En Üst

23 Kasım 2017

Daryal Batıbay: Komisyonu yaşatmalısınız

Daryal Batıbay: Komisyonu yaşatmalısınız
Haber İçi Üst
Haber Yazı İçi

Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Türkiye ve KKTC’nin uluslararası hukuk arenasında son yıllarda aldığı en büyük kazanım olması için çaba harcayan ve bu kazanımın oluşmasında büyük rolleri olan dönemin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi Daryal Batıbay Havadis’e konuştu

ETKİN KULLANAMIYORUZ: Batıbay: Taşınmaz Mal Komisyonu ile Türk tarafının eline güçlü bir araç geçti. Fakat bu aracı maalesef etkili kullanamıyoruz. Çözüme inanan biri de inanmayan biri de Taşınmaz Mal Komisyonu’nu desteklemeli. Çünkü her iki durumda da komisyon mevcudiyete ciddi katkı sağlayacak

SİYASİLERE ÇAĞRI: Batıbay: Meclis’teki tüm siyasi partilere, ortak bir önerge ile yıl sonunda görev süresi bitecek Taşınmaz Mal Komisyonu’nu yenileme ve finansman sorununu çözme çağrısı yapmak istiyorum. Finans sorunu için ise yıllardır konuşulan ve tüm dünyada uygulanan Değer Artış Vergisi artık hayata geçmeli

MARAŞ KARARI YARALAR: “Maraş’ın vakıf malı olduğu yönünde iddialar ve Mağusa Kaza Mahkemesi’nin kararını biliyorum. Bu iddialar neden uzun yıllardır gündeme getirilmedi? Maraş konusu Komisyona darbe vuracak. Zira Maraş’taki mülkler açısından KKTC’de etkin iç hukuk yolu olmadığı yolunda AİHM’e yapılan başvurular, Demopoulos kararının revizyonunu gündeme getirir.”

Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Türkiye ve KKTC’nin uluslararası hukuk arenasında son yıllarda aldığı en büyük kazanım olması için çaba harcayan dönemin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi Daryal Batıbay komisyonun son dönemde etkin kullanılamadığını ifade ederek tüm Kıbrıslı Türklerin bu noktada komisyona dört elle sarılması gerektiğini belirtti.

Batıbay, siyasilere de çağrı yaparak gerek komisyonun süresinin uzatılması gerekse finans sorununu çözecek adımlar atması gerektiğini belirtti.

Taşınmaz Mal Komisyonu’nun iç hukuk yolu olarak kabul edilmesi döneminde Strasbourg’da Türkiye’nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilciliği görevini yürüten Daryal Batıbay, Havadis’in sorularını yanıtladı.

İşte röportaj:

 

Soru: Hangi dönemlerde Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi görevinde bulundunuz? Siz o göreve geldiğinizde Kıbrıs konusu ile ilgili mülkiyette Türkiye hangi durumdaydı?

Batıbay: Sekiz yıla yakın Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi olarak görev yaptım, 2011 sonbaharında yaş haddinden emekli oldum. Bir dış görevde bu kadar uzun görev yapmak son yıllarda istisnai bir durumdur. Bunda, Avrupa Konseyi ve onun bir organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin(AİHM) gündeminin Kıbrıs sorunu ile ilgili yoğunluğu rol oynadı. Biliyorsunuz, Kıbrıs sorununun farklı yönlerine ilişkin olarak AİHM’ne yapılmış pek çok Rum başvurusu var, Kuzey’de terkedilmiş Rum mülklerinden kayıp şahıslara kadar uzanan bir yelpazede. Türkiye 1989 yılında AİHM’ne bireysel başvuru hakkını tanıdıktan hemen sonra, Rumlar adeta kitlesel şekilde AİHM’ne başvurmaya başladılar. Özellikle mülkiyet başvurularının büyük mali boyutu bulunmaktaydı. Strasbourg’da göreve başladığımda, AİHM’deki Rum mülkiyet başvurularının ilki sonuçlanmış ve Türkiye’nin aleyhine karar çıkmıştı. Loizidou başvurusunu hatırlarsınız.1990’lı yıllarda Rum başvuruları karşısında  tezimiz ‘Türkiye’nin uluslararası sınırları içindeki olaylara ilişkin olarak AİHM’nin yargı yetkisini kabul ettiği, dolayısıyla Kıbrıs’taki durum hakkında Türkiye’yi yargılamakta yetkisiz olduğu’ yolundaydı. Türkiye’nin bu tezi 1989 yılında bireysel başvuru hakkını tanırken, AİHM’nin yargı yetkisini Türkiye’nin sınırları içinde tanıdığı yolunda yaptığı resmi çekince bildirimine dayanıyordu. AİHM bu çekinceye rağmen, tezimizi kabul etmedi, ‘sürekli askeri mevcudiyeti ‘dolayısıyla Türkiye’yi Kuzey Kıbrıs’taki durumdan sorumlu tuttu ve Loizidou başvurusunu karara bağladı. Karar, Kuzey’de terkedilmiş mülklerin Rumların mülkiyetinde olduğu teyid ediliyor ve çok yüksek bir tutarın kullanım kaybı tazminatı olarak ödenmesi öngörülüyordu. Tazminatın yüksekliği, Türkiye’nin Loizidou başvurunda AİHM’nin yargı yetkisine itiraz ile yetinmesinden ve başvuru sahibinin talep ettiği tazminat miktarı- ve davanın esası- hakkında  Mahkemeye görüş vermemesinden kaynaklanmıştı. Loizidou kararındaki tazminat miktarı diğer Rum başvurularında esas alındığı takdirde, önümüze çok yüksek, fahiş bir fatura çıkacaktı.

 Daryal Batıbay

Soru: Siz göreve başladıktan sonra nasıl bir yol haritası izlendi? Türkiye’nin katı tavrı biraz yumuşama gösterdi mi?

Batıbay: Strasburg’da göreve başladığımda durum buydu. Rum mülkiyet başvurularına karşı yeni bir yaklaşım benimsememiz gereği açıktı. AİHM , Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kendi yarattığı içtihada göre karar veren bir uluslararası yargı organı. Kararlarını, daha önce aynı konuda verdiği kararlar üzerine inşa ediyor ve eski kararlarını teyit ediyor. Mülkiyet hakkı Avrupa kamu düzeninin önemli dayanaklarından biri. Dolayısıyla mülkiyet hakkı ile ilgili AİHM’nin güçlü ve kapsamlı içtihadı var. Mülkiyet hakkına ilişkin olarak Avrupa’da oluşmuş hukuki içtihadı incelediğimizde, Kıbrıs’taki mülkiyet konusunda Türk tarafının görüş ve tezleri ile örtüştüğünü, bu tezleri güçlendirdiğini belirledik.

Yeni bir yaklaşım arayışında ikinci hareket noktamız AİHM ile kurulmuş yargı düzeninin temel bir özelliği oldu .Avrupa İnsan Hakları ile güvence altına alınan hakların korunması öncelikle üye devletlerin sorumluluğundadır. Üye ülkelerde Sözleşme milli parlamentolarca onaylanmış olup, kanun hükmündedir. AİHM, Sözleşmedeki hakları korunması için tamamlayıcı bir mekanizmadır ve üye devletler sorumluluklarının yerine getirmez veya getiremezse devreye girer. Bir başvuruyu incelerken, AİHM önce o başvurunun konusu hakkında ilgili devlette iç hukuk yolu bulunup bulunmadığına bakar ve etkin çalışan bir hukuk yolu varsa, başvuruyu iç hukuk yoluna gitmesi için reddeder. Rum mülkiyet başvuruları için iç hukuk yolu yaratmak gerekiyordu. Taşınmaz Mal Komisyonu bu amaçla ortaya çıktı. Mülkiyet sorununu Strasbourg’da değil, Kıbrıs’ta çözmek için.

Soru: Taşınmaz Mal Komisyonu’nu AİHM’e kabul ettirme süreci nasıl yaşandı?

Batıbay: Taşınmaz Mal Komisyonu’nun AİHM tarafından etkin bir hukuk yolu olarak kabul edilmesi aşama aşama oldu ve yıllar aldı. Bu süreçte AİHM’in aradığı koşullar KKTC Yönetimleri tarafından hayata geçirildi. Bir örnek olarak söz edeyim, AİHM, Komisyon’un tarafsız çalışmasının güvence altına alınması  için üyelerinin tamamının  Kıbrıslı Türklerden oluşmamasını telkin etti. Avrupa Konseyi’nin eski Genel Sekreteri ile eski Genel Sekreter Yardımcısı üyelik önerimizi kabul ettiler ve bugün de Komisyon üyesi olarak görev yapıyorlar. Komisyonu’un AİHM tarafından etkin iç hukuk olarak kabulü Mart 2010  tarihli Demapoulos kararı ile oldu. Demapoulos kararından sonra, AİHM bekletmekte olduğu 1500’den fazla Rum mülkiyet başvurusunu ele almayı reddetti ve Taşınmaz Mal Komisyonu’nu adres olarak gösterdi.

Bu sonucu, Rum Hükümeti’nin Strasbourg’da ve Avrupa başkentlerinde Yunanistan’ın da desteği ile Taşınmaz Mal Komisyonu’nun aleyhine yaptığı yoğun çalışma ve girişimleri etkisiz kılarak aldık. Çünkü, Avrupa hukuk sistemine uygun hareket ettik, AİHM ile işbirliği yaparak, görüş ve telkinlerini hayata geçirdik.

Demapoulos kararı sadece bir KKTC kurumunu, yani Taşınmaz Mal Komisyonu’nu Avrupa hukukuna uygun, etkin bir hukuk yolu olarak kabul etmekle kalmıyor, mülkiyet konusunun çözümü için temel ilkeleri de belirliyor. Karar diyor ki: mülkiyet ihlalini giderecek üç yoldan-iade, tazminat veya takas- hangisinin seçileceğine karar verecek olan kamu otoritesidir, yani Taşınmaz Mal Komisyonu’dur. Mülkiyet hakkı ihlal edilmiş kişi-gerçek veya tüzel- değildir (Karar madde 114). Karar devam ediyor: ‘iadenin hiçbir önceliği yoktur. Mülkiyet maddi bir haktır, değeri ödendiğinde hak ihlali giderilmiş olur. Kıbrıs sorununda 1974’ten bu yana geçen uzun zaman mülkiyet sorununu çözümünü etkilemiştir. Geçen yıllar Rumların Kuzeydeki mülkiyet iddialarını farazi ve spekülatif hale getirmiştir. Çünkü mülkiyet ile fiili kullanım arasında hukuki ve fiili güçlü bir bağ vardır’. Demapoulos kararına göre, Rumların mülkiyet mağduriyetlerinin giderilmesi yeni haksızlıklara yol açmamalı, mevcut kullanıcılar mülkleri terk etmek zorunda bırakılmamalıdır. Yani, mevcut kullanıcıların mağdur edilmemesi gereği, iadeyi geçersiz kılmaktadır. (Paragraf 116-17) Mevcut kullanıcıların da hakları vardır demek  yeterli değildir. Zira  AİHM kararına göre, mevcut kullanıcıların haklarının önceliği vardır.

Görüleceği gibi, bu ilkeler, mülkiyet konusunda Türk görüşlerini uygundur, hatta bu görüşleri güçlendirmektedir.

 

Soru: Taşınmaz Mal Komisyonu ile Türkiye ve Kuzey Kıbrıs ne gibi avantajlar yakaladı?

Batıbay: Demapoulos kararı sonucu, Taşınmaz Mal Komisyonun Kuzey’deki Rum mülklerini Avrupa hukukuna uygun olarak kamulaştırması imkanı elde edildi. Komisyon bugüne kadar 231 milyon Sterlin ödeme yaparak yüzlerce başvuru konusu olan Rum mülkünü kamulaştırdı. Üstelik, Kuzey’deki mülkiyet sorununun çözümü için Türk tarafının tezlerinin Avrupa hukukuna uygun olduğu tescil edildi. Bu bakımdan AİHM kararı, kanımca, 1974 sonrasında uluslararası alanda Kıbrıs sorunu bağlamında elde edilmiş en önemli kazanımdır.

Bu sonuç, Türk tarafına karşı kendi tezlerini Avrupa hukuku, Avrupa ilkeleri olarak takdim edegelen Rum Hükümetini güç durumda bıraktı. Demapoulos kararını eleştirmekle kalmayıp, Taşınmaz Mal Komisyonu’na Rumların başvurmalarını engellemek için kamuoyu kampanyası başlattı. Komisyona başvuranlara ‘hainlikle’ suçlamaya varan baskılar yapıldı. Güneydeki bu kampanyaya rağmen, Komisyona 6300’den fazla başvuru yapıldı. Başvurularda birden fazla kişi ve/veya mülkün söz konusu olabildiği düşünüldüğünde, Komisyona Rumlar arasında yaygın ilgi ve talep olduğu ortadadır.

Bu ilgiyi üç nedene bağlıyorum. Birincisi, Adadaki müzakerelerde tıkanma veya kopma olduğu zaman, yani genel bir çözüm umudu azaldığı veya kaybolduğu zaman, Komisyona Rum başvurular artıyor. Zira, Rumlar arasında Komisyon dışında Kuzeydeki mülkler için tazmin yolu olmadığı kanısı güçleniyor. İkincisi, Güney’deki ekonomik ve mali kriz, bir çok Rum için Komisyon’dan tazminat alma ihtiyacını arttırdı ve arttırıyor. Üçüncü olarak, geçen zamanla,1974’ten önce Kuzey’de yaşamış insanların sayısı azalıyor. Terk edilmiş mülklere duygusal bağ kalmıyor veya azalıyor. Bu da tazminat tercihini güçlendiriyor.

Bu nedenlerle, etkin çalışması halinde, Taşınmaz Mal Komisyonu kuzeydeki mülkiyet sorununu Türk tarafının kendi kararlarıyla çözecek bir mekanizmadır.

 

Soru: Son dönemlerde Taşınmaz Mal Komisyonu’nu çok da etkin kullanamıyoruz. Sizin bu konudaki görüşleriniz nedir?

Batıbay: Taşınmaz Mal Komisyonu ile Türk tarafının eline güçlü bir araç geçti. Fakat bu aracı maalesef etkili kullanamıyoruz. Amaç Kıbrıs’ta federal çözüm ise, Taşınmaz Mal Komisyonunu etkili ve hızlı çalıştırmak, Rum tarafını çözüme yönlendirecek en etkili baskı unsuru olduğuna inanıyorum. Şöyle ki, Komisyonun hızlı çalışması, yani yaptığı kamulaştırma, Kuzey’deki mülkiyet yapısını değiştirmekte, Rumların müzakerelerde kuzeye yönelik taleplerinin gerekçesini zayıflatmaktadır. Müzakerelerde toprak düzenlemesi, 1974’te evlerini terk eden Rumların bir bölümünün mülklerine dönüşü temelinde tartışılmaktadır. Federal çözümde Türk kurucu devlette yaşayacak Rumların sayısı da aynı temel de tartışılmaktadır. Demek ki, kamulaştırılan Rum mülkü arttıkça, Rum talepleri dayanaksız kalmaktadır. Taşınmaz Mal Komisyonu, hızlı çalıştığı ölçüde, Rum Hükümetine ve toplumuna çözümsüz geçen zamanın lehlerine işlemediğini gösterecektir. Adada federal bir çözüm olmayacağına inanıyorsanız da, Komisyonun etkin çalışmasına destek olmak gerekir sanırım. Çünkü mülkiyet yapısının %70inden fazlası vatandaşlarında değil de, o mülkleri terk etmek zorunda kalmış insanlarda ise,  orada sağlıklı bir kamu düzeni sağlanamaz. Bu yapı içinde hukuki sıkıntılar bitmez. Geçmişte Orams davası vardı. Bugünlerde Rum Hükümetinin yayınladığı yasaklı oteller listesi var. Amaç sağlam bir Kıbrıs Türk devleti de olsa, Taşınmaz Mal Komisyonunu etkin çalıştırıp başlatılan kamulaştırma çalışmasını sürdürmek gerek. Kıbrıs sorununa ilişkin görüş veya beklentiniz ne olursa olsun.

Soru: Taşınmaz Mal Komisyonu’nu n daha etkin çalıştırılması için ne gibi adımlar atılmalı?

Batıbay: KKTC’de seçimler yaklaşıyor, Meclis de açıldı. Meclis’teki tüm siyasi partilere, ortak bir önerge ile,  yıl sonunda görev süresi bitecek Taşınmaz Mal Komisyonunu yenileme ve finansman sorununu çözme çağrısı yapmak istiyorum. Bildiğiniz gibi, Komisyon’un son yıllarda etkin çalışmasını engelleyen temel sorun yaptığı kamulaştırmaların nasıl finanse edileceğidir. Bugüne kadar yapılan kamulaştırmaların tüm bedeli Türkiye’nin KKTC’ne yaptığı mali yardımla karşılanmıştır. Taşınmaz Mal Komisyonunun kamulaştırdığı eşdeğer mülkün piyasa değeri artmaktadır, üzerindeki hukuki sorun kalktığı için. Yani devletin bir işlemi ile mülkün kullanıcı açısından kazanç elde edilmektedir. Türkiye, bu kazancın bir bölümünün kullanıcı tarafından karşılanmasını istemektedir. Yani, batı ülkelerinde ki değer artışı vergisinin burada da uygulanmasını. Bu vergi tamamen Komisyonun çalışmalarına katkı olarak kullanılacak, ama kamulaştırmaların bedelinin büyük bölümü Türkiye’nin mali yardımlarıyla karşılanmaya devam edecek. Bu değer artışı vergisi, yani Kuzey Kıbrıs’taki Rum mülklerinin kamulaştırılmasına, bundan kazançlı çıkanların küçük de olsa imkanları ölçüsünde katkı yapmaları, yıllardır Ankara ile Lefkoşa arasında konuşuldu, fakat sonuçlandırılamadı. Ankara’da bu konuda hazırlanan bir yasa taslağı da KKTC makamlarına iletildi. Benim hatırladığım, taslakta, tek eşdeğer malı olanın hiç vergi vermemesi, eşdeğer mülk sayısı arttıkça artan bir vergi oranı, ihtiyacı olan eşdeğer mülk sahibine Türk devlet Bankalarının çok elverişli koşullarda kredi vermesi gibi hususlar yer almaktaydı. Bu taslak üzerinde de işlem yapılmadı. Görev süresi uzatılırken, Taşınmaz Mal Komisyonunun çalışmaları için makul, sosyal adalete uygun ve insanları rahatsız etmeyecek oranda değer artışı vergisi getirilmesi için Meclis’teki siyasi partilerin birlikte hareket etmelerini ve bu konuyu seçim malzemesi yapmamalarını dilerim. Taşınmaz Mal Komisyonu etrafında ulusal uzlaşı olmalı. Hangi görüşte olursa olsun, Kıbrıs Türkü bu mekanizmayı desteklemeli. Yaşadığı toprakların sahibi olmak ve refahını arttırmak için.

 

Soru: Maraş konusunda Vakıflar İdaresi’nin bir adımı var. Maraş’ın Türk malı olduğuna dair yerel mahkemelerden çıkarttığı bir de sonuç var. Siyasi müzakerelerde Maraş da tartışma konusu oldu. Görünüyor ki o karar çok dikkate alınmadı. Mahkemenin kararı sanki komisyonu zora sokacak gibi duruyor? Bu konuda sizin görüşleriniz nedir?

Batıbay: Maraş’ın üç Türk Vakfının malı olduğu yolunda Vakıflar İdaresinin açıklamalarını gördüm. Aynı yönde Mağusa Kaza Mahkemesinin 2005 yılında aldığı bir karar da var. Ancak Maraş’ın kendi mülkü olduğunu beyan eden vakıfların uzun, çok uzun yıllar neden hak talebinde bulunmadıklarını anlamak güç doğrusu. Gerek AİHM, gerek Taşınmaz Mal Komisyonuna başvuran Rumlar Maraş’ta İngiliz yönetimi dönemine giden koçanlar sunuyorlar. İngiliz yönetimi, ardından, kısa ortak Cumhuriyet, 1974 sonrasında kapalı tutulan Maraş’ta Vakıfların mülkiyet iddialarını 2000’li yıllara kadar öne sürmemeleri hukuki konumlarını zayıflatıyor. AİHM’nin Demapolous kararında vurguladığı gibi, mülkiyet ile zilyetlik arasında güçlü bir hukuki ve fiili bağ olduğu tüm hukuk sistemlerinde kabul gören evrensel bir ilkedir. Dolayısıyla Vakıfların Maraş’a ilişkin mülkiyet iddialarının geçerli kabul edilmesi güçtür. Mağusa Kaza Mahkemesinin kararı da ilgili tüm taraflar dinlenerek alınmamıştır. Umarım, bu karar Yargıtay tarafından düzeltilir. Yoksa, Maraş konusu Taşınmaz Mal Komisyonuna darbe vuracaktır. Zira Maraş’taki mülkler açısından KKTC’de etkin iç hukuk yolu olmadığı  yolunda AİHM’e yapılan başvurular, Demapoulos kararının revizyonunu gündeme getirir ve eldeki en güçlü imkanı kendi hatalarımızla kaybederiz. Yargıtay’ın buna yol açmamasını umuyorum.

 

Yazar Hakkında

Haber İçi Alt
canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis danışman canlı bahis, maç tahmini, yeni giriş adresleri, bahis kritik, bahis