Köşe Yazarları

Başka bir dünyadan anılar-23 Kem aletle kemalat olmaz







Küçük yaşlarda babamdan öğrendiğim bu atasözü, “Kötü aletle mükemmel işler yapılmaz” anlamına geliyor. (“Kem alatla kemalat olmaz” şekli de var ki “kötü aletlerle mükemmel işler yapılmaz” demektir.)
Bizim evde tamirat işleri bitmezdi. Her zaman tamir edilmesi gereken bir şeyler bulunurdu. Bu türden işleri babam yapardı. Bu nedenle evde temel aletler bulundurulurdu. Bışkı (bıçkı), keser, törpü, İngiliz anahtarı, gatsavida (tornavida), çuvaldız evde eksik olmayan aletlerdi.
Isladır (semer) mı yıprandı? Eline bir torba alır, çuvaldız ve ispaho (sicim) ile onu dikerdi. Çapanın sapı mı kırıldı? Uygun kalınlıkta düzgün bir dal keser, onu kuruturdu. Günü gelince dalı eline alır, tartar biçer ve istediği uzunlukta keserdi. Sonra da tokmağı alır harnıp (harup) ağacının altına oturur, saatlerce onu törpülerdi. Arada bir çapayı alır ve sopadan geçip geçmediğini denerdi. “Oluyor gibi, ama biraz daha ister” diye kendi kendine mırıldanır ve törpülemeye devam ederdi.
Babam bir şeyler tamir ederken ben yere oturur, onu izlerdim. İşler iyi gittiği zamanlar keyiflenir ve ıslık çalardı. İşler yolunda gitmediği zamanlar sinirlenir ve “Kem aletle kemalat olmaz” diye mırıldanırdı.
Bu sözler bana hiçbir şey ifade etmiyordu. İnsanlar sinirlendikleri zaman küfrettikleri için ben bu sözleri küfür olarak algılardım. O kadar ki ilkokula başladığım zaman teneffüste oyun oynarken canımı sıkan bir arkadaşıma öfkeyle “Kem aletle kemalat olmaz” diye haykırdım.
Okulumuzun sokak kapısından ana binaya uzanan dar iki tane çiçekliği vardı. Buralara çoğunlukla keten ve haşhaş çiçeği ekilirdi. Ketenler çiçeklendiği zamanlar sağlı sollu birer kırmızılık denizi arasından yürüyerek okula ulaşırdık.
Öğretmenimiz Halil Şemsettin, elinden eksik etmediği çirpisi (ince sopası) ile büyüklere çiçek ekmekte nezaret ediyordu. Arkadaş koşarak öğretmene gitti. İçimi bir korku sardı. Hoca bu tür yaramazlıkları hiç affetmez muhakkak cezalandırırdı.
– Öğretmenim, Bekir bana sövdü.
– Ne dedi ya?
– Kem aletle kemalat olduğumu söyledi.
– E, ne var bunda? Hadi bakayım; git oyna. Hır gür istemem.
Arkadaş, ağlamayı beğenmiyordu. Fena bozulmuştu. Ben de cezadan kurtuldum diye seviniyordum. Bu olaydan sonra da bu atasözünün ne demek olduğunu anlamadım. Kerametini ancak üniversite yıllarımda çözebildim.
Babam, aslında mükemmeliyetçi bir insandı. Okul yaşamımda 10’dan aşağı aldığım hiçbir not onu tatmin etmemişti. Kendisi de yaptığı işin mükemmel olmasını isterdi.
Bodamya ile Aysozomeno arasında Yalya deresinin Aysozomeno tarafında iki tane su motoru vardı. İkisinin de sahibi Türk olmasına rağmen birine “Spiro” ötekine de “Lefkaridi” derdik. O bölgede bizim de birkaç dönümlük bir tarlamız vardı. Bu motorlardan satın aldığımız suyla buraya pamuk veya patates ekerdik.
Spiro’nun yanı başında yanılmıyorsam Necmettin Bey’in patatesleri çapalanıyordu. Kadınlı erkekli beş-on kişi, dizilmişler ve her biri birer tavla çapalayarak tarlanın bir kenarından öteki ucuna ilerliyordu. Patates tarlasının kenarında kocaman bir zeytin ağacı vardı. Ben de bu ağacın altında, tek başıma, beş-taş oynuyordum.
Irgatlar susadıkça bana çağırıyorlar, ben de zeytinin gölgesinde duran bardağı alıp onlara götürüyordum. Onlar da sırayla bardağı başlarına dikiyor, bir miktarını içiyor, bir miktarını da taşırıp göğüslerini serinletiyorlardı. Ondan sonra da bana “Su gibi aziz ol”, “Su verenin çok olsun”, “Hayırduam seninle olsun” gibi sözler söylüyorlardı. Bardak boşaldıkça yanı başımızdaki motordan onu dolduruyor ve zeytinin gölgesine koyuyordum.
Gün ilerledikçe öteki ırgatlar epey ilerlemişler, babam geride kalmıştı. Irgatlara su götürdükçe bazıları benimle dalga geçmeye başladılar: “Babana söyle, kıçını kaldırsın da biraz yol alsın. Çok gerilerde kaldı.” Ben bu sözlere hem üzülüyor hem de kızıyordum.
Nihayet dayanamadım, olan biteni babama anlattım. Babam gayet sakin bir tavırla şu yanıtı verdi: “Bırak ne isterlerse söylesinler. Önemli olan yaptığın işin kalitesi. İki-üç hafta sonra gelip baktığında onların çapaladığı bölgelerin yabani otlarla dolu olacağını göreceksin. Bu da daha az verim ve daha sivri (küçük) patates demektir.”
Doğrusu, pek inanmadım bu sözlere. Kontrol etmeye karar verdim. Çaktırmadan babamın çapaladığı tavlaların karşısına taşlar koyarak oraları işaretledim. Bir süre sonra tarlaya gidip kontrol ettim. Her şey babamın söylediği gibiydi. Babamın çapaladığı tavlalarda ot yoktu halbuki ötekilerinde vardı.
Aradan yıllar geçti ve üniversiteye hoca oldum. Dönem başında, Türkçe vereceğim dersle ilgili kitap listesi hazırlayıp çoğaltıyor ve öğrencilere dağıtıyor(d)um. Kitap listesinin genel başlığı şudur: “Kem aletle kemalat olmaz.”














Başa dön tuşu