Köşe Yazarları

Beklentileri yükseltmemek gerek!


Kıbrıs konusunda Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte çözüm umutları yeniden tavan yaptı.

Müzakereler yeniden başladı.
Güven yaratıcı önlemler paketi açıklandı.
Bunlar tabii ki olumlu gelişmeler.
Umarım müzakere sürecinde bir kaza olmaz ve bu kez Kıbrıs sorununa kalıcı ve yaşayabilir bir çözüm üretilebilir.
Ancak gelinen aşamada beklentileri çok fazla yukarıda tutmak doğru değil.
Meseleye gerçekçi bir şekilde bakmak lazım.
Kıbrıs konusundaki müzakere sürecinde geride bıraktığımız beş yılda taraflar sürekli bir şekilde ortaya pozisyon kağıtları koymuştu.
Bunun neticesinde ortaya bir Türk ve bir de Rum tarafının pozisyonlarını içeren belgeler çıkmıştı. Ancak bu dönemde hiç bir yakınlaşma kağıdı üretilemediği bilgisi var.
Akıncı’nın seçilmesi sonrasında Talat döneminde de müzakerecilik görevini yürüten Özdil Nami yeniden müzakere masasına döndü.
Yeni dönemde müzakereci görevini üstlenen Nami, ilk iş olarak Talat-Hristofyas müzakere sürecinde ortaya çıkan yakınlaşma kağıtları dahil üretilen tüm kağıtların masada süratle üzerinden geçilmesini sağladı.
Müzakerelerde geride bırakılan yaklaşık bir aylık dönemde tüm kağıtların güncellenmesi eksersizi yapıldı.
Böylece ortaya Akıncı- Anastasiadis yakınlaşma kağıtları çıktı.

Ancak bu durum hiç kimseyi yanıltmamalı.
Ortaya çıkan otuza yakın yakınlaşma kağıdına bakarak çok fazla yol alındığını söylemek doğru olmaz.
Bu kağıtların bazılarında uzlaşılan konu sayısı fazla olmakla birlikte, bazılarında fikir ayrılıkları çoktur.
Ama, her şeye rağmen bir ay gibi kısa bir zamanda yakınlaşma kağıtlarının güncellenmiş olması önemli.
Tabii ki müzakerelerde bu işin kolay kısmı idi.  Esas zorluklar bundan sonra başlıyor.
Gelinen aşamada önemli olan yakınlaşma kağıtlarında yer alan kırmızı ve mavilerin yani farklı görüşlerin tümünün siyaha çevrilmesi, tam anlamıyla mutabakat sağlanmasıdır.
Bu iş hiç de kolay değildir!
Her konu başlığında kırmızılarla mavileri uzlaştırmak başlı başına zorlu bir olaydır. Geçmişte de bunlar kırmızı ile mavi kaldığına göre bunlar üzerinde uğraşılmış ve uzlaşılamamış konulardır.  Bunları uzlaştırmak başlı başına bir zorluktur.
Kolay olmuş olsa Talat-Hristofyas döneminde bu büyük bir oranda başarılırdı.
Ama anımsanacağı gibi olmadı, başarılamadı.
Bunu bir kenara not ettikten sonra devam edelim.
İşin diğer bir boyutu mülkiyet, toprak ve garantiler gibi dikenli konular masada kapsamlı bir şekilde tartışılmaya başlandığında ortaya çıkacak zorluklardır.
Örneğin, mülkiyet konusunda finansman nereden bulunacaktır?
Bu başlı başına büyük bir zorluktur. 
Müzakere masasında daha hiç değinilmeyen toprak düzenlemesi konuları da en zor konulardan biri olarak gündeme geleceği günü beklemektedir.
Peki ya garantiler konusu nasıl hallolacak?
Müzakere masasında bu konular daha hiç konuşulmamıştır.
Dolayısı ile geleceğe doğru bakıldığında, müzakerelerde bugüne kadar başarılı gittiği ilan edilen tarama sürecinin sonucunda çıkarılan uzlaşma kağıtlarındaki kırmızı ve mavilerin siyaha nasıl dönüştürüleceği önemli bir sıkıntı olarak masada durmaktadır.
Artı hiç değinilmemiş temel ve dikenli konular bir köşede beklemektedir.
Ki bu konuların sürecin ileri safhalarına bırakıldığını da hemen not edelim. Bu konular da geleceğe doğru bakıldığında esas zorluklar olarak önümüzde durmaktadır.

Özetlenecek olursa, bir taraftan geride bırakılan bir ay içerisinde geçmiş beş yılda yapılmayan bir çalışmanın yani yakınlaşma kağıtlarının hazırlanmış olması olumludur.  Ve bu bir siyasi irade değişikliği olduğunu göstermektedir.
Ama şimdi esas önemli olan bu resim çekildikten sonra ortaya çıkan uzlaşmazlıkların nasıl giderileceğidir.
Bununla ilgili çok zorlu bir süreç müzakerecileri ve liderleri bekliyor!
Bu arada zaman da geçiyor.
BM’nin sık sık ortaya koyduğu eylül ayı gibi bir hedef vardır. Ağustos ayının tatil olacağını var sayarsak, eylül ayına da az bir zaman kalmıştır.
Onun için geriye kalan bu dönemde örneğin mülkiyetin finansman modeli, takas, tazminat, iadenin dengelerini içeren sihirli formül, dönüşümlü başkanlık konusuna nasıl bir çözüm bulunacağı meselesi çok ciddi ve her iki tarafı da bekleyen zorlu konulardan birkaçıdır.
Öte yandan tarafların üzerinde uzlaşarak açıkladıkları hayatı kolaylaştıracak güven yaratıcı önlemler konusu da büyük önem taşıyor.
Bu konuya bakıldığında, şu ana kadar sadece Türk tarafının tek yanlı iyi niyet jesti vize kağıtlarının uygulamasının hayata geçtiği ancak açıklanan  diğer hususlarla ilgili çalışmaların tamamlanmadığı görülmektedir.
Bunlarda ve ana çözüm ile ilgili devam etmekte olan müzakere sürecinde bir gecikme olursa bugün oluşan olumlu hava kısa sürede yok olabilir.
Bu da büyük bir tehlikedir.
Böyle bir durumda her iki halkın beklentilerinin yerini hayal kırıklıkları alabilir. Bu da tabi ki çok olumsuz olur. Her iki taraf da bunun bilinci ile süreci hızlandırmanın yollarını arayıp bulmalıdır.
SÜRECİN HIZLANDIRILABİLMESİ İÇİN DE LİDERLER KONUYA DAHA FAZLA ANGAJE OLMAK ZORUNDADIRLAR.
ANGAJE OLARAK KRİTİK KONULARDA KARAR ÜRETİP, SİYASİ İRADE ORTAYA KOYMAK DURUMUNDADIRLAR.

Böylece müzakerecilerin önünü açarlar ve sürecin sonuç alıcı bir şekilde ilerlemesini sağlarlar. Aksi takdirde bizi yeni hayal kırıklıkları beklemektedir.
HAYAL KIRIKLIKLARI YAŞANMASINI ÖNLEMENİN YOLU LİDERLERİN DAHA SIK BİR ARAYA GELEREK SİYASİ KARARLAR ÜRETMELERİNDEN GEÇMEKTEDİR.
Sonuç olarak hepimizin bilmesi gereken zorluklar yeni başlıyor.
Müzakereler liderlerin müdahalesi ile kritik noktalarda siyasi kararların üretildiği bir sürece dönüştürülmek zorundadır.
Bu başarılırsa süreç sağlıklı bir şekilde ilerleyip beklentilere cevap verecektir.
Umarım başarılır…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı