KıbrısManşetTürkiye

AKP – MHP ortaklığı Kıbrıs’ta barışa engel mi?






Hürryiet yazarlarından Murat Yetkin bugünkü köşe yazısında Kıbrıs konusunu değerlendirdi.

AKP – MHP ortaklığı Kıbrıs’ta barışa engel mi?

Şimdi Suriye iç savaşının, İsrail-Filistin kavgasının filan yaşandığı Doğu Akdeniz’in tam ortasındaki Kıbrıs’ta kan dökülmüyor.

O zaman ne diye Birleşmiş Milletler yapacağı başka önemli işler varken bununla uğraşıyor, neden Türkiye başka yere harcayabileceği değerli zaman, işgücü ve enerjiyi buraya harcıyor?

Diyebilirsiniz ki her toplum kendi tarafında yaşasın, kimse kimseye karışmasın; ne Türkiye KKTC’ye destek olmaktan gocunur, ne Kıbrıs Türkü Anavatanın gölgesinden rahatsız olur.

Diyebilirsiniz ki, “Terörden ekonomiye, anayasa referandumuna kadar Türkiye’nin bu kadar sorun arasında Kıbrıs’ın ne önemi var?”

Şu önemi var.

Kıbrıs sorununun çözümsüz kalması bu bölgede Türkiye’nin, Kıbrıs Türklerinin fayda sağlayacağı, bölge siyaset ve ekonomisine ağırlık koyabileceği önemli projelerin yapılamamasına, ya da Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin dışında çözümler üzerinde çalışılmasına yol açıyor.

Yoksa artık BM’nin “Bu son şans” uyarılarının da bir anlamı kalmadı.

Dün Hürriyet ekibi olarak kahvaltı yaptığımız KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün, “Bunu daha önceki Genel Sekreterlerden de duyduk” dedi; “Bakın hala görüşmeler yapılıyor. Hiç bir şey olmaz, verecek toprağımız yok.”

Başbakana Rauf Denktaş’ın 1986’da “yüzde 29 artı” beyanını hatırlatıyoruz, yani Kıbrıs Türklerinin elindeki toprağı, uzlaşma karşılığında yüzde 29 küsura düşürme beyanını…

Özgürgün, “Denktaş Bey 29 artı dedi ama, yüzde 40’da 29 artı” diye işi şakaya vurdu, güldük, ama kendisi de biliyor Denktaş’ın o yanıtı dönemin BM Genel Sekreterinin, “Görüşmeler için psikolojik sınır yüzde 30’un altı” demesi üzerine verdiğini.

Öğle yemeğinde KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın konuğuyuz.

Akıncı, “Bu kadar çaba harcadık, emekler boşa gitmesin” diyor.

Bir gün önce Barçın Yinanç ile birlikte yaptığımız mülakatta açık açık konuşmuştu zaten.

Görüşmeler 2004’te yaşanan Annan Planı fiyaskosundan sonra son bir yıl içinde Akıncı ve Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiyadis’in sayesinde çok farklı ilerlemeye başladı.

Yıllar sonra ilk defa iki toplumun temsilcileri ile üç ganartör ülke, Türkiye, Yunanistan ve İngilte’nin katılımıyla beşli toplantı yaptılar.

Harita önerilerini, güvenlik endişelerini birbirleriyle paylaştılar.

Sonra birden durdu hareket.

Mesele şu.

Rum tarafı ve Yunanistan, Türkiye’deki referandum sürecini ayak sürüme bahanesi olarak öne sürmeye başladı.

Gerçi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da 2004’da olduğu gibi Avrua Birliği tarafından bir kez daha aldatılmak istemiyor, yoğurdu üfleyerek yiyor ama asıl bahane MHP’nin AK Parti’ye verdiği destek.

MHP zaten öteden beri Kıbrıs’ta görüşmelere karşı, statükonun devamından yana.

Üstelik bu defa MHP cenahında anayasa referandumunda Devlet Bahçeli’nin çizgisine, “Evet” demeye karşı çıkan kesimler, Bahçeli’ye Kıbrıs üzerinden de baskı uyguluyor “Erdoğan kazanırsa Kıbrıs elden gidecek” gibilerinden. Bu durumda Bahçeli de Kıbrıs söylemini yükseltiyor.

Türkiye’de ne oluyorsa, özellikle hükümet çizgisindeki medya ne çıkarsa Kıbrıs Rum makamlarınca daha sabahın erken saatlerinde Yunanca’ya tercüme ediliyor ve yakından izleniyor.

Uzatmayalım, Rumlar diyor ki, “Erdoğan ve AK Parti referandumda MHP’ye mecbur oldukları için Kıbrıs’ta çözüm çabalarını desteklemekten vaz geçer”.

Akıncı diyor ki, “Benim Türkiye’den aldığım izlenim, referandumla bunun ilgisinin olmadığı, anlaşmanın içeriğine göre karar verileceği”.

Bunu Anastasiadis’e de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e de söylemiş. Hatta bu izlenimi silmek için Mart’ın ikinci yarısında bir müzakere turu daha yapılmasını önermiş, yapılacak.

Neden mi bu kadar ısrar ediyor?

Çünkü Akıncı diyor ki, “Bu üç ay çok önemli”.

Çünkü Kıbrıs Rum kesiminde 2018 Şubatında seçimler var ve yaz aylarından itibaren onun kampanyaları başlayacak, yani demir tavında dövülür.

Çünkü Türk tarafında ne kadar fren koyan varsa, Rum tarafında daha fazlası var.

Akıncının kurduğu denklem başka: Kıbrıs açıklarında gaz bulundu. İsrail’de gaz bulundu. Mısır Akdeniz’deki ekonomik bölgesinde bölgenin en zengin yataklarını buldu ve o yataklar Mısır’dan çok Kıbrıs ekonomik bölgesine yakın. Bu kaynakların Avrupa pazarlarına iletilmesinin en kısa ve ucuz yolu, bunları Kıbrıs’ta birleştirmek Türkiye’ye döşenecek bir boru hattı yoluyla AB pazarlarına satmak.

İşin yolu barıştan geçiyor yani. Bu çerçevede son zamanlarda TOBB aracılığıyla yapılan ekonomi diplomasisinin önemi var.

“Türkiye güneyinde gelişen bu enerji kordorunun dışında kalmamalı, tam tersine ağırlığını koymalı” diye açıklıyor; “Bunda hem Türk halkının, hem Kıbrıs Türklerinin yararı var.”

Bir de AB dış ve güvenlik politikaları sorumlusu Federica Mogherini’nin bir sözünü hatırlatıyor Akıncı: “Kıbrıs’ta çözüm, Türkiye AB ilişkilerinde oyunun kurallarını değiştiren bir etken olmakla kalmayacaktır, oyunun kurallarını değiştiren etken olacaktır.”

Bence Kıbrıs, Türkiye-AB ilişkilerinin tek unsuru değil önemli bir unsuru ama sadece o yok. Yine de sadece müzakere önündeki engellerin kalkmasının dahi Türkiye’ye ekomomi ve siyasette katacakları ortada.

Yani, Kıbrıs önemli, çözülürse kazandırabilecekleri açısından, yoksa böyle kendi yağımızda kavrulup gitmek de pek ala mümkün.

KAYNAK: HÜRRİYET







Başa dön tuşu