde Rum’ eşit olmasak bile belki %10-15 altında bir refah seviyesine ulaşacağız. Altında diyorum, çünkü şimdiye dek gösterdiğimiz beceri seviyemiz, veya daha doğrusu beceriksizliğimiz (KT Hava Yolları, Lefkoşa Belediyesi, Elektrik Kurumu) bana bunu göstermektedir. Anlaşma akabinde Rum’ların artık ders aldığı, onların da çok menfaatine olduğu cihetle bir delilik yapma ihtimallerini artık çok düşük görüyorum.
   Bir anlaşma bizi yalnız mali olarak değil, dünyaya açılmada, hukukun üstünlüğünde, insan haklarında, adaletin yerini bulup üretimi, alın terini motive etmesinde, çevrede, sağlıklı gıdada, eğitim kalitesi ve planlamasında, yerel yönetimlerde, vergi reformunda, liyakat sisteminde önümüze basit popülist politikacılarla konan engeller bir, bir kırılacak; stabl bir para birimine, ucuz kredi, kaliteli “know-how” ve proje bazında yatırım bizi “besleme” olmaktan üretken olmağa doğru yol almamızı sağlayacaktır.
   Acaba bizim şimdiki görüşmeciler bu beklentilere vakıf mılar? Geçmişlerinden, statükodan öyle veya şöyle bolca faydalanmalarından, ve de şimdilerdeki beyanatlarından kafamda şüpheler var. Meğer ki dıştan güçlü bir baskı yesinler.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı