Ben evet diyeceğim…
“Neden evet?” diyeceğimi hukukçu edasında anlatacak da değilim.
“Hayır” diyenler gözümde, “Aslında değişime karşıdırlar ve 12 Eylül kafasının ürünü olan 1985 anayasasına sahip çıkıyorlar” kalıbında değildir.
“Evet” diyenleri de, “Statükonun bekçiliğini yapıyorlar” kalıbına sokmak o derece yanlış.
Maalesef, içinde bulunduğumuz durum nedeniyle çok ciddi yapısal sorunlarımız var.
Bu yapısal sorunlar, “Çözüm olunca her şey düzelecek nasıl olsa” tembelliği ile, ülkeyi bu hale getirdi.
Partizanlık… Adamcılık… Popülizm…
Kalitesizlik… Entrikalar… Ve nihayetinde adaletsizlik…
Bu nedenle, “değişim” kaçınılmazdır.
Meclis İç Tüzüğü Kuran-ı Kerim gibi görülüyordu, değişti…
Bugün meclis daha hızlı çalışabiliyor. Geçmişe oranla daha üretken bir meclis vardır.
Anayasa da değişecek. Hele de 12 Eylül kafasının Kıbrıs Türkü’ne dayattığı bu Anayasa…
Bakınız, çevre ile ilgili ciddi değişimler ve çevre örgütleri bu değişime sahip çıkıyor.
Hukuk alanında yapısal değişiklikler, Yüksek Mahkeme tarafından pozitif karşılandı.
Çocuk hakları ile ilgili…
Ölüm cezasının Anayasa’dan çıkarılıyor olması, “çocukların yaşını büyüterek idam edecek kadar kendinden geçen ve bugün Türkiye’de mahkum edilen” 12 Eylül kafasının silinmesi açısından son derece önemlidir. “Zaten ölüm cezası mı verilirdi” demek, doğru bir yaklaşım değildir.
Bu arada parlamentosun yaz tatili kısalıyor, “dürüst mal beyanı” bir milletvekilinin yemin etmesi ve yeniden aday olması için “önkoşul” haline geliyor.
“Vekil ol, yargılanmaktan kurtul” bu adada tarihe karışıyor.
Belediye başkanları “har vurup harman savuramayacak”…
Sonuçta…
Var olan Anayasa’dan, daha ileri bir anayasa ortaya çıkıyor.
Yeter mi?
Yetmez…
Ama, daha uzun soluklu üzerinde çalışılması gereken maddeler olduğu muhakkaktır.
“Ya çözüm olur, ya da her şey aynı kalsın” gibi bir sığ düşünce ile “hayır” diyen ve ortaya hiçbir görüş koymayanları anlamam mümkün eğil.
“Madem yetmez, o zaman olduğu gibi kalsın” demek de, değişime olan inancımı zedelemektedir.
Memura siyaset yasağı kalkıyor, bu az mı?
Geriye ne kalıyor?
Seçim ve Halkoylaması Yasası…
Siyasi Partiler Yasası…
Da değişmeli, değişecek…
Değişimi sağlamadığımız sürece, maalesef, “statükoya sahip çıkan siyasilerin ve onları iktidarda tutmak için devlet olanaklarını sömüren kitlelerin” esiri olmaya devam edeceğiz.
Gazeteci olarak değil…
Vatandaş olarak “evet” diyorum…
Bu “evet”, barış ve demokrasi kavgasında bir engel değildir.
Çözüme kadar uzanan sürede, “daha insanca yaşamak için” bir çabadır…
***
Güney’de Kıbrıslı Türk gazeteciler işsiz kalıyor
Güney Kıbrıs’ta son dönemde yaşanan bir olay, sessiz sedasız bir çok emekçinin işsiz kalmasına neden oluyor.
Kıbrıs Radyo Yayın Kurumu PIK’te çalışan Kıbrıslı Türklerin işlerine bir bir son verilmeye başlandı. Geçtiğimiz hafta içinde basit bir disiplin suçunu gerekçe gösteren PIK Yönetimi, hiçbir yazılı/sözlü uyarıda bulunmadan biri 9 yıldır diğeri de 25 yıldır PIK çalışanı olan iki Kıbrıslı Türk’ün işine son verdi. Bir Kıbrıslı Türk hakkında ise işine son verebilmek için soruşturma başlattı.
PIK yönetmeliğine göre bir çalışanın işine son verilebilmesi için önce yazılı uyarılar verilmesi ardından da maaş kesintisi ve işten uzaklaştırma gibi bir dizi yaptırım uygulanması gerekiyor.
Hiçbir uyarı verilmeden işlerine son verilen iki Kıbrıslı Türk çalışan, bağlı bulundukları PEO SDIKEK sendikası aracılığıyla mahkemeye ve Çalışma Bakanlığı’na başvurdu.
Bu arada PIK Yönetimi, PEO SDIKEK üyesi ilerici bazı Kıbrıslı Rumlar hakkında da işten çıkarmak için soruşturma başlattı. PIK’in halihazırda 9 Kıbrıslı Türk çalışanı var.
Peki neden?
Özellikle, AKEL iktidarı döneminin sona ermesinin ardından, Güney’deki çok sayıda Türk işsiz kaldı.
Elbette bunda ekonomik sıkıntının da etkisi var ama.
Maalesef PIK’te yaşananların “ideolojik” yaklaşım olduğu kanaati hakim.
Yani, AKEL yönetiminin ardından göreve gelen DISI’nin, “Türk gazeteciler” yaklaşımı…
“Ne gerek var?” tavrı…
“Hadi evinize” denilemediği için de, solcu, Kıbrıs sorununun çözümüne destek verdiği bilinen gazeteciler, bir bir, çeşitli gerekçelerle kapı önüne konuyor…
Tablo bu ve üzücü…
































