Belki bu sefer…

8 Ağustos 2018 Çarşamba | 10:29
Ahmet Okan

Bu sene havalar daha serin geçiyor anlaşılan.

Ağustos’un ilk yarısından sonra sonbahar başlar ama o sonbahar ta hissedilsin ekim ayı beklenir!

Geçmiş yıllara oranla serin olan bu ayların öcünü eylül alır mı, kim bilir…

Bir zamanlar ahali ağustosun 15’inden sonra, deniz sahillerine kurdukları çadırlarını toplamaya başlardı!

Sonbahar başlayacaktı!

Bu yüzden deniz mevsiminin sonuna gelmiş sayarlardı kendilerini!

Yapraklar henüz sararıp dökülmeye bile başlamazdı ama ahali bir şey hissediyor olmalıydı!

Ya alışkanlıkları garipti, ya kendileri!

Gerçekten gariptiler!

64 yılında ilk barikatın Lefkoşa’da Yediler bölgesine çekildiği anlaşılmaktadır.

Bu barikatlar hurdaya çıkmış birkaç arabanın yolun ortasına konmasından ibaretti.

Bir sokak böylece bölünmüş olurdu.

Yarısı oyanda, yarısı buyanda!

Kum torbaları ile varillerden ve tel örgülerden ibaret sokak barikatları çok geçmeden yapılacaktı.

Yedilerde olduğu gibi Arabahmet mahallesinin kimi daracık sokakları da hurda arabalarla kesilmişti, fotoğraflarla sabittir bu görüntüler.

Pabucu ya da topu barikatın arkasında kalanlar, uzanıp pabucunu alamamıştı!

Hatta Rum Ya Türk komşusuna ödünç verdiği sini de gittiği yerde kalacaktı!

Tarihi Victoria sokağındaki demir kapılarla örülmüş barikat bu acıklı öyküyü iyi anlatır.

Ermeni, Rum ve Türk komşular birbirlerini bir daha aramayacaklardı!

Hiç kimse o pabucu oyanı atmayacak, o topu sahibine iletmeyecekti.

Çok senelere ihtiyaç olacaktı görüşmek ki kim ölüp kim kalacaktı…

Diyeceğim gariptiler!

Bir anda her şeyi unutup, bir hayata sırtını dönüp, bir başka hayata geçiş yapacak yeteneğe sahiptiler!

Sanki kapı önlerinde Rum, Türk, Ermeni birlikte ceviz macunu ayıklamıyorlarmış gibi davranabiliyorlardı!

İngilizler adaya geldiğinde de bir hayattan bir hayata geçerken gayet güzel uyum göstermişler, bir anda şapka giymişlerdi, yazları hasır şapkalar…

Denize girilecek mevsimde denizden kaçardılar!

Ondan sonra sonbahar aylarında memlekete gelen yabancı turistlerin güzelim havalarda nasıl denize girdiklerine şahit olup şaşar kalırdılar!

Bu kadar sessizliğe bürünen görüşmelere ya da onca yıl çözülemeyen bir mesele karşısında bu kadar soğukkanlı ve kayıtsız olmalarının nedeni belki de sonbaharın vaktinde geleceğini sanmalarındandır!

Ya da denizden vakitsiz kaçmalarından!

Kapılar açılıncaya kadar kimsenin kapıların açılması için ayağa kalktığı görülmemiştir.

Vakta ki açıldı, derhal uyum gösterdi mukavemetçi ve yurtsever ahali…

Çok eskiden adaya gelip burada yaşayanların huyunu suyunu öğrenip de haklarında bir şeyler karalayan yazarların dedikleri doğru çıkıyordu.

Şey diyorlardı!

“Adanın insanları çok uysaldır.”

Ada Müslümanlarına adı konmasa da neredeyse evcilleştirilmiş gözüyle bakan yazarlar da vardı.

Mesela bunlardan birisi İstanbul’daki Müslümanlarla Kıbrıs’takilerini karşılaştırmıştı.

Aralarında dağlar kadar fark görüyordu yazar.

Gerçekçi bir saptamada bulunduğu anlaşılacaktı…

Neticede anlatmaya çalıştığımız şey,

Belki bu sefer sonbaharın vaktinde gelebileceği ihtimalidir…