Ben yine aynı görüşteyim

21 Mayıs 2015 Perşembe | 12:26

 

Bugünlerde yine CTP-UBP koalisyonu tartışılmaya başlandı ya; aklıma 31 Temmuz 2013 seçimleri sonrasında yazdığım bir yazı geldi. Bakın özetle ne demiştim:
“Siyasette oyunun kurallarını yeniden koyma ve radikal önlemler alma zamanı geldi. Önümüzdeki süreç, toplum olarak hepimizi acıtıcı önlemler de içerebilir. Büyük toplumsal çalkantılar da getirebilir. Bu acı reçeteleri kabul ettirebilecek toplumsal konsensüsü içeren geniş tabanlı ve sağlam bir hükümete gereksinim var. Son seçimler, hiçbir siyasal partiye tek başına bu türden değişimi gerçekleştirebilecek onayı vermedi. Zaten bu türden değişimleri bir siyasal partinin tek başına yapması da mümkün değil. Siyasette yapılacak çok geniş çaplı ve temel değişimler için birbirine taban tabana zıt iki siyasi anlayışın bir araya gelmesi gerekir. Aksi halde yapılacak olan değişimin meşruiyeti yeniden tartışmalı duruma gelir. Diğer yandan bu acı reçeteleri halka anlatmak da, bu kuralları birlikte koyacak olan siyasi partilerin bunları benimsemesi de daha kolay olur. Daha demokratik, şeffaf, çağdaş insan haklarını benimseyen, çevreyi koruyan, parti içi demokrasinin kurallarını ayrıntılı bir biçimde düzenleyen, yasama-yürütme arasında daha kalın bir çizgi koyan yeni bir Anayasa’nın temellerini ancak CTP-UBP koalisyonu ortaya koyabilir… Katı kurallarımızı, kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı, tabularımızı, nefretimizi bir yana koyup aklıselimi hakim kılmanın zamanı gelmiştir. Her iki siyasi partide de ‘asla olmaz’ diyenlerin olduğunu da biliyorum. Ancak belirli bir süre de olsa, topluma ‘biz bile ülkenin çıkarları için bir araya gelebiliyoruz’ mesajının verilmesi gerekir… Ülkenin en büyük iki siyasi partisi, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda da birlikte kafa yormalı ve kaderimizi belirleyecek olan anlaşmanın nasıl bir çerçeve içinde olması gerektiği hakkında ortak karara varmalıdır. Küçük siyasi çıkarlarla, işola yapılacak koalisyon pazarlıkları bu topluma hiçbir şey kazandırmaz. Bu iki siyasi parti, gerekli radikal değişiklikleri yapıp oyunun kurallarını toplumun bütün katmanlarında onay alacak şekilde koyduktan sonra halkın onayına sunulmalıdır. Gerekirse bu değişim yapılana kadar günlük rutin işleri yürütecek olan bir teknokrat kabine kurulur ve siyasiler de gerekli anayasa ve diğer yasal çalışmalar üzerine yoğunlaşır. Diğer partilerin ve toplumun da bu çalışmalara etkin katılımı sağlanır. Bir toplumsal seferberlik başlatılır. Bu süreçte siyasi çıkar gözetmeden en zıt fikirlerin bir araya gelebileceği gösterilir. Hem UBP ve hem de CTP birbirini oyun dışına itmek yerine, birbirinin demokratikleşmesine katkıda bulunur. Bu çarpık düzeni yaratan zihniyetin toplum hayatımızdan sökülüp atılması sağlanır…”
Bugün de aynen böyle düşünmekteyim. Hem de o günkünden daha çok inanarak. Bakın aradan iki yıl geçti. Yeni ve bahtsız bir CTP-DP koalisyonuna şahit olduk. Her ikisi de neredeyse darmadağın oldular. Hem yerel, hem cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kaybettiler. Ya ülke yönetimi? O günlerde hazırladıkları hükümet programının bir hayalden öte olmadığı ortaya çıktı. Tek bir cesur adım atılmadı. Yani ne partilerine, ne ülkeye bir yararı olmadı. Anayasa değişikliği için bile güven veremediler ve yıllar sonra referanduma gidilebildi, ama halk tarafından reddedildi…
Ancak dediğim gibi bir ortaklığın da şartı var; eskiyi geçmişte bırakıp, yeniyi kuracak cesarete sahip olmak… Popülizme, partizanlığa dair alışkanlıklardan kurtulmak. Yetersiz, çaresiz, bir kaşık suda boğulan, sadece gün geçirmek için koltukları işgal eden bir ekip yerine; KKTC’nin geleceğini şekillendirebilecek vizyona sahip, çok çalışabilecek, ehil insanlardan oluşan bir kabine oluşturmak… Buna gerçekten inanmaları ve gereken cesareti göstermeleri halinde, hem hükümette gerçek anlamda bir iç denetim olacaktır, hem de toplum için bir motivasyon… Hatta belki de siyasete olan güven yeniden inşa edilebilecektir…
Sadece koltukları kapmak ya da korumak adına veya partilerinin yok olmasını önlemek adına, 40 yıllık statükonun devamı için geleceklerse, bir faydası yok. İşte o koltuklarda hala birileri oturuyor, varsın aynı kalsın.
Bir düşüncemi daha yazmadan edemeyeceğim; keşke UBP de CTP gibi Kurultayını erkene almış olsaydı. O zaman değişim için daha umutlu olurduk…

YERİN KULAĞI VAR
BAŞBAKAN SAVAŞARAK ÇEKİLİYOR:
Başbakan Yorgancıoğlu’nu Aysu Basri Akter’in programında izledim. BRT ve Kıb-Tek’te görevden alma konusunun MYK’da görüşüldüğünü söyledi ama karardan bahsetmedi. Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı’nın kafasına göre hareket ettiğini de ekledi… Diğer taraftan, genel sekreterinin de PM ya da MYK kararlarının dışında hareket ettiğini iddia etti. Toplantılardan dışarı bilgi sızdırıldığını öne sürdü. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partililerinin kendi adayları için çalışmadığını örneklerle anlattı. Peki tüm bunlar kendisinin parti yetkili kurullarıyla ve de tabanla ters düştüğünü göstermiyor mu? Ya da otorite eksikliğini?..

BAŞBAKAN OLMADAN BIRAKMAZMIŞ: 
Hazırlanın UBP’liler, Hüseyin Özgürgün gelecek seçimlere kadar partinin başına kalma niyetinde. “Bu benim ilk sınavım olacak, başaramazsan bırakacağım” diyor. Nedense, son yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başarısızlığını görmezden geliyor. 2 yıldır partinin başında, neredeyse ortada UBP diye bir parti kalmayacak. Zaten onun için değil mi ki herkes aday…

ÖNEMLİ OLAN SONUÇ: 
Kısa süre önce kaçak inşaatlar için kurulan “Alo 170” hattına yüzlerce ihbar gelmesinden, halkın bunu benimsediği anlaşılıyor. Gelen ihbarlar önce İnşaat Encümeni’ne gidiyor. Encümen de Çalışma Bakanlığı ile irtibata geçiyor, kurulan ekiplerin bildirilen yerlere baskın yapması sağlanıyor. Buraya kadar sistem çalışıyor. Ancak önemli olan baskın yapılan inşaatlarda ne gibi bir uygulama veya cezai işlem yapıldığıdır. Temennimiz işin bu noktadan sonra siyasete kurban gitmemesidir…

İŞTE İCRAAT:
Turizm sektörünün temsilcileri, geçen yıl, “2015’in felaket yılı olacağını” söylediklerini hatırlatıyorlar ve tıkanma noktasına gelindiğini söylüyorlar. İşte size son 1,5 yılın hükümeti ve Turizm Bakanlığı’nın başarıları… Ne kadar övünseler az…

DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK: 
Geçiş kapılarında vize uygulamasının kalkması ile toplumda oluşan sevinç, yerini tepkiye bıraktı. Yeni uygulama ile birlikte sınır kapılarında bekledikleri kolaylığı göremeyen vatandaşlar, yeni uygulamanın eskiden bir farkı olmadığını söylüyorlar. Sonuçta ortada birbirini tanımayan iki devlet var. Olabileceğin en pratiği de bu. Hepimiz bunu kabul etmeliyiz…

HAYDİ ELİNİZİ ÇABUK TUTUN: Dün yazmıştım, UBP, Tüzüğü’nde parti değiştirenlere yaptırım getiriyor,  keşke Siyasi partiler Yasası’nı değiştirseler de sistem değişse diye… Dün bir haber gördük bu konuda. Tüm partiler konsensüs noktasına gelmişler. Yeni bir seçim gelmeden bir an önce halletmezlerse, yine kaçanlardan dolayı ağlayacaklar.

ZİRVEDEKİLER
Özgül Gürkut: “23 yıllık gazeteciyim ve ilkesel duruşum, mesleki değerlerim, bu aşamadan sonra orada olmamamı gerektirdi… Üzgünüm ama bu kararı almak zorundaydım” diyerek istifa nedeninin Alihan Pehlivan’ın Ulusal Birlik Partisi temsilcisi olarak Yayın Yüksek Kurulu’na atanması olduğunu kaydetti. Helal olsun Özgül, birçoğumuzun yapamadığını yaptın…

DİPTEKİLER
El-Sen: El-Sen’in arıtma tesisinin elektriğini kesmesi mide bulandırırken, sendikanın genel sekreteri Toprak Altay, Kuzey’le Güney’in elektrik şebekelerinin birbirine bağlanmasından söz etmeye başladı. Siyasi bir anlaşmaya varılmadan, durduk yerde yeni bir ekonomik bağımlılık yaratılır mı? Akıl sır alacak gibi değil. Bu kadar aciz miyiz. Hem de bunu söyleyenler, Kuzey’in elektriğini üreten emekçiler…