Köşe Yazarları

Başka bir dünyadan anılar-15 Bayramdan bayrama


Bayramın bizim için çok özel bir anlamı vardı. Gerçekten de bayramdan bayrama yapabildiğimiz epey şeyler vardı. O gün kimse işe gitmezdi. Giyecekler bayramdan bayrama alınırdı. Ancak, bence en önemlisi, bayramlarda evde etli yemek pişerdi. Seyrek de olsa diğer zamanlarda evde beslenen bir piliç kesilir ve makarına-bulli pişirilirdi. Ne var ki özel yemekler bayramları pişirilirdi. Ayrıca bayram günleri biz çocukların cebine birkaç kuruş girerdi.
Sabahın köründe annemin “Hade kalk, bugün bayram” dürtüklemesi ile uyandırılırdım. Başka bir gün olsa, yorganı başıma çekip mırın kırın edecektim ama bayram sabahları hemen yataktan fırlardım. Yüzümü yıkar, bir gece önceden karyolamın kenarındaki iskemleye (sandalyeye) yerleştirilmiş elbiselerimi giyerdim. Babamla birlikte camiye gideceğiz.
Cami ilkokula bitişik büyükçe bir odaydı. Minaresi olmadığı için hoca, büyükçe bir efkalipto kütüğünün üzerine çıkar ve ezanı oradan okurdu. Kapıda potinlerimizi (ayakkabılarımızı) çıkarır, sekinin üzerine yerleştirirdik. Büyükler, mihrabın önünde duran hocanın arkasına dizilir, biz çocuklar en arkada bir sıra oluştururduk.
Camide önce sabah namazı kılınırdı. Biz de büyükleri taklit ederdik. Namazdan sonra Hoca bir şeyler söylerdi. Rahmetli Hacı Azmi epey yaşlı olduğu için sesi arka sıralara ulaşmazdı. Ne dediğini duymazdık, duyduğumuzu da zaten anlamazdık. Ondan sonra köylüler, belli bir makamda “Bayram Salası”nı okumaya başlarlardı. Bu çok hoşuma giderdi ve aklıma hep şu soru gelirdi: “Camide niçin daha çok müzik yoktur?” Aynı sala birçok kez tekrarlanırdı.
Göneş doğmak üzereyken sıra Bayram Namazı’na gelirdi. Namazdan sonra sadece bizim köyde şahit olduğum hoş bir olay olurdu. Hoca, mihrabın önünde durur ve en önde duran biri gider, iki eliyle hocanın ellerini tutup tokalaşırlar sonra da sağ omzunu Hoca’nın sol omzuna dokundurur, geri çeker, sonra da sol omzunu Hoca’nın sağ omzuna değdirirdi. Ve Hoca’nın yanında sıraya girerdi. Bir sonraki aynı işlemi ikisi ile yapar ve o da sıraya girerdi. Böylece herkes, herkesle bayramlaşmış olurdu. Biz küçükler, küs olduklarını bildiğimiz kişilerin kucaklaşıp bayramlaştıklarını gördükçe kıs kıs gülerdik. Bu sayede köydeki bütün Müslüman Türkler barışmış olurdu. Allah kerim başka bayrama!
Camiden çıkıp ayakkabılarını giyen büyükler, küçüklerin saldırısına uğrardı. Eller öpülür ve el öpen çocuklar, çoğunlukla bir kuruşla, ödüllendirilirdi. Ben sıkı tenbihli olduğum için sadece dedemin ve amcalarımın elini öpebilirdim. Aslında bizim evde el öpme alışkanlığı olmadığı için onu yapmak bile zoruma giderdi. Bir kenara çekilir, ötekileri seyrederdim. Çoğu zaman, amcalarım yanıma gelir ve avucuma ya yarım şilin veya bir şilin sıkıştırırlardı.
Bizim köydeki geleneğe göre, bayram günleri, Türklerin acil işleri Rumlar tarafından yapılırdı. Paskalarda da tersi olurdu. Çobanların sürülerini Rumlar güderdi. Rençberlerin sulama veya buna benzer işleri varsa Rumlar tarafından yapılırdı. Akşamları da birlikte yenilir, içilirdi.
Akşama misafirler olacağı için annemin hazırlık yapması gerekirdi. O gün çoğunlukla bir tencere kolokas, bir tencere asma yaprağına sarılı dolma ve bir veya iki sini fırında patatesli kebap hazırlanırdı. Fırın kebabı için büyük ekmek fırını yanı başında küçük bir fırınımız vardı. (Evdeki malzemeler yetmezse Rum komşulardan ödünç alınırdı.)
Bu işlerin, gördüğüm kadarıyla, en zor olanı kıyma doğramaktı. Önce bıçaklar, yıkanmış bir karataşın üzerine sürülerek bilenirdi. Etler kuşbaşı doğranırdı. İki ele birer bıçak alınır ve bunlar ters tutularak etler doğranırdı. Sağ eldeki bıçak üzerine doğru çekilirken sol eldeki dışarıya doğru itilirdi. Ve etler kıyma haline gelinceye kadar bu işlem sürdürülürdü.
Bayram ve Paska günleri babamın özel biri işi vardı: Salıncak kurmak. Avlumuzda büyük bir harnıp (harup) ağacı vardı. Ömrümüzün çoğu bu ağacın altında geçerdi. İşte, bu ağacın dallarından birine ipleri geçirir, aralarına da bir tahta yerleştirirdi.
Bayramlarda çoğunluğu Türk olan, Paskalarda ise çoğunluğu Rum olan kızlar, öğleden sonraları, parti parti gelir; salıncakta sallanır ve şarkı söylerlerdi. O zamanlar, kızlar bizi pek ilgilendirmezdi ama salıncak çok ilgilendirirdi. Dört gözle kızların gitmesini beklerdik ki salıncağa el koyabilelim. Artık ipler babama lâzım oluncaya kadar; salıncak, mahallenin haylazlarının işgali altında olacaktı.
Akşam olunca misafirler, birer ikişer gelmeye başlardı. Gelen masaya oturur ve yemeye başlardı. Yemekle birlikte çoğunlukla Anglia içilirdi. Misafirlerimiz, genellikle, babamın dostları olan Rumlardı. Bunlar ya Paska’da babamı evlerine davet etmişlerdir, ya bayram günü bizim işimizi yapmışlardır ya da bize hellim yapmak için süt vermiş olan çobanlardı. Hepsi de erkekti. Kadınların bu ziyafetlerde yeri yoktu. Yenir içilir, şarkı söylenir ve uyuklayan evinin yolunu tutardı. Hiçbir zaman tatsızlık olduğunu anımsamıyorum.
Ertesi günü tekrar işe gidilecekti. Köylülerin bayramı hepsi hepsi bir gündü.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı