Köşe Yazarları

Belediye Başkanı ve Leon Troçki

Tevfik Fikret Sokağı - 1








Eski öğrencilerimden biri geçmiş olsun dileklerini ilettiği mesajda 2005 yılında kendisinin de zatürre olduğunu ve bu hastalığın ne menem bir şey olduğunu bildiğini belirttikten sonra kendi deneyimlerine dayanarak bazı tavsiyelerde bulundu. Bu tavsiyelerden biri de “Sigara ve tozlu ortamlardan uzak kalın” şeklindeydi.




Sigara ile yolları ayıralı yedi yıl oldu. Dolayısıyla o bir sorun yaratmıyor. Ancak toz sorunu bitecek gibi görünmüyor. Üç yıldır yapay gerekçelerle oyalanıyoruz.



Belediye başkanı, ısrarla bize yolu belediyenin açmadığını söylüyor. Bazan “asker açtı” bazan “Bakanlar Kurulu açtı” diyor. Ben yolu kimin açtığını bilmiyorum ama yolumuzu belediye çalışanlarının bozduğunu biliyorum.

Açanlar yolun üzerini çakılla döşemişler ve toz moz kalkmıyordu. Yol açıldıktan bir süre sonra evimizin arkasındaki arsada inşaat başlatıldı. Oradan geçen su borusunu patlattılar ve biz susuz kaldık. Tankerlerden su satın alarak idare ettik. (İtiraf etmem gerekir ki bu süre içinde bir Pazar günü belediyenin bir su tankeri gelip bize su getirdi. Hem de bedava.)

Nihayet bir gün bir ekip gelip yolun kenarına bir hendek kazıp su boruları döşediler ve biz de suya kavuşmuş olduk. Bu işlerin belediye tarafından yapıldığını var sayıyorum. Bir hafta kadar sonra da bir buldozer gelip hendeği kapattı. Ne var ki bunu yaparken yoldaki çakılların tümünü hendeğe sürükledi. Geriye toz ve toprak kaldı. O gün bu gündür, yağmur yağmadığı zamanlarda toz yiyip toz içiyoruz.

Belediye başkanından yolu asfaltlamasını rica ettik. “Yapamam” dedi “o sokakta babamın evi var. Millet onun için asfaltladığımı sanabilir”. Evimizin yan tarafındaki merhum Türkân Aziz’in evini gerçekten de babası satın almış ve öyle boş duruyor. “Adam haklı” dedik ve beklemeye başladık.

Bir yol sonra tekrar başvurduk. Bu defa da bize “Yapacağım ama bu ara belediyede para yok” dedi. Tekrar bekleme ‘mood’una (ruh haletine) girdik.

4 Eylül 2021 günü, Mehmet Harmancı’nın Facebook sayfasında şöyle bir mesaj gördüm: Dün Sayın Serdar Denktaş’ın açıklaması herkesin malumudur. Bir ailenin getirildiği nokta açısından acı verici. Rahmetli Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş’ın anıt mezarının ve müzesinin olduğu parkla ilgili yaşadığımız süreçleri çarşamba günü düzenleyeceğimiz bir basın toplantısı ile detayları ile kamuoyu ile paylaşacağım.

Siyasi görüşümüz ne olursa olsun bu ülke tarihin en önemli simge ismine yakışır bir alan yaratmak için biz aylardır hazırız. Biz hazırız da her gün vatan millet ve bayrak edebiyatı yapanlar ne yapıyor? Bunları konuşacağız.” (Buradaki veya aşağıdaki alıntılarda mevcut dil hatalarından sorumlu değilim.)

En sonunda belediyenin mali durumunun düzeldiği inancı ile mesajın altına şunu yazdım: “Anıttan bir miktar para artarsa, ola ki, Tevfik Fikret sokağına biraz asfalt dökersiniz”. Dikkat buyurun “anıtı yapmayın” demiyorum. “Para artarsa” diyorum.

 

Ondan sonra aramızda şöyle bir yazışma geçti:

Harmancı: “Biz olanakları oldukça kısıtlı bir belediye olduğumuz için anıtla ilgili olarak kendi mali kaynaklarımızı kullanarak bir girişimde bulunmamızın mümkünatı yoktu,bunu geçtiğimiz aylarda imzaladığımız kardeşlik protokolü ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte ele almak konusunda hem fikir olduk.

Tevfik Fikret sokak biliyorsunuz ki Bakanlar kurulu kararı ile sivil araç kullanımına açılmıştır umarım en kısa zamanda kendi kaynaklarımızı kullanarak altyapısını tamamlarız.” (Gönlümüzü hoş tutmak için gene yalan söylüyor.)

 

Azgın: “Bilgi için teşekkür ederim. Tahmini bir de tarih verseniz minnettar olacağım. Biliyorsunuz, iki yıldır bekliyoruz toz toprak içinde. Sokak bakanlar kurulu kararıyla açılmış olabilir ama bildiğim kadarıyla Lefkoşa içindeki sokaklardan sorumlu olan belediyedir. Yoksa yanılıyor muyum? (“Hani asker açmıştı?” demeye dilim varmadı.)

 

Harmancı: “Hayır yanılmıyorsunuz, orada şu an yaşam olan tek bir ev olduğu için öncelik planlarımızda değildi, mutlaka erken zamanda sizlere haber vereceğim.” (İlk defa doğru söylüyor. Kitabımızda tek eve hizmet götürmek yoktur demek istiyor.)

 

Azgın: Ama o tek aileden hiçbir hizmet götürmeden her ay çatır çatır para alıyorsunuz. Çöpü götürüp ben atıyorum. Ama ondan şikâyetim yok. Ne var ki ikide birde geçen arabalar bizi toza boğuyor. Yoksa hizmet oy sayısına göre mi yapılır?”

 

Mesajlaşma burada inkıtaya uğradı. Leon Troçki’den esinlenerek sorduğum son soru yanıtsız kaldı.

 

Yıllar önce Troçki’nin biyografisini okuyordum. Rusça adı “Lev” (Aslan) olan Troçki’nin yeteneklerini sıralayan yazar, onun velut bir yazar ve etkin bir ajitatör olduğunu vurgular. O kadar ki yazdığı gazetelerin tirajını iki-üç katına çıkarabilirdi. Bir de aşırı milliyetçi olduğundan söz eder. “Ülkesi için her an canını vermeye hazırdır, yeter ki ölürken etrafta onu seyreden birkaç yüz kişi bulunsun.”

 

Bizim Belediye Başkanımız da bir yere hizmet götürmekte hiçbir fedakârlıktan çekinmez. Yeter ki orada 20-30 oy bulunsun. Tek evli bölgelere dönüp bakmaz bile.

 

XXXXX

Devamı haftaya. (Sayın Harmancı’nın yazılanlara herhangi bir itirazı varsa bana göndereceği açıklamayı, kendi deyişiyle, “erken bir zamanda” sütunumda yayımlamaya hazırım. Hem benim “erken zamanım” onunkine benzemiyor. Gelen hafta demek istiyorum. Halep ordaysa arşın buradadır.)

 









Başa dön tuşu