Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS’TA ÜÇÜNCÜ MÜZAKERE EVRESİ

mahmut kanber

KIBRIS’TA ÜÇÜNCÜ MÜZAKERE EVRESİ: Uluslararası Sistem Aynı Anda Neden Hareketlendi?

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Yeni Diplomatik Eşgüdüm

Bir önceki yazıda, Kıbrıslı Rum kamuoyunda tartışılmaya başlanan hibrit model yaklaşımını ve uluslararası diplomaside kullanılan “Yapıcı Muğlaklık” yöntemini ele almış; değişen diplomatik dilin, değişen uluslararası ihtiyaçlardan bağımsız okunamayacağını değerlendirmiştim. Bugün ise bu tartışmayı daha ileriye taşıyan yeni gelişmeler yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in yürüttüğü yoğun diplomatik temaslar sürerken, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs için yeniden özel temsilci görevlendirmesi uluslararası sistemin Kıbrıs dosyasına yönelik ilgisinin yeni bir aşamaya geçtiğini göstermektedir.

Bu iki gelişmeyi birbirinden bağımsız diplomatik girişimler olarak değerlendirmek eksik bir okuma olacaktır.

Bu çalışmada ileri sürülen temel tez, Kıbrıs’ta yaşanan son diplomatik hareketliliğin yeni bir çözüm planından çok, uluslararası sistemin değişen jeopolitik ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir müzakere zemini oluşturma arayışını yansıttığıdır. Yazı dizisinin başından itibaren “Kıbrıs’ta Üçüncü Müzakere Evresi” olarak tanımlanan yaklaşım da tam olarak bu dönüşümü açıklamayı amaçlamaktadır.

Uluslararası ilişkiler tarihinde büyük diplomatik süreçler çoğu zaman tek bir aktör tarafından yürütülmez. Siyasal meşruiyet bir kurum tarafından sağlanırken, ekonomik ve hukuki destek başka aktörler tarafından üstlenilir; güvenlik boyutu ise farklı kurumsal yapılar tarafından şekillendirilir. Bu nedenle günümüz diplomasisi, tek merkezli müzakere anlayışından çok, birbirini tamamlayan çok katmanlı diplomatik mekanizmalar üzerinden ilerlemektedir.

Kıbrıs’ta bugün ortaya çıkan tablo da bu perspektiften okunmalıdır.

Birleşmiş Milletler’in yürüttüğü temaslar tek başına değerlendirildiğinde klasik bir arabuluculuk faaliyeti gibi görülebilir. Avrupa Birliği’nin yeniden özel temsilci görevlendirmesi de yalnızca kurumsal bir destek girişimi olarak yorumlanabilir. Ancak her iki gelişme aynı zaman diliminde ortaya çıktığında farklı bir anlam kazanmaktadır. Uluslararası sistem, Kıbrıs dosyasını yeniden ortak bir stratejik gündem hâline getirmektedir.

Bu noktada Avrupa Birliği’nin attığı adım özellikle dikkat çekmektedir. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı RaffaeleFitto’nun Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak görevlendirilmesi ve bu görevin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín ile yakın eşgüdüm içerisinde yürütüleceğinin açıklanması, Avrupa Birliği’nin süreci artık yalnızca çözüm sonrasının hukuki ve ekonomik boyutuyla sınırlı görmediğini ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği ilk kez müzakere zemininin oluşmasına daha görünür ve kurumsal bir siyasi katkı sunmaya hazırlanmaktadır.

Siyaset bilimi açısından asıl önemli olan.

Uzun yıllar boyunca Birleşmiş Milletler siyasal müzakerenin temel platformu olarak öne çıkarken, Avrupa Birliği daha çok çözüm sonrasındaki müktesebat, mali destek ve kurumsal uyum başlıklarıyla ilişkilendirildi. Bugün ortaya çıkan tablo ise Avrupa Birliği’nin müzakerenin şekillenme aşamasında da daha etkin bir rol üstlenmeye başladığını göstermektedir. Bu durum, uluslararası diplomatik mimarinin yeniden yapılandığına işaret eden önemli göstergelerden biridir.

Bu gelişmeler Kıbrıslı Rum kamuoyunda yürütülen tartışmalarla birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hale gelmektedir. Özellikle Politis gazetesinde Dionisis Dionisiutarafından gündeme taşınan hibrit model değerlendirmeleri, Avrupa Birliği’nin sürece daha güçlü biçimde dahil olacağı yönündeki analizler ve yeni diplomatik hareketliliğe ilişkin yorumlar, yalnızca bir medya tartışması olarak görülmemelidir. Kamuoyunda ortaya çıkan bu yeni söylem, diplomatik zemindeki değişimin toplumsal yansımalarından biri olarak da okunmalıdır.

Bununla birlikte, bu gelişmeleri doğrudan yeni bir çözüm planının habercisi olarak değerlendirmek isabetli olmayacaktır.

Uluslararası diplomaside kurumsal hareketlilik ile siyasal uzlaşma aynı süreç değildir.

Diplomatik zemin hazırlanabilir,Yeni temsil mekanizmaları kurulabilir, Uluslararası aktörler daha görünür hale gelebilir, Bütün bunlar çözümün gerçekleşeceğini değil, çözüm ihtimalinin yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşındığını gösterir.

Tam da bu noktada “Kıbrıs’ta Üçüncü Müzakere Evresi” kavramının açıklayıcı gücü ortaya çıkmaktadır.

Bu kavram yeni bir çözüm modelini tanımlamamaktadır.

Yeni bir uluslararası okuma biçimini tanımlamaktadır.

Jeopolitiğin yeniden belirleyici hale geldiği, diplomatik aktörlerin çeşitlendiği, Avrupa Birliği’nin sürece daha güçlü biçimde dahil olduğu ve Birleşmiş Milletler’in yeni bir müzakere zemini oluşturmaya çalıştığı tarihsel dönemi açıklamaktadır.

Bu çerçevede dikkat çeken bir diğer unsur, Doğu Akdeniz’in değişen güvenlik mimarisidir. Avrupa’nın güvenlik stratejileri, enerji arz güvenliği, deniz ulaştırma koridorları ve NATO’nun güney kanadına ilişkin değerlendirmeler, Kıbrıs’ın yalnızca siyasal bir uyuşmazlık alanı olarak değil, aynı zamanda bölgesel istikrarın önemli bileşenlerinden biri olarak yeniden ele alınmasına yol açmaktadır. NATO doğrudan müzakere sürecinin tarafı değildir. Buna karşılık, Doğu Akdeniz’de şekillenen yeni güvenlik ortamının kurumsal unsurlarından biri olarak müzakerenin geliştiği stratejik arka planın önemli bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. Bu yönüyle Birleşmiş Milletler siyasal meşruiyetin zeminini, Avrupa Birliği kurumsal ve ekonomik kapasiteyi, NATO ise değişen bölgesel güvenlik mimarisini temsil eden farklı fakat birbirini tamamlayan katmanlar olarak değerlendirilebilir.

Dolayısıyla bugün Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeleri yalnızca tarafların siyasal tezleri üzerinden okumak yeterli değildir. Asıl dönüşüm, uluslararası sistemin Kıbrıs’a yeniden stratejik bir işlev yüklemeye başlamasında yatmaktadır. Ada artık yalnızca çözülmesi beklenen tarihsel bir uyuşmazlık değil; Avrupa’nın güvenlik mimarisi, Doğu Akdeniz’in enerji jeopolitiği, deniz ulaştırma koridorları ve bölgesel istikrar açısından yeniden önem kazanan bir jeostratejik merkezdir.

İşte bu nedenle Kıbrıs’ta Üçüncü Müzakere Evresi, yalnızca yeni bir diplomatik girişimi değil; uluslararası sistemin değişen öncelikleri doğrultusunda oluşan yeni bir siyasal dönemi ifade etmektedir. Bu dönemin başarıya ulaşıp ulaşmayacağını bugünden söylemek mümkün değildir. Ancak bugün görülen tablo, Birleşmiş Milletler’in, Avrupa Birliği’nin ve değişen bölgesel güvenlik ortamının ilk kez aynı jeopolitik eksende buluşmaya başladığını göstermektedir. Bu durum, Kıbrıs meselesinin önümüzdeki dönemde yalnızca çözüm modelleri üzerinden değil, uluslararası sistemin yeniden şekillenen siyasi, ekonomik ve güvenlik mimarisi içinde tartışılacağını ortaya koymaktadır.

Bir sonraki yazıda bu yeni uluslararası çerçevenin anayasal sonuçlarını ele alacağım. Tartışma, çözüm modelleri üzerinden değil; devletin işleyişi, egemenliğin kullanımı, yönetişim kapasitesi ve yeni anayasal mimari perspektifinden sürdürülecektir.

Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci | Araştırmacı | Yazar                                                     [email protected]