Aldatmak mı Aldanmak mı? - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Perşembe, Nisan 18, 2024
Köşe Yazarları

Aldatmak mı Aldanmak mı?

Ece UsluUzm. Dr. Ece Uslu

‘Aldatmak’ üzerine çok yazıldı çok çizildi bu zamana kadar. ‘Aldatma’ kelimesi toplum öiçinde adı zikredildiğinde dahi buram buram yargı, öfke ve dışlama kokar. Ama hepö diyorum ben yargıç değilim, yargılamak benim işim değil. Ben psikiyatristim ve işim insanları anlamak. O nedenle burada aldatmak doğru mudur yanlış mıdır konusunu tartışmayı yersiz buluyorum. Kaldı ki her ne konuda olursa olsun bir kişinin yaşadıklarını yaşamadan, 3. şahısların o kişi ile ilgili söz sahibi olmasını da doğru bulmuyorum. Hal öböyle olunca bu yazımda olaya farklı bir açıdan bakmak istedim. Öncelikle bir konuda uyarıda bulunup konuya öyle devam edeceğim. Aldatmaların altında yatan ruhsal bir takım rahatsızlıklar da olabilmektedir. Ancak burada anlatacağım herşey ruhsal anlamda bir sorunu olmayan kişilerle alakalı olan kısımdır.

Benim şahsi görüşüm içinde yalan söylemek olan her türlü eylemden uzak durmak yönündedir. Çünkü yalan, yeni yalanları doğurur ve bu denli çok yalanı akılda barındırabilmek güçlü bir hafıza gerektirir. Bu yüzden eğer aldatmaya doğru yöneldiğinizin farkına varıyorsanız lütfen bir durun. Öncelikle bu eylemi veya eylemler sürecini gerçekleştirmeniz sonucunda olması muhtemel sonuçları ögöze alıyor musunuz? Örneğin; Vicdan azabı, kendini sorgulama, suçluluk duyguları, partnerini üzme ihtimali, hayal kırıklığına uğratma ve belki de terk edilme… Vicdanım sızlamaz, terk edilirsem de umrumda olmaz diyenler lütfen sizi mutlu etmeyen, doyurmayan bu ilişkiden kendiniz için uzaklaşın. Çünkü empati ve vicdanın kalmadığı bir yerde kurtarılabilecek birşey de ökalmamış demektir. Ölünün dirilmesini beklemenin anlamı yok.


İlişkimi kurtarmak istiyor, yukarıdaki riskleri almak istemiyorum diyenler, lütfen ilişkinizi öncelikle bir gözden geçirin. Çünkü çatlak olmayan bardaktan su sızmaz. Eğer bir 3. şahsa yöneliyorsanız, bu şu anki ilişkinizin sizi doyurmadığı, beslemediği, size iyi gelen alanların azınlıkta olduğu anlamına gelmektedir. Yani bu ilişkide çoğunlukla aç kalıyorsunuz demektir. Aç bırakılıyorsunuz demedim, aç kalıyorsunuz diyorum. Bu durum siz, karşı taraf veya çoğunlukla her iki taraf kaynaklı olabilmektedir. Peki ilişkinizde sizi ne doyurmuyor, ne size iyi gelmiyor? Cevap bulamadınız mı? O zaman tersten bakalım; dikkatinizi çeken yeni kişinin size nesi iyi geliyor? İlişkideki heyecan mı? İlgisi mi? Dinlenip anlaşılmak mı? Onda size iyi gelen şey her ne ise büyük ihtimalle ilişkinizde eksik olan şey de odur.

Bu noktadan sonra ‘İlişkimi kurtarmak istiyor muyum?’ sorusu geliyor. Cevap ‘evet’ ise yapmanız gereken ilk şey ilişkinizde size iyi gelmeyen şeyleri, ilişkiden beklentilerinizi konuşup uzlaşmaya yoluna gitmek. Uzlaşabilmenin olmazsa olmazı ise BİRLİKTE çabalamaktır. Daha önce defalarca konuştunuz ve partnerinizin çabalamaya niyeti yok gibi mi geliyor, ya da çabası size yetmiyor mu o zaman kendinize şunu sorun, ‘Neden aldatmak yerine gitmeyi tercih etmiyorum? Mutsuz olduğunuz, duyulmadığınız bir yerden aldatmadan önce gitmeniz gerekmez mi?

Bazen de basireti bağlanmış gibi yönelir insan aldatmaya… Herşey o kadar çabuk olur ki o an partnerini üzüp kırabileceğini dahi düşünemez. Bu noktada hep uzun süre kendimizi aç bırakma örneğini veririm. Kendinizi uzun süre aç bıraktığınız bir günü düşünün, dolabı açtığınız zaman bu yiyecek zararlı bunu yemesem daha iyi olur diye düşünebilir misiniz? Hayır, elinize ne geçerse yeyerek doymaya çalışırsınız. İşte uzun süre duygusal/cinsel/ ruhsal vb anlamda doyurulmadığınız ilişkilerde herşey bir anda gelişir. Artık kontrol sizde değildir. Onu doyurmadığınız için ruhunuz kendini doyurabilmek adına vicdanınızın, mantığınızın sesini kısar ve aldatma serüveni başlar. Bunun sonucundaki uyanış genellikle pişmanlık şeklinde olur. Kişi kendini hatalı hisseder ve suçlar, çoğunlukla telafi etmeye çabalar. Ancak hata bir kere yapılır. Hata yaptım deyip aynı eylemleri sürdürmek ‘tercih’tir. Lütfen bu noktayı da unutmayalım.

Bir de partnerini aldatıp ‘senin yüzünden’ diye üste çıkanlar var. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali… Genellikle görüşmeye bu kişiler yerine aldatılan eşleri gelir, kendilerini suçlar haldedirler hem de. Hem aldatılmak hem de suçlanmak ne büyük haksızlık! O noktada tek soru sorarım; ‘Eşiniz ilişkinize dair kendine iyi gelmeyen davranışlarınızı sizinle paylaştı mı?’. Genellikle cevap ‘hayır’dır. Bir ilişkide size iyi gelmeyen şeyler elbet olacaktır. O noktada yapmanız gereken şey bunları eşinizle konuşup uzlaşmaya varmaya çalışmaktır. Ona bu ilişkideki hatalarını, sizi kırdığı, üzdüğü, kötü hissettirdiği noktaları düzeltme şansı vermenin tek yolu iletişim kurmaktır. Aksi halde ‘senin yüzünden’ kavramı anlamını yitirir. Yani bunu söyleyip kendinizi haklı çıkaramazsınız. Eğer bir haklı arama yarışı içindeyseniz tabi ki. Karşınızdakini suçlamak yerine onu üzdüğünüz için özür dilemek bu noktada daha da anlamlı olmaz mı sizce?

Aslında hiçbir şey kimsenin yüzünden olmaz. Partnerinizin bu ilişki içinde yanlış davranışları, sizin ondan uzaklaştığınızı fark etmemesi gibi siz de partnerinizle sorunlarınızı konuşup çözüm yolu aramadığınız için her ikiniz de ilişkinize sahip çıkmamışsınız demektir. Hatta bazen partneriniz için ideal bir ilişki sizin için çok monoton, sıkıcı, mutsuz bir ilişki olabilir. Bu durumlarda size iyi gelmeyenleri paylaşmayarak ilişkinize büyük oranda sahip çıkmayan taraf siz olmuş oluyorsunuz maalesef.

Peki neden aldatmak mı aldanmak mı? Cevabı yukarıda gizli aslında. İlişkisinde uzun süredir görmezden gelinmiş, arzulanmamış, değersiz hissettirilmiş, veya cinsel anlamda aradığı doyumu bulamamış bir insan aldatma noktasında en çok aç kaldığı yer neresi ise onu doyurana gider. Bu doyum başlarda büyük bir aşk gibi algılansa da, sadece uzun süreli açlığın üzerine yenilmiş bir pasta gibidir bu. Yani tatlı krizine girdiğinizde yediğiniz tatlı ile adeta aşk yaşarsınız ama kriz geçtiğinde canınız başka şeyler de çekmeye, vücudunuz başka gıdalara da ihtiyaç duymaya başlar. Duygusal ihtiyaçlar da böyledir, birden fazla karşılanmayı bekleyen duygusal ihtiyacımız vardır. İnsanoğlu tek bir ihtiyaçtan ibaret değildir. Tek bir ihtiyacını doyurarak ömrünü geçiremez. Uzun zamandır aç bıraktığınız ihtiyacınız doyurulup sakinleştiğinizde başka ihtiyaçlarınız da belirginleşmeye başlar. Ama can havli ile kendinizi attığınız yeni kapıda büyük ihtimalle bunlar yoktur. Karnını doyurmak için zihniniz size bir oyun oynamıştır kontrolü elinizden alarak, sahte bir aşk oyunu yaratarak. O noktada çaresizlik ve ne yapacağını bilmezlik başlar. Bu nedenle her aldatma bir aldanmadır da aslında…

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar