Köşe Yazarları

AYAĞI YERE BASMAYAN EKONOMİ








Farketmişsinizdir. Bu kez seçim propagandalarında siyasi soruna çok az yer verildi. Az biraz teferruatlısını CTP seslendirdi. O da  sadece “eğer seçilirse  siyasi sorunu ve Maraş konusunu  yeniden nasıl gündeme taşıyacağının manifesto ayarlı anlatımını yaptı..




TABİ CTP’nin  bu konuda ne kadar sorun çözücü olabileceğini bilmiyoruz.                                                           Yani Kuzey’le Güney arasında daha çok sınır kapısının açılması, iki toplumun ticari ilişkilerinin ve daha çok iç içe geçmelerinin Rum-Yunan siyasetine ne denli olumlu katkı yapacağı meçhuldür!                    Çünkü başta Anastasiadis olmak üzere, Atina Doğu Akdeniz odaklı yeni ve tehlikeli siyasetlerde heyamolo çekiyorlar ki şimdiden Türkiye’nin haklarını bile dikkate almadan Yunanistan’dan Kıbrıs’a uzanan deniz bölgesini kendi egemenliklerinde  görüyorlar!



DOĞRUSU şu ki Ankara ile Atina kendi aralarında (fakat) kalıcı bir barışa imza atmaz, Doğu Akdeniz sorununa noktayı koymaz, borularla taşınacağı belli olmayan gazı AB’e Türkiye üzerinden geçirmezlerse  Kıbrıs sorununda çözüme yönelik ilerleme beklemek mümkün değildir.

HA şunu da biliyoruz: CTP’nin, “canım Türkiye aradan çekilsin biz Kıbrıs Türk ve Rum halkları çözümü sağlarız” fikrinde olduğunu…

Mümkün değildir ama tarafların bu sorunu ne Türkiyesiz ne BM’lersiz  ne de Avrupa’sız çözemeyeceği  açık seçik görülen gerçektir..

***

KISACA bir zamanlar  meydanlarda yankılanan Kıbrıs sorununa yönelik siyasi çözüm vaatleriyle anlatımları  zaman içinde mum gibi eriyip gündem dışı kaldılar!

Buna karşılık yerini “ekonomi” aldı! Nitekim  artık yat kalk Allah “aman ekonomi canım ekonomi” türküsü söyleniyor! Sloganı da kendinden menkul oluyor: “Üretim!”

NE var ki ne bu “ekonomi” ne de “üretim” denilen ve şimdilerde uğurlarına ağıtlar yakılan, gerçekte kalkınmanın mihenk taşı olgular lafla olmuyorlar!

Nitekim yıllar sonra keşfettiğimce soyut ve somut ne kadar “şey” varsa hepsinin de  “tabandan başlayıp yukarılara doğru seyreden bir tabiatları vardır.

ŞÖYLE ki “üretimi” slogan yapıp seferberliğinin ateşini yakmak yetmez. Yetmediğinin ispatını geçtiğimiz günlerde iş insanları “çalıştıracak kalifiye eleman bulamıyoruz” diye seslendirdilerdi.

Ki narenciyenin toplanması dönemlerinde de işçi sıkıntısı çekiliyor..

(BELKİ seçime an kala gündeme taşıdığım bu sorunlara  muhatap olabilecek bir hükümetten söz etmek mümkün değildir. Ama ben sadece kulakları delmek babında yazıyorum.. Hasbelkader bir iki ilgili ve yetkilinin akılları uçlarına “bu sorunlarımız da vardır” düşüncesini takmak bile tutun ki toplumsal devinim içinde büyümesi gereken KKTC’e sıkıştırılmış bir fellik olabilir zannederim..) Sadede geleyim:

***

“KALİFİYE İŞÇİ BULAMIYORUZ” YAKINMASI: Geçtiğimiz günlerde “üretimden” söz edilirken İş insanlarından da bir yakınma geldiydi. Diyorlardı ki “kalifiye işçi bulamıyoruz!”

İlk aklıma gelen zaman zaman yine aklıma geldikçe “Köşeme” taşıdığım ülkenin “Meslek ve Sanat Liseleri” oldu. Bir tanesi Mağusa’dadır..                                                  Vakti zamanında  klasik liselerde eğitim öğretim yönünden zorluk çeken öğrencileri bu “meslek okullarına” yönlendirerek  mesela  şu anda iş insanlarının da talep ettiğince memlekete  “kalifiye sanatkâr” yetiştireceklerdi.. (Sanat ve teknikle ilgili kullanılan araç gereçleri nedeniyle bu okullar  ayni zamanda  diğer okullara farklı olarak daha çok parasal bütçe ayrılmaktadır.)                                                                               NE VAR Kİ bu pahalı eğitime   karşın  şu anda ne diyor iş insanları? “Kalifiye eleman bulamıyoruz!”

PEKİ özellikle “sanayide ve teknolojik alanlarda çalışmak  üzere yetiştirilen bu öğrenciler (ki artık sayıları binlerce olarak” ifade edilmelidir) mezun olduktan sonra  hangi alanlarda istihdam ediliyorlar? Nerede çalışma olanağı buluyorlar?

İŞTE SORUN: Yıllar önce de yazıyordum. Devlette en çok mali giderlere mal olan bu “sanatkâr” diyeceğimiz öğrencileri bile “memur” yazdılar! Kimileri kendi işini kurdu ama pek çoğu işte böylesi seçim dönemlerinde dokunan “oy  tezgâhları” sonucunda memur oldular, limanlarda gardiyan oldular belki polis oldular ama tutun ki ki “iş insanlarının talep ettiği kalifiye işçi (yani yetişmiş eleman) olamadılar!                                                       ***

BU OKULLAR  yine vardırlar ve galiba artık klasik liselere dönüştüler.

Sorunu abartmış olabilir miyim? Yada yanlış olabilir mi? Sanmıyorum. Bu ülkede okullaşmalarla kalkınma öteden beri planlı programlı olmadı.

BUNA karşılık hiç aksatılmadan şu oldu: “Her yeni iktidarla kamu görevlileri biraz daha arttı! Mesleği, kariyeri, nerede daha çok faydalı olacağı düşünülmeden “yeter ki devlet kapısında aylıkçı ola!”

Her yeni seçim Kamu görevlileri ordusunu daha çok artırdı!  Bu seçim sonrasında da durum vaziyetler değişmeyecek. Öyle geldi öyle gidecek!

***

KISACA TAKILDIĞIM: 29 Aralık yani yılın son ayının ortalarında Türkiye’de  dolara karşı tedbirler alınırken  TL’nin yerlerde sürünen değerini ayağa kaldırma operasyonları başladıydı..

84 milyonluk ülkeden söz ediyorum. Bir aylık dönemde sadece TL dolar karşısında (yeterli olmasa da) değer kazanmakla kalmadı, Döviz-TL kur farklarından doğan spekülatif hareketlenmelerle gemi azıya alan “pahalılığı” başta marketler olmak üzere müthiş bir seferberlik ve  cezai müeyyideler yanı sıra  denetimlerle kırmakla kalmadılar… Fırsatçılara astronomik cezalar yağdırarak halkın kazıklanmasının önüne geçtiler…

YA BİZDE? Bir aylık sürede 84 milyonluk Türkiye’de fiyat istikrarı sağlanır yada bu konuda büyük ve ciddi çalışmalar yapılarak tüketiciyi koruma kanunları çıkartılırken; bizde tek bir maddenin etiketinde 5 kr. İndirim bile olmadı! Aksine Akaryakıt olmak üzere daha bir pahalılandı..

Şimdi ne yapıyorlar ama? Önleyemedikleri haksız kazançların sonucu olan pahalılığı önlemek yerine o pahalılığı yaratanların üzerine gitmek tedbirler almak denetimler yapmak yerine yine Ankara’dan mali destek istediler. Maaşlara yevmiyelere zam yapıp zevahiri kurtarmak için!

NEDEN: “Eee seçim var ya? Oyları derleyecekleri iş insanlarını neden sıkıştırıp seçilmeyi rizikoya soksunlar! Kör şeytan! Üstelik her yıl da seçim var! Bekleyin ki haksız kazançlar pahalılık sona ersin!









Başa dön tuşu