Köşe Yazarları

Auschwitz’de bir muhasebeci

 20 Nisan 2015 yılında Almanya’nın Aşağı Saksonya eyaletine bağlı Lünenburg kasabasındaki Bölgesel Mahkeme’de ilginç bir dava görülmeye başlanmıştı.

Davada, II. Dünya Savaşı boyunca Alman ordusunda muhasebecilik görevi yapan ve kendi deyimiyle “hiç kimseyi öldürmeyenOskar Gröning, 300.000 kişinin sistematik bir biçimde öldürülmesine suç ortaklığı yapmaktan yargılanıyordu.

Savcı da Oskar’ı doğruluyordu. Oskar’ın yaşamı boyunca tek kişiyi dahi bizzat öldürmediğine, savaşı da oldukça konforlu bir ofiste hesap kitap işleri yaparak geçirdiğine dair o da hemfikirdi. Ancak Oskar ofisinde görev yaparken, diğer asker arkadaşları on binlerce kişiyi hemen yan taraftaki gaz odalarında zehirleyerek öldürüyordu. Bu nedenle, savcıya göre, suçların işlendiğini bilmesine rağmen orada olmaktan dolayı o da suça ortak olmuştu ve bütün bu sistematik cinayetleri bizzat gerçekleştirenler kadar yapılanlardan sorumluydu.

Oskar, 1921 yılında Aşağı Saksonya’da doğmuştu. Babası,  son derecede tutucu ve baskıcı bir tekstil işçisiydi.  Çocukluğunda, askeri üniformaya karşı özel bir tutkusu vardı. Evde saatlerce eski bir asker olan dedesinin fotoğraflarına bakıyor, bir gün o da asker olmanın hayallerini kuruyordu. Aile değerlerinin de etkisiyle, 1930’lu yıllarda Almanya’yı etkisi altına alan Nazi hareketine karşı da bir sempati geliştirmişti. Nazilerin, “Almanya için en iyisini isteyen ve bu uğurda bir şeyler yapan” bir parti olduğuna inanıyordu.

17 Yaşında okulunu yüksek notlarla tamamlamış ve bir bankada çalışmaya başlamıştı. Birkaç yıl sonra II. Dünya Savaşı patlak vermişti. Savaşın ilk aşamasındaki parlak Alman zaferlerinin yarattığı heyecan dalgasının etkisiyle elit bir askeri birlik olan Schutzstaffel’e (SS) katılmıştı. İdari hizmetler sınıfında, maaşlar bölümünde çalışıyordu. Ancak cepheden sakatlanmış askerler gelmeye başlayınca, idari hizmetlerdeki masa başı işler onlara bırakılmış ve sağlam olan askerler cephedeki birliklere dağıtılmıştı

 

Oskar, 1942 yılında en kötü şöhretli toplama kampına, Auschwitz’e, gönderilmişti. Kampta Oskar’a verilen görev, trenlerle kampa gönderilen tutsakların yanlarında taşıdıkları kişisel eşya ve bavulları toplayıp ofisine götürmek, sonra bu eşya ve bavullardaki para, altın ve diğer değerli eşyaların kaydını tutmaktı. Kayıtlar tutulduktan sonra bütün para ve değerli eşyalar Almanya’ya gönderiliyordu.

Oskar, kampa gelişini izleyen günlerde kampta neler olup bittiğini öğrenmişti. “Transfer” adı altında kampa getirilen ve geride bıraktıkları bavullarını topladığı Macar Yahudilerinin, arkadaşları tarafından gaz odalarında Zyklon B gazı verilerek öldürüldüğünü ve onlardan geriye kalan bedenlerin de fırınlarda yakılarak yok edildiğini biliyordu. Savaştan yıllarca sonra yapılan onlarca belgeselde kampta neler olduğunu anlatan Oskar, bu yapılanlara çok üzüldüğünü ancak emir altında rütbesiz bir er olarak, yapılanları engellemesine olanak olmadığını söylemişti.

 

Oskar’a savaş sırasında yaptıkları nedeniyle herhangi bir kovuşturma yapılmamıştı. Doğduğu kasabaya yerleşmiş, evlenmiş, çocukları olmuş, oldukça yoğun geçen bir iş yaşamının sonunda da emekli olmuştu.

Oskar’ın bu sakin emeklilik yaşamı 2015 yılında tamamıyla altüst olacaktı.

Savcılık, Oskar’a bu kampta 16 Mayıs ile 11 Temmuz 1944 tarihleri arasında yaşananlarla ilgili olarak ceza davası açmıştı.

Peki, savcılık dava açmak için niye 70 yıl beklemişti?

Bunu anlamak için Almanların II.Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından işlenen suçlara yaklaşımına tarihsel olarak bir göz atmak gerekiyor.

Savaştan 13 yıl sonra Almanlar, Nazi savaş suçlarının soruşturulması için özel bir ofis kurmuş ve 100,000’e yakın kişi hakkında soruşturma yapmıştı. Bunlardan yalnızca 6,000 kişi savaş suçlarından mahkûm olmuştu. 180 üst düzey Nazi’ye ömür boyu hapis cezası verilmiş, geriye kalan diğer orta düzey sorumlulara ise yalnızca bir ile üç yıl arasında hapislik cezası kesilmişti. Alt düzey sorumlulara herhangi bir işlem yapılmamıştı.

Dönemin Alman yasalarına göre kamp muhafızları gibi emir-komuta zinciri altında hareket eden alt düzey görevlilere ceza vermek mümkün değildi. Emir ve komuta altında hareket edenler, ancak kasıtlı ve aşırı zalimce eylemlerle  (Exzesstäter) cinayet işlemeleri durumunda sorumlu tutulabiliyorlardı.

Nazilerin ceza sorumluluğuna ilişkin bu yaklaşım, 2005 yılında “Korkunç İvan” olarak adlandırılan Demjanjuk davasında verilen bir mahkeme kararıyla kökten bir biçimde değişime uğradı.

John Demjanjuk, Sobibor toplama kampında muhafızlık yaptığı iddia edilen kişiydi. Hakkında açılan davada, muhafız olarak görev yaptığı sırada kampta meydana gelen 27,900 cinayete yardımcı olmaktan mahkûmiyeti talep ediliyordu. Davada işlenen cinayetlere fiilen katıldığına dair hiçbir delil yoktu.  Alman savcıları bu dava için özel bir karine geliştirirler: Sobibor’da bulunduğu dönem içerisinde 27,900 cinayet işlendiği sabittir. Bu olaylarda teker teker ve somut bir eylemde bulunduğunu ayrıca ispata gerek yoktur. Eğer Sobibor’da muhafızlık yapmışsa,  orada işlenen bütün cinayetlere yardımcı olmaktan dolayı sorumludur.

İşte bu davada kabul edilen ve Alman ceza hukukunun yerleşik ilkelerinde değişim yaratan yeni sorumluluk karinesi, 10 yıl sonra Oskar’ın da sakin yaşamını altüst edecekti.

Alman yargısı, Oskar’dan, 20’li yaşlarda genç bir delikanlı iken yapılanlara sessiz kalmasının hesabını 70 yıl sonra, tam 94 yaşındayken soracaktı.

Oskar dava sırasında kampı kocaman bir makineye benzetmişti. Bu makine içinde kendi rolünü ise “basit ve önemsiz küçük bir çark”tan ibaret olarak tanımlamıştı.

Onu yaptıkları dolayısıyla 4 yıl hapse mahkûm eden mahkeme, gerekçesinde,  küçük bir çarktan ibaret olsa da o makinenin çalışmasına katkıda bulunduğunu ve bunun da bir cezai sorumluluğu olduğunu belirtmişti.

“Auschwitz muhasebecisi” yaptıklarının “etik olarak” doğru olmadığını itiraf etmiş, ancak bunun bir cezai sorumluluğu olması gerektiğini hiçbir zaman kabul etmemiştir.

Oskar, halen Alman cezaevinde cezasını doldurmak için gün saymakla meşgul.

Bu yeni sorumluluk karinesi ise, hem geçmişte soykırım suçu işleyenlere hem de gelecekte böyle bir suçu işleyebilecek olanlara güçlü bir mesaj veriyordu: Bu yaptıklarınız asla yanınıza kar kalmayacak. Soykırım suçuna zamanaşımı işlemeyecek ve bu suça katkınız hangi düzeyde olursa olsun, suçları ofisinizin penceresinden izlemiş olsanız dahi, bu suçlara ortak olmaktan yargılanacaksınız.

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı