Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Okullar neden sevilmez? Hapishane oldukları için mi?

Okulların genelde sevilmeyen, hoşlanılmayan yerler olduğuyla ilgili pek çok araştırma sonucu mevcut. Bunun yanında okulların neden öğrenciler tarafından sevilmediğiyle ilgili kitaplar da yazılmakta. Daniel T. Willingham (2009) ‘Neden Öğrenciler Okullardan Hoşlanmaz’ (Why Don’t Student Like School?) adlı kitabı da bunlardan birisi. Peter Gray, bilişselci akımdan olan Willingham’ın kitabında, öğrencilerin okullardan neden nefret ettiğini anlattığını vurgulamakta*. Öğrencilerin okullardan hoşlanmamalarını, öğretmenlerin bilişselci akımın belirgin ilkelerini tam anlamıyla anlamadıklarına ve bu nedenle gerçekten öğretebileceklerinin altında öğretim yaptıklarına bağlamakta. Öğretmenlerin ayrıca öğrencilerin belleklerinin çalışma sistematiğine uyacak materyaller sunmadıklarını da belirtmekte. Gray, öğretmenlerin Willingham’ın önerilerine uymaları ve bilişselci akımın öğrencilerin belleklerinin çalışma sistematiğiyle ilgili çağdaş ilkeleri kullanmaları durumunda, öğrencilerin okulu sevebileceklerini belirtmekte*.
Gray ayrıca bir öğrenciye okulu neden sevmediklerini ve hoşlanmadıklarını sorunca alacağınız cevabın; ‘Okullar hapishenedir’ olacağıdır. Gray de bu fikre katılmakta ve pek çok kişinin de buna katıldığını ancak söylemekten çekindiklerini belirtmekte. Okullar, özgürlüğün kısıtlandığı yerlerdir. Tüm bu görüşleri katılmamak elde değil. Gerçekten onur ve özgürlük okula adım atılır atılmaz, uçup gitmektedir; özellikle geleneksel okullarda. İşin bir de ikilemi mevcut; toplum, aileler ve öğretmenler okul çocuklarına, ergenlere okulların onların iyiliği, iyi vatandaş olmak için gerekli olduğunu sürekli söylemeleridir. Halbuki iyilikleri için olsaydı özgürlükleri ellerinden alınır mıydı?
Gray’in okul ile hapishane arasındaki farkı özetleyen şu tespiti çok düşündürücü ve harika; okullar ile hapishane arasındaki farklardan birisi; hapishaneye ‘suç’ işlediğiniz zaman, okulaysa sadece ‘yaş’ınız geldiği için konursunuz.
Okul, aileden yani evden sonra en çok zaman geçirilen kurumdur. Öğrencilerin okula karşı sevgi ve hoşlanma düzeyleriyle ilgili araştırma sonuçları bilim dışı KKTC’de ne yazık ki yok. Bunu anlamak için bizler gibi okulların içinde olmak yeterli sanırım. Nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan ‘gözlem’i bizler sürekli yapıyoruz. Tek fark zihnimiz dışında ispat için kayıt aracımız yok. Okullarda, çocukların bir nedenle ağladığını, kavga ettiklerini, öğretmenlerin ceza ve şiddetlerine maruz kaldıklarını, okulöncesi kurumlarda bile 23 Nisan kutlamaları için çocukların gelişimlerine uygun olmayan bir şekilde sürekli aynı noktada durmalarının veya oturmalarının istendiğine, evlere zili çalınca çocukların koşarak okullarda hızla kaçtıklarına vb davranışlara şahit olunmakta. Bunlara derslerdeki bıkkınlığı da ekleyeniz. Bunun yanında enerji deşarjı ve oyun ihtiyaçlarının karşılanması gereken ve böylece sosyal ve fiziksel gelişimlerinin istenilen aşamaya getirileceği beden eğitimi gibi önemli bir dersin, ‘alın topu oynayın dersi’ne dönüştürülmesi de okulların çocukların ilgi ve isteklerinin dikkate alınmadığının göstergelerinden birisidir. İlgi ve isteklerinin dikkate alınmaması, hoşlanılmayan davranışları yapmaları için öğrencilerin zorlanması anlamına gelmektedir.
Bizler de ortaöğretime kadar okullarda mutlu değildik. Sürekli sınavlar, özgürlüklerimizin kısıtlanması nedeniyle okula gitmeyi pek istemiyorduk ancak bunu üniversite döneminde tersine çevirdik. Tatillerde buraya geldiğimizde üniversite yaşantımızı özlüyorduk, gitmek istiyorduk. İkisi arasındaki fark biraz daha özgür olmaktı.
Okul yaşı çağına gelmiş okulöncesi çocuğu, okula ayak basar basmaz özgürlüğünden olmakta. Halbuki evinde istediği kadar odasında oturmakta, istediğinde başka bir odaya geçebilmekte, istediğinde evin bahçesine çıkıp kendine göre oyunlar kurup oynamakta, istediği oyuncakla istediği kadar oynamakta, istediği gibi resim yapmakta ve kimse ona sınırlama getirmemekte, yapması gereken sıkıcı ödevler de verilmemekte vs… Ancak okul kapısından içeriye girdiği andan itibaren tuvalete bile gidip gidemeyeceğine kendisi değil öğretmeni karar vermekte; fizyolojik ihtiyacını bile izin almadan yerine getiremiyor.
Bilişsel kuram, öğrencilerin belleklerinin nasıl çalıştığını açıklarken ilgi, istek, herkesin farklı zeka yapısı olduğu üzerinde durmakta. Düşünmek lazım; acaba geleneksel KKTC okullarında bunlara ne kadar uyulmakta? KKTC’de özel bir okulda çocuk öğretmeni izin vermediği için çişini üzerine yaptı, okul yönetimi aileyi suçlamakta; tuvalet eğitimi verseydiniz diye. İnanılmaz ama gerçek! Üstelik bu özel hapishaneye 5000 Stg. ödüyorsunuz. Buralarda okul yerine hapishane daha çok. Peki, KKTC’li öğrenciler okulu neden sevsin ki?
*https://www.psychologytoday.com