Başlığı konmamış pazar sohbetimdir..

9 Eylül 2018 Pazar | 11:35
Eşref Çetinel

Bu günlere ne güle oynaya ne  kolaylıkla geldik.. Ne zaman geriye dönüp baksam “güzel”  diyeceğim günleri değil, acı ve meşakkatle dolu olanlarını görürüm hep.  Kimi zaman aidiyeti bizde olan kendi sorunlarımızdan,  kimi zaman dıştan..

Mesela biz elektrik radyo ile ortaokul sıralarında tanıştık. Öncesinde akşamın karanlıklarını aydınlatmak için  pis kokulu  petrol lambasının sisli puslu ışıklarıyla yetinirdik. O lamba söndü müydü erkenden uyur gün ışırken  erkenden kalkardık..

Biz okula pabuçla da giderdik, kış kıyamette kısa pantolonla da..

Ceketi tanımazdık. Ya analarımızın yünden ördüğü fanilaları giyerdik gömlek üstünden ya yelekle idare ederdik..

Ne yollarımız vardı asvalt ne üzerlerinde arabalar! Velesbitler vardı her şeyimiz!

Haftada bir kez alınabilirse eğer et alınır, ötesi günler yumurtalı patatesle bulgur pilavına, mercimek çorbası ile fasulyeye talim ederdik. Falan…

**********

İçimizde ukdeydi. Çocuklarımızı bizim gibi yetiştirmeyecektik.. Aynen babalarımızın da  bizi kendileri gibi yetiştirmemek için ellerinden geleni yaptıkları gibi yaptıktı biz de..

Çocuklarımıza yokluk ve acı çektirmemek, onları okutmak için seferber olduk.

Bir ana baba için en büyük kıvanç, önüne gelene “oğlunun yada kızının Türkiye’nin falan üniversitesinde tahsiline devam ettiğini” anlatmasıydı..

*****

KISA sürede yetişen çocuklarımızla gençleştik, geliştik.. O genç jenerasyon gün geldi mücahit oldu Rum’la vuruştu.. Gün geldi öğretmen doktor, avukat mühendis oldu..

Politikacı oldu memleket yönetimine aday.. Yönetici oldu, “bakan” hatta “cumhurbaşkanı..”

Cemaattik, toplum olduk. Nüfusumuz arttıkça “halk..”  Halkın olduğu yerde “vatan” olurdu, oldu.. Vatan olan yerde “devlet” olurdu. O da oldu!

Büyüdük, çoğaldık, devlet mertebesine ulaştık..                                                                                          Ve hayat yine zorlaştı. Çünkü niçin var olduğumuzu, var olmuşsak hangi ideali gözleyip hangi hedefe varmak istediğimizi bilemedik. Onca savaşa, onca şehide, onca gözyaşıyla yetime karşın hem de!

Devlete inanmadık! Tarihte hiçbir topluluğa nasip olmayan olanaklara karşın Kuzey’e sahip çıkamadık. Kim bilir hangi gizli güçlerin kalleş planlarıyla  “çözüm masalarından çözüm masalarına koştuk.” Aslında Rum’un peşinde koştuk, hâlâ koştuğumuzca…                                                                               *****

BİLİR misiniz? Yukarıda yazdıklarımı değil (ki çok yazdım) “göç”ü anlatacaktım  aslında.              Çünkü bu ülkeden çok göç edenler oldu.. Nerdeyse Londra’ya Avustralya’ya köprü bağlandı göçlerle..

Ben 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra gördüydüm o göç dalgasını. Öncesinde İngiliz döneminde Türkiye’ye kaçak yollardan göç edenler  vardı.

1974’lere kadar devam etti göçler.  Sonrası yıllarda ip gibi kesildi!  Hem de  üniversiteden mezun olanların yüzde 20’nin falan işsiz olmalarına, aramızda hâlâ pek çok genç işsizimize karşın!                                                 Nitekim artık  ne o geçmiş yılların “göç furyası” vardır ne de “niyet!”

Neden? Gençlerimiz bu memleketi seviyorlar. Hep sevdiler zaten..

Dünyanın tüm nimetleri ayaklarının altında. Arabadan akıllı telefona, modası her yıl değişen kılık kıyafete, yemeler içmeler, gezip tozmalara kadar. Çünkü onlar ana babalarının bir taneleri. Gözlerinin nurları..

Allah başımızdan eksiltmesin. Türkiye devlete, devlet artık çocuklarına güzel günler yaşatabilecek kadar mali ve ekonomik durumları iyi olan ana babalara…

Neden göç yollarına düşülsün ki..  Artık ne akşamın karanlıklarını petrol lambalarının sisli ışıkları aydınlatmakta ne de   kavrulmuş yumurtalı patatesle  yaşanmakta.. Ne giyim kuşam derdi hatta ne para..

İŞTE diyorum böylesi bir memlekette,  ekmek elden su gölden cumhuriyetinde ne devlet olmak istenmekte ne devletlu!  Ne Türkiye ne parası ne askeri!

PEKİ ama: Rumla, kim bilir hangi şartlarda, birleşik Kıbrıs’ta, federasyon kurup barışçı çözümü gerçekleştirecekler de o zaman gene hayvancılar bugün yaptıklarını yapabilecekler mi ya!  Tırnak kadar gerek kalmayacak “birleşik Kıbrıs federasyonunda!” Çünkü daha şimdiden et o taraftan…

Sonrasını sormayın bile “mühür kimdeyse padişah odur. Pardon, ekonomik üstünlük kimdeyse egemenlik onundur…