Vallahi.
“Bedavaya konmak” Kıbrıs Türkü’nün “genlerine” işlemiş…
Belli.
Dönüp bir etrafınıza bakın.
Bedava oldu mu bir mal…
Hak etmediğiniz halde önerildi mi bir makam…
Taliplisi çok.
Yıllarca bu ülkede, “uyduruk” yöntemlerle mal zenginleri ortaya çıktı.
Bakın sahillere.
Rum’dan kalan deniz kenarı ev ve araziler, bugün kimlerin elinde?
Kimler oraları fahiş paralara satarak bugün zevk içinde yaşıyor.
Gözümüzün içine baka baka.
Aha böyle bir düzen yaratıldı.
Bu düzeni “milliyetçilikle” harmanladılar.
Bu düzene çok şey borçludurlar.
Dedeler yedi…
Evlatlar sefasını sürdü…
Torunlara ne kaldı?
Yarına ne kalacak?
Bunu düşünen yok.
Statüko bütünüdür
Statüko Kıbrıs Türk halkının bütünüdür.
Hangi pozisyonda olursa olsun.
“Onun bekası” için mücadelesini verir.
Özel sektörün gelişmesi için mücadele eden yok.
Özel sektörde iş kuran birçok genç, bugün borç batağı içerisinde yüzmekte…
Batağa saplanmış durumda.
Tek derdimiz “kamu”
Bakınız, kafasını çevirip, “yahu turizm mezunu gençler ne durumda?” diye kaygı duyan var mı?
Ya da “iletişim fakültesi mezunlarının” durumunu soran var mı?
Havadis Gazetesi’ndeki görevim gereği, iş başvurularını görüyorum.
“Asgari ücret sefalet ücreti” deniyor…
Doğrudur.
Bin 560 TL…
Ancak, asgari ücrete özel sektörde çalışmaya hazır onlarca iletişim mezununun başvurusu var çekmecemde.
Peki nedir derdimiz?
Bin 560 TL’ye…
Ama sokaktaki kavgaya bakın…
“Kamuda işe başlayanların aldığı başlangıç ücretleri düşük, neden daha fazla değil…”
Uçurum büyüyor
İş kurup, bin bir zorlukla üç kuruşu bir araya getirmek isteyenler, ağır kamu koşullarının pençesindedir.
Vergiler…
Harçlar…
Personel maaşları…
Belediye vergiler…
Olmadı KDV ödemeleri…
Olmadı RE’SEN vergi…
O da yetmedi cezalar…
Maalesef, bu ülkede “özelde iş yapmak” ve “özelde işlemek” tercihi sıfır noktasında…
Sendikaları kınamıyorum ama…
Maalesef, bu ülkede, gücü elinde bulunduran, süreci de yönetme peşinde.
Sendikalar, uzun süredir sokakta.
Neden?
2 bin 200 TL ile devlette işe başlayan öğretmenlerin, “eşit işe eşit ücret almamaları…”
Sendikalar elbette üyelerini savunacak.
Örgütlenecek de…
Sokağa da inecek…
Bunu yapıyor diye sendikaları kınamıyorum.
Ama durumu tespit etmekte de zarar yok.
***
3 binde sadece 300
Bu ülkede, her yıl 3 bin kişi sisteme dahil oluyor…
İş arıyor…
Kamu sınavına giriyor…
Özelde işe başlıyor…
Özelde iş arıyor.
3 bin genç…
Kamuda öğretmen…
Doktor…
Hemşire…
Bekçi…
Memur…
İşe başlama şansı olan son 10 yıldır 300 genç…
Diğer 2 bin 700 genci kim düşünecek?
Kamuda işe başlayan “300 genç” için sendikalar, “sefalet içinde” diyor ya…
Ya 2 bin 700 diğer genç…
Onlar ne durumda…
Sendikalar elbette bunun sorumlusu değil…
Ama sendikalar “sefalet” edebiyatına sarıldıkça hak ararken, geniş bir kesimin “örgütlü mücadeleye olan inancını” da yerle bir ediyor.
***
Eskiden “kör topal bir KHK” vardı, şimdi o da yok
Kamuda “çalışma şansını” Kamu Hizmeti Komisyonu ya da siyasi partiler üzerinden bulan şanslı sayıyor kendisini önce…
Partiler de, Kamu Hizmeti Komisyonu da sonuçta “sadece torpil üzerine” kurulan bir düzene sahip.
Birbirinden farkı yok gözümde… Kamu Hizmeti Komisyonu, şimdi tamamen siyasi bir kurum haline geldi.
Tuttukları makamı, aldıkları maaşı, “siyasete borçlu” olan KHK’nın yeni yönetimi, maalesef, “kamuda adil istihdam ve adil terfi sisteminin” de dibine kibrit suyu döktü.
Buradan da kamuya adaletli bir şekilde girme umudu öldü mü?
Ne kaldı geriye?
Göç…
Bu ülke gençliğinin esas sorunu, “kamuda işe başlayanları 150-200 TL daha az maaş” alması değil.
Kimse kusura bakmasın…
Dert daha da büyüktür…
Adalet öldü, adalet…
Liyakat de öldü…
İş yapmanın önemi de öldü…
“Çalış da korkma” dönemi de öldü…
El birliği ile gençler, “okumaya, öğrenmeye” değil, siyasi partilerin bayrakçısı olmaya itildi.
“Kamudan iş bekleyenin” bu ülkede başka şansı da kalmadı…
Yazık…
Yattığınız yerde rahat etmeyeceksiniz…
Arkanızdan “su dökeniniz” değil, “söveniniz” çok olacak…
































