Köşe Yazarları

ATEŞKES EKSENİNDE…


19’uncu asrın ortaları 1950’lili yılları andırır ancak tersinden.

Bilindiği gibi,

EOKA hareketi ile fanatikler silahlanıyorlar ve İngiliz’e karşı mücadele veriliyordu.

Ancak, bu mücadele bu eksenden kayacak ve Türklerle Rumların karşı karşıya geleceği bir ortam doğacaktı…

19’uncu asrın ortalarında yani 1850’li yıllarda Türkler zaman zaman silahlanıyorlardı.

Hıristiyanlara karşı.

O Hıristiyanlar Rumlardan başkası değildi.

Osmanlı’nın Ruslarla arası iyice açılınca, Rumlar Rusları tutuyorlar ve bundan umut besliyorlardı.

Zaten Osmanlı Avrupalıların baskısı altındaydı ve Hıristiyanların haklarının genişletilmesi gündemdeydi.

Bu haklar Hatt-ı Humayın ile birlikte verilecek (1855) kiliselerde çan çalma serbest olacak, Başpiskoposlar kendi kiliselerinden maaş alırken, halktan para toplamayacaklardı…

Papazlar pek memnundular.

Kendi dindaşlarını Osmanlı Padişahına saygılı olaya davet ediyorlardı…

Lefkoşa her zaman olduğu gibi başkentti.

Başkentte nüfus üstünlüğü de Kıbrıslı Türklerdeydi.

Bu gelişmeler karşısında homurdanıyordu Kıbrıslı Türkler hatta silahlanıyorlardı.

Hıristiyanlarla eşit olmalarını hazmedemiyorlardı bir türlü.

Tıpkı çok daha sonraları bu kez Rumların Türklerle eşit olmalarını hazmedemeyecekleri gibi…

Dr. Ahmet An’ın “Kıbrıs’ta İsyanlar Ve Anayasal Temsiliyet Mücadelesi (1571-1948)” adlı yapıtında aktarılan bilgilere göre, o yıllarda Paris Antlaşması ile birlikte Kıbrıslı Türkler rahatlamışlardı.

O kadar ki, bu durumu 8 gün alkol tüketerek kutlamışlar!

Antlaşmaya göre “Avrupalılar Türklerin sorunlarına müdahale hakkı yoktu” Ve “reaya gibi muamele görecek” lerdi…

Hatt-ı Humayın yayınlandıktan sonra Lefkoşa’da Hıristiyanlara karşı hoşnutsuzluk saldırıları da beraberinde getirmiş, hatta Vali bile proteste edilmişti.

Güç Kıbrıslı Türklerdeydi ve Hıristiyanlara tanınan her hak onların asaplarını bozuyordu!

İleride devran dönecek, bu tablonun tam tersi hayat bulacaktı.

Sadece Lefkoşa’yı ele alacak olursak, Türkler nüfus çoğunluğunu kaybedecekler hatta adanın kendisi İngilizlere verilirken işler tamamen tersine dönecekti.

Gün gelecek ada Türkleri “azınlık” kurum kurup, azınlık olduklarını bile ilan edeceklerdi!

Bu sefer Rumlar silahlanacak, azınlık ahaliyi kendilerine tabi bir ahali olarak görecekler ve bilinen olaylar meydana gelecekti…

Diyeceğim o ki, birbiri ile sürekli olarak hır gür çıkaran iki ahali çok uzun yıllar sonra tamamen bir birlerinden ayrılacaklardı.

İki ahalinin de gerek dıştan gerek içten büyütüp besledikleri ve “dava” haline getirdikleri “ülkü” lerin hiçbiri de gerçekleşmeyecekti…

Her şey orta yerde “ateşkes” ekseninde kalacaktı…

Bugün oldu didinip duruyorlarsa,

Gerçekten de ne olduklarını bilmediklerindendir!

Tabii, ne olduklarını bildiklerinden de olabalir!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı