Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir sokum ekmek için bıkmadan üretmekti derdi

Salamis Otel’e bıraktım hanım ve çocukları…

Malum okullar tatil…
Kafayı da dinlendirmek lazım arada.
Pazar sabah, yani dün işe doğru dönüyorum…
Sabah saat 08.30.

Mutluyaka içinden kahveye baktım, tandık varsa, ineyim bir kahve içeyim…
“Bir kişi bile yok, kahveyi artık gazetede Bertuğ- Devrim ile içeriz” derken…
Mutluyaka çıkışında, yol ortasında 70’lik bir amca.
Elinde “makas…”
Önümü kesti.
Bana doğru sallıyor.
Bastım frene durdum…
“Hayırdır amca, korkuttun da beni. Nedir öyle sallan makası, kesecen beni?” derken, bir taraftan da arabaya davet ettim.
Belli ki bir yere gidecek.

“Yok oğlum, kurban olurum ben sana, ne keseceğim seni…” dedi, bu arada da yerleşti arabaya…
“Nereye gidiyorsun” dedim…
“Sana zahmet, beni Korkuteli’ne bırakır mısın” cevabını verdi.
“Başım üstüne” diyerek, arabayı sürmeye başladık.
Mormenekşe’de kaldığını öğrendim.
1980’den bu yana burada yaşıyor.
Buralı artık.
Ekmeğini taştan çıkaran cinsten.
Nerden mi anladım?
Bakınız, o saatte, 70 yaşında gir adam, neden evinde değil de, elinde bir “ağaç budama makası” yollarda, otostop yapıyor.

2 gün izinli ama elinde makas, yollarda
“Hayırdır” dedim, anlattı:
“Ben normalde çobancılık yapıyorum. Adım Ramazan.
Mormenekşe’de kalıyorum.
Oğlum, uzman olarak görev yapıyor, o evde şu an.
Ben de iki gün izinliyim ya…
Aldım elime makası, düştüm yollara.
Dün (cumartesi yani) iki tane asma ağacı budadım.
60 TL kazandım.
Hemen mazotumu aldım, traktöre döktüm.
Malum, dönem kötü bir dönem.
Hayvancının para kazandığı dönem değil.
E ama yapacak çok iş var. Traktörsüz olur mu?
Şimdi içim rahat.
Pazar günü de boşum ya. 60 TL de bugün kazansam, ne güzel bir süre daha idare ederiz.” 

“Şurada ineyim…”
70’lik Ramazan amca bir nefeste anlattı bunları.
“Mormenekşeliyim” dedi ya…
“Ben de Ekmekçi Raif’in oğluyum” diye girdim araya…
“Çok çöreğini yedim. Tanımaz mıyım? Varırdı yanıma sık sık. Bin defa dedim sigarayı bıraksın. Ben de sigara içiyorum.
Ama bol bol ayran da içiyorum.
Süt de içiyorum. Yılanın zehrini bile öldürür ayran, süt.
Bu nedenle içtiğim sigara vücudumda zehir yapmıyor…”
Babamdan da konuştuk biraz.
“Rahmet istedi” dedi…
Sonra, “İnince bir Fatiha okurum ruhuna” diye devam etti.
O arada Korkuteli’ne vardık.

“Nereye gideceksen bırakayım, yürüme” dedim.
“Şurada ineyim” dedi.
Karşıdaki evi göstererek, “Budayacağım asma burada” diye gösterdi.
Durdum…
İndi, arabaya dönerek, “Teşekkür ederim. Unutma, babana rahmet oku” diye hatırlattı.
Makasına baktı, devam etti.

***

Üretmek kadar güzeli var mı?
Arkasından baktım bir süre…
Hızlı adımlarla uzaklaştı.
Öyle ya…
Bir günde, iki asma budayacak.
30 TL asma başı alacak…
60 TL ile bir haftalık mazot parasını daha çıkaracak.
Biz Lefkoşa’nın gündemine boğulduk ya.
Geçtiğimiz hafta da, “kamu çalışanı yerli işadamının ürününü almasın” çağrısı yaptı öğretmen sendikaları.
İş dünyası da “kamuda verimlilik tartışması” açtı ya.
Kamunun gündeminin dışında bir gündem var dışarıda.
İnsanlar 3- 5 TL’nin hesabını yapıyor.
İki damla mazot için, izin gününde evde yatmak yerine, elinde makas, asma buduyor.
Çocuk evlendirecek, bankadan nasıl borçlanacağının hesabının peşinde.
Bankaya borçlanacak…

Olmayan maaşı ile ekmeğini taştan çıkarma derdine düşecek.
Ramazan amcamın tek amacı, iki kuruş daha fala kazanmak.
Bunun için de “daha çok üretmesi gerektiğini” biliyordu.
Mormenekşe’den Mutluyaka’ya, oradan Korkuteli’ne…
Asma budayarak, “iki kuruş daha fazla kazanma” peşindeydi.
Kazanmak için “üretmesi” gerektiğini biliyor…
Düşündüm…
“Üretmeden kazanma üzerine” kurulu bir kamu düzeni…
“Üretmeden teşvik üzerine” kurulu bir tarım düzeni…
Bu alanlara harcanan trilyonlar…
60 TL için hafta sonunu feda eden 70’lik dede…
Ve bu ülke adil öyle mi?
Bu kamu düzeni adil öyle mi?
Kamu ile ilişkisi olan herkes aydınıyor ya…
Ramazan amca gibileri ne desin?
Tüm yol bunu düşündüm Lefkoşa’ya gelene dek…
Utandım…
Yapacak çok işimiz var daha…
Bu statüko yıkılacak…
Başka yolu yok…