Köşe Yazarları

Artık Kısa Cümleler Kuruyorum…

Ece Uslu yazdı...






Acısı ile tatlısı ile, yalanı ile gerçeği ile, kırgınlığı ile, sevinci ile, hastalığı ile, ölümü ile, doğumu ile adeta bir su misali akıp geçiyor günler seneler; siz farkına bile varmadan.
Bazen durup bakıyorum geçmişe neler yaşanmış neler diyorum. Sonra birden aklıma şu söz geliyor; ‘Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.’…
Gülümsüyorum… Zamanında geçmez dediğim içinde ıstırap çekerek kendimi tükettiğim şeylerin aslında ne denli içi boş olduğunu fark edip gülümsüyorum. Her şey geçiyormuş, ama her şey. Asla keşke o acıyı yaşamayıp ondan kaçsa idim demiyorum. Korkak, dövüşmeyi sevmedim ben hiç; kaçarak kendimi uyuşturarak, çivi çiviyi söker diyerek yaşayan kişi olmadım. Çünkü o acılarla yüzleşmem sayesinde olgunlaşacağımı biliyordum/
biliyorum. O acıyı çekmese idim o sınavı geçemezdim. Oradan öğreneceklerimi öğrenmezdim. Bir kısır döngünün içinde aynı hataları yaparak yaşamaya çalışmaya devam ederdim.
Aşk, geçici körlük halidir diye bir kez daha hatırlıyorum sonra geçmişe bakarken. Ama bir insanın başına gelebilecek en güzel körlük hali deyip kendimi suçlamıyorum. Büyüyorum, sizleri büyütürken ben de büyüyüyorum. Sizlere ışık tutarken sizin ışığınızdan ben de faydalanıyorum… Doğrularım, hedeflerim, hayattaki gerçekliklerim değişiyor. Bir yandan büyümenin hazzı, diğer yandan hayatın öğrettikleri ile masumiyetini yitirmenin hüznü arasında gidip geliyorum. Korkuyor muyum? Hayır? Çünkü bazen savrulmak gerektiğini
biliyorum dengeyi bulabilmek için. Hatta bazen dibi görmek gerek en yükseğe sıçrayabilmek için.
İnsanım.. Hüzünlerim de oluyor, sevinçlerim de, kırgınlıklarım da kızgınlıklarım da ama asla ümit etmekten ve kendimi sevmekten vazgeçmiyorum. Bu sayede düştüğüm anlar sadece yola devam edebilmek adına soluklandığım zamanlar olarak kalıyor. Bir yalanı yaşamak zorunda kalan insanlara üzülüyorum. Hayatla yüzleşmekten korkup kendilerini uyuşturduklarını gördükçe önce kızıyor sonra ellerinden gelenin en iyisinin bu olduğunu kabul ediyorum. Ekstra kötülük istemiyorum onlar için. ‘Bir başkasının gerçekliğine, vicdanına kendini hapsetmekten, başkalarının doğrularını ödünç alarak yaşamaktan, kendi doğrularının olmamasından, asla kendilerine karşı dahi dürüst olamayacak olmalarından daha ağır ceza olabilir mi bir insan için?’ diyorum çünkü.
Benim hala ümidim var.. ‘Bir şey olmadı ise daha iyisi olacağı içindir’ diyorum. İçime su serpiliyor. Şunu söyleyince de bir rahatlama geliyor… ‘Dertlerimi Tanrı’ya havale ettim.
Tanrı nasıl biliyorsa öyle yapsın.’ Ümidinizi kaybetmeyin dostlarım….








Başa dön tuşu