Köşe Yazarları

Bākî Muhabbet

Kitabın adı Bākî Muhabbet” (sürekli/kalıcı sevgi). Büyük boy, kalın ve ağır. Ömer M. Koç koleksiyonundan derlenmiş 99 Osmanlıca yazılmış mektubu ihtiva etmektedir. Mektupların orijinallerinin fotoğrafları bir sayfada, çoğunlukla sağ sayfada; Latin alfabesi ile okunuşları da öteki sayfada.

Kitabı yayına hazırlayan Ömer M. Koç, kitabı eski harfleri öğrenmesine vesile olan halası Sevgi Gönül’e ithaf etmiştir. Kitap benim gibi Osmanlıca bilgisi yarıbuçuk olanlar için değerli bir kaynaktır. İki sayfayı da okuyarak Osmanlıca’yı ilerletmek mümkündür. Eski yazı, öyle bir yazıdır ki kitap alfabesini sökseniz bile el yazısını ille de okuyabileceksiniz demek değildir. İşte, size bol bol el yazısı.

Mektuplar eskiden yeniye doğru kronolojik sırayla sıralanmış. Doğal olarak en eskilerin dili en ağdalı olanlardır. Bu nedenle ben kitabı sondan başa doğru okumaya başladım. Hala da okumaya devam ediyorum. Halihazırda 99’uncudan 25’inciye inebildim.

Mektup özel bir yazım türüdür. Onun sadece karşı taraftaki kişi tarafından okunacağı var sayılmaktadır. Bu nedenle daha samimi ve daha gelişigüzel kaleme alınmaktadır. Bu içtenlik de mektuba ayrı bir değer kazandırmaktadır.

Seçkiye giren mektuplar, elbette ki, abur cubur insanlara ait değildir. Çoğunluğu yazar ve şairlere, ressamlara ve devlet adamlarına aittir. Birçoğu karşı taraftakini göklere çıkaran övgülerle doludur. Bazıları da kırgın olduğu kişileri horlayan veya daha ileri giderek onları çekiştiren bölümler içermektedir. Ne var ki mektupların hepsinde, öfke ile yazılmış olanlarda bile, Osmanlı efendiliği hakimdir. Hiçbir kabalığa rastlamak mümkün değil. (Cumhurbaşkanının bile kaba saba konuştuğu bir millete nasıl dönüşmüş olduk?)

Bizim kuşak, kitaba konan mektup sahiplerinin çoğunun ya Mazhar Osman, Fahrettin Kerim Gökay gibilerin adlarınıı gazetelerde okumuş; Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Hoca Ali Rıza gibilerin resimlerini seyretmiş; Cevat Fehmi Başkut, Reşad Ekrem Koçu, Refik Halid (Karay), Cevat Şakir (Kabaağaçlı) gibi yazarların  kitaplarını okumuş; Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Abdulhak Hamid (Tarhan), Ziya Osman Saba, Yusuf Ziya (Ortaç), Faruk Nafiz (Çamlıbel), Orhan Veli (Kanık) gibi şairlerin bazı şiirlerini ezberlemiştir. Vasfi Rıza Zobu gibi aktörleri de sahnede seyretmiştir.

Birkaç tane tarihsiz mektubu hesaba katmazsak, en yeni tarihli mektup, 9 Temmuz 1962 tarihini taşıyor ve Reşat Ekrem Koçu’na aittir. Avukat olduğunu tahmin ettiğim bir arkadaşına yazdığı bu mektupta köylüsü olduğunu söylediği ve “Arapkir beyzadesi iken feleğin sillesini yemiş” ve “İsnabul’un gurebasından” (gariplerinden) olan Ali Ağa’ya yardım etmesini ister. Sonra da şöyle devam eder:

“Böyle tavassutlarda (aracılıklarda –BA) hatırıma daima şu fıkra gelir. Erkân-ı devlet (devlet büyükleri –BA) katında fevkalade itibarı olan bir zāt gurebānın işleri için kapı kapı dolaşırmış. Bir gün bir dostu ‘Ayol’ demiş, ‘şunun bunun işi için ne diye yüzsuyu dökersin?’ Hazret de gülmüş, ‘yüzsuyu ile değirmen çarkı döndürülmez; bu gibi işler içindir’ cevabını vermiş.”

Ahmet Haşim, 16 Haziran 1924 tarihinde Paris’ten Abdulhak Şinasi’ye (Hisar) yazdığı mektupta Yahya Kemal Beyatlı’dan “Nişli Agâh” diye söz eder. Beyatlı Niş’lidir ve ilk adı da Agâh’tır. Haşim onu horlamak için bu ismi kullanıyor. Osmanlı’nın hakareti de bu kadar olur.

Bunların içinde en çiğ yüreklisi herhalde Doktor Rıza Nur’du. Öyle anlaşılıyor ki Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bolayır’dan Namık Kemal’le ilgili bir şeyler istemiş, ama kendisine verilmemişti. 10 Teşrinisani (Kasım) 1937 tarihinde Fuad Şemsi İnan’a yazdığı mektupta Bolayır’dan şu şekilde bahseder:

“Hele Kemal’in kendi elyazısıyla olan divanını görmek için birkaç adamı musallat ettim. Göstermedi. Bu adam ne adamdı! Namık Kemal’den öyle bir mahluk çıkmıştı. Bu adam babasını Abdülhamid’e curnal ederdi. İrtikâbāt yapmıştır (rüşvet işlerine karışmıştır –BA). 31 Mart’ta da valisi olduğu Rodos’tan Abdülhamid’e meşrutiyeti ilga etti (lağvetti –BA) diye tebrik telgrafı çekmiş, Hareket Ordusu girince İttihatçılar tevkif etmişler (tutuklamışlar –BA), fakat Hüseyin Hilmi Paşa kurtarmıştı. Bu adamı şahsen ve pek eskiden beri tanırım. Gayet dejenere biri idi. Kokain, morfin de çekerdi. Bu sebeple Namık Kemal’i tedkik ederken (incelerken –BA) daima Kemal’de bir tereddi (soysuzlaşma, yozlaşma –BA) eseri aradım. Malûm tereddi irsîdir, dimağîdir (beyinle ilgilidir –BA).Buna  dikkatle ve yıllarla devam etmiştir (herhalde ‘buna yıllarca devam etmişimdir’ demek istiyor –BA). Hiçbir eser bulamadım. Bilakis onda büyük bir muvazene (denge –BA) gördüm. Demek Ali Ekrem bunu anası tarafından almıştı. Bunları yazacaktım. Onu yine Kemal’e bağışladım. Ne ise o da gitti (Bolayır 27 Ağustos 1937 günü vefat etmişti –BA). Bu yer tatlı, acı, olmuş, ham, deva (ilaç –BA), zehir, her şeyi yutar ve yüzünde bir işmizaz (yüzünü buruşturup ekşitme –BA) eseri bile görülmez.”

Haftaya Orhan Veli’nin Nahit hanıma yazdığı aşk mektupları. Bākî muhabbet!   

[Not: Kitabı Sadberk Hanım Müzesi’nden yüklenip Kıbrıs’a taşıyan Prof. Osman Özdemir’e teşekkür ederim.]    




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı