Köşe Yazarları

Affetmeyin bizi çocuklar


 

Biz büyümeden, nasıl büyütecektik sizi çocuklar? Sakın inanmayın samimiyetimize. Kendi başarısızlıklarımızı örtmek için sizi adres gösterdik hayal kırıklığımıza. Hayattaki duruşumuz cafcaflı bir kaplama kağıdından ibaret, inanmayın öfkelerimize. Kaplama kağıdının altındaki kutu boş diye gerçek yüzümüzü gizledik sizden, beceriksizce.

Hala yüzümüz aynalarda, hala gözlerimiz ucuz aşk dizilerinde, hala ayaklarımız lüks otomobillerin pedallarında… Markalı, modalı ideallerimizle süsledik hayallerimizi ve hepsinin üstüne etiketler yerleştirdik. Aşkı, her bedende uzağa iterken, özlediğin bir sevgilin bile yoktu, fark edemedik. Bunları öğretmeye ne gücümüz, ne inancımız, ne de vaktimiz vardı.

—–
Yalnız gözlerimizdeki yorgun bakışlar değil
Yenik düsen alışkanlıklarımıza
Yaşamı katıksız bir çocuk kahkahasında göremediğimiz
Doğuramadığımız, koklayamadığımız, büyütemediğimiz
O çocuğa uzaktan bakmanın ezikliğidir yaşlandıran yüzümüzü

Geldin, hoş geldin de, hoş bulmadın bizi. Hazırlıksız, kirlenmiş, sarsıntılı yakaladın dünyamızı. Etraf dağınıktı, toparlayamadık. Oysa senin için pahalı onlarca oyuncaklar hazırlamıştık. Senin için markalı onca giysiler almıştık. Senin için taksitle ödeyeceğimiz harç paraları planlamıştık. Üniversite diploman için duvarımızda boş yer bile ayırmıştık.
Geldin, hoş geldin.


Pastanın üstündeki mumların sayısı çoğalırken, niye büyüyemedi bakışların?
Niye gözlerinde bir kez bile olsa bir şiirin dizesine rastlamadım?
Yok, sakın bu soruları yanıtlama.
Sakın şiirsizliğimin nedenini yüzüme vurma.

Bugün senin yüzüne baktım. Bugün, senden daha çok yaşamış biri olarak sana baktım. Sorular, sorularımı çoğalttı yüzüne bakarken. Seni tek bir çocuk diye varsaydım. Belki sokakta yürüyordun, belki okuldan çıkıyordun, belki sancılar çekerek bakıyordun yüzüme. Bugün, utanarak yüzüne bakıp, kendimi sorguladım.

Dağlarda lalelerin salındığı, ovalarda kır çiçeklerinin başkaldırdığı, gökyüzünün maviliğinde büyüyen bir düşüm vardı sana dair. Zeytin dallarından taçlar takacaktım saçlarına, koynuna gül damlaları damlatacaktım. Mersinler bırakacaktım avuçlarına. Buğday başaklarının sarısından, umutlu bir buket hazırlayacaktım sana. Feslikan kokulu şarkılarla, “Güzel günler hangi dağın ardındadır” diyerek o güzel günlere seninle ulaşacaktım.

Yapamadım.  Sana “bozuldun” dedim. Senin için “bizim zamanımızda” diye nice cümleler biriktirdim. Sakın inanma öfkeme. Kendi başarısızlıklarımı örtmek için seni adres gösterdim. İnanma samimiyetime.

Şiirsiz, şarkısız, sevdasız bir marka yarattım, taktım boynuna. Yolunu her şaşırıp yüzüme baktığında sakın kendini suçlama. Bu şiirsiz, bu bölünmüş, bu maddiyatla ölçülen hayatın soğuk bakışlarıyla karşılaştığında, sakın acıyıp da beni affetmeye kalkışma.

Her anne-baba, her eğitimci mutlaka okumalı

Aşağıdaki yazıyı ilk okuduğum zaman günlerce gözüme uyku girmedi. Kendi kendimi hesaba çektim. Öğretmenlerimi, oğullarımın öğretmenlerini, sistemi ve her şeyi. Çocukların yaratıcıklarını öldürerek onları bir yarış atına döndüren bu eğitim sistemi karşısında çocuklarımıza ne yaptığımızın farkında bile değiliz. Fabrikadan çıkan tek tip üretim değil amaç, insan yetiştiriyoruz biz, insan… Her şeyi unutup, bütün başarılar, sahte yarışlar arasında çocukların mayalarıyla oynayan kocaman bir sürüyüz biz. Bu yazıyı bütün anne babalar, bütün eğitimciler okusun isterim:

Durun Dedi Öğretmen
Bir küçücük oğlancık bir gün okula başladı. Pek mi pek akıllıydı. Okulu da pek mi pek büyüktü. Ama akıllı çocuk sınıfına dışarıdan kestirme bir yol buldu. Buna çok sevindi. Artık okul ona kocaman görünmüyordu.
Bir zaman sonra bir sabah dedi ki öğretmen “Bugün resim yapacağız…” “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Resim yapmayı çok severdi. Her şeyin resmini yapardı: Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler. Mum boyalarını çıkardı ve çizmeye başladı.
Ama öğretmen “Durun” dedi, “Henüz başlamayın!”

Ve herkes hazır görünene dek bekledi. “Şimdi” dedi öğretmen, “Çiçek çizmesini öğreneceğiz”. “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Çiçek çizmeyi çok severdi. Ve en güzellerini yapmaya başladı: Pembe, mavi, kavuniçi mum boyalarıyla.
Ama öğretmen “Durun” dedi. “Size nasıl çizileceğini göstereceğim.”
Yeşil saplı kırmızı bir çiçek çizdi.
“İşte” dedi öğretmen. “Şimdi başlayabilirsiniz”. Küçük çocuk bir öğretmenin çiçeğine baktı Sonra kendi çiçeğine. Kendi çiçeğini daha çok sevdi /Ama bunu söyleyemedi. Defterinde sayfayı çevirip Öğretmeninki gibi çizdi Kırmızı bir çiçek sapı yeşil…
Bir başka gün dedi ki öğretmen: “Bugün çamurdan bir şeyler yapacağız”. “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Çamurla oynamayı çok severdi. Her şeyi yapabilirdi çamurla: Yılanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar, kamyonlar. Başladı çamuru yoğurmaya.
Ama öğretmen “Durun” dedi, “Henüz başlamayın!”Ve herkes hazır görünene kadar bekledi. “Şimdi” dedi öğretmen, “Bir çanak yapmayı öğreneceğiz “. “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Çanak yapmayı çok severdi. Ve başladı yapmaya Boy boy, şekil şekil çanakları.
Ama öğretmen “Durun” dedi. “Size nasıl yapılacağını göstereceğim”.
Ve de gösterdi herkese bir büyük çanağın nasıl yapılacağını. “İşte” dedi öğretmen. “Şimdi başlayabilirsiniz”. Küçük çocuk bir öğretmenin çanağına baktı, bir de kendi çanağına. Kendi çanağını daha çok sevdi. Ama bunu söyleyemedi. Çamur topağını yuvarlayıp yeniden yaptı öğretmeninki gibi derin bir çanak.
Ve çok geçmeden Küçük çocuk öğrendi beklemeyi, izlemeyi ve her şeyi öğretmen gibi yapmayı. Ve çok geçmeden başladı kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya.
Ama birdenbire taşınıverdiler başka bir eve, başka bir şehirde ve çocuk gitti başka bir okula. Bu okul daha da büyüktü öbüründen. Kestirme yolu da yoktu dışarıdan Büyük basamakları çıkmak Ve uzun koridorlardan geçmek gerekiyordu sınıfa kadar.
Ve daha ilk gün dedi ki öğretmen: “Simdi resim yapacağız”. “Ne güzel” diye içinden geçirdi çocuk. Ve başladı beklemeye öğretmenin, ne yapmasını söylemesini beklemeye. Ama öğretmen hiçbir şey söylemedi başladı sınıfta dolaşmaya.
Küçük çocuğa gelince durup sordu:”Resim yapmak istemiyor musun?” “İstiyorum” dedi çocuk. “Ama ne resmi yapacağız?”
“Ne resmi istersen” dedi öğretmen
“Nasıl çizmeliyim?” diye sordu çocuk
“Nasıl istersen” dedi öğretmen
“İstediğim renk mi?” diye sordu çocuk.
“İstediğin renk” dedi öğretmen,
“ Eğer herkes ayni resmi yaparsa ve ayni renkleri kullanırsa kimin neyi yaptığını ve neyin ne olduğunu nasıl anlarım ben?”
“Bilmem”, dedi çocuk.
Ve başladı çizmeye: Kırmızı bir çiçek, sapı yeşil…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı