Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS’TA ÜÇÜNCÜ MÜZAKERE EVRESİ

mahmut kanber

Jeopolitiğin Geri Dönüşü

Dünya Değişirken Kıbrıs Yeniden Neden Önem Kazanıyor?

Bu yazı dizisi, Kıbrıs’ta son yıllarda yaşanan diplomatik hareketliliğin, değişen uluslararası sistem ve jeopolitik dengeler ışığında yeni bir müzakere evresine işaret ettiği yönündeki analitik değerlendirme üzerine kurulmuştur. Bu çalışmada kullanılan “Üçüncü Müzakere Evresi” kavramı, Kıbrıs sorununu açıklamak için önerilen yeni bir siyaset bilimi çerçevesidir.

Uluslararası siyaset yeni bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Soğuk Savaş sonrasında şekillenen güç dengeleri yeniden kuruluyor. Güvenlik anlayışı değişiyor. Enerji yalnızca ekonomik bir değer olmaktan çıkıyor; devletlerin dış politika tercihlerini belirleyen stratejik bir unsur hâline geliyor. Deniz ticaret yolları, ulaştırma koridorları, kritik madenler ve teknoloji rekabeti küresel güç mücadelesinin merkezine yerleşiyor. Dünya yeni bir jeopolitik döneme girerken, uzun yıllardır çözümsüz kalan bölgesel sorunlar da yeniden uluslararası gündemin ön sıralarına taşınıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirdi. Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar bölgesel sınırları aşarak küresel güvenlik denklemine dönüştü. Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki stratejik rekabet yalnızca ekonomik ilişkileri değil, uluslararası sistemin geleceğini de etkiliyor. Avrupa Birliği enerji güvenliği için yeni arayışlara yöneliyor. NATO güney kanadını yeniden değerlendiriyor. Doğu Akdeniz ise bu yeni jeopolitiğin en önemli merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Haritalar değişmedi.

Ada yer değiştirmedi.

Değişen, uluslararası sistemin Kıbrıs’a yüklediği anlamdır.

Uzun yıllar boyunca Kıbrıs sorunu, ağırlıklı olarak iki toplum arasındaki siyasal uyuşmazlık ekseninde değerlendirildi. Federasyon modeli, güvenlik ve garantiler sistemi, mülkiyet, toprak düzenlemeleri ve yönetişim başlıkları müzakerelerin temel gündemini oluşturdu. Bugün bu başlıklar önemini koruyor. Fakat onları kuşatan uluslararası koşullar değişmiş durumda. Kıbrıs artık yalnızca adadaki iki toplumun geleceğini ilgilendiren bir mesele değildir. Doğu Akdeniz’in güvenliği, Avrupa’nın enerji politikaları, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, bölgesel ulaştırma koridorları ve yeni jeopolitik dengeler Kıbrıs’ı çok daha geniş bir çerçeveye taşımıştır.

Son aylarda yaşanan diplomatik hareketlilik bu değişimin önemli işaretlerini veriyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holigin‘in yürüttüğü yoğun temaslar, garantör ülkelerle yapılan görüşmeler, Avrupa Birliği’nin yeniden artan ilgisi ve Rum kamuoyunda başlayan tartışmalar uzun süredir görülmeyen yeni bir diplomatik iklim oluşturuyor.

Henüz açıklanmış yeni bir çözüm planı bulunmuyor.

Tarafların üzerinde uzlaştığı yeni bir müzakere metni de yok.

Buna rağmen diplomasi yeniden hız kazanıyor.

Uluslararası ilişkilerde yeni dönemler çoğu zaman imzalanan anlaşmalarla başlamaz. Önce uluslararası ihtiyaçlar değişir. Ardından diplomatik temaslar yoğunlaşır. Yeni kavramlar tartışılmaya başlanır. Kamuoyu hazırlanır. Resmî müzakereler daha sonra şekillenir.

Kıbrıs’ta yaşanan son gelişmeleri değerlendirirken beni yeni bir kavram önermeye yönelten temel neden de budur.

Kıbrıs’ta Üçüncü Müzakere Evresi

Ben, Kıbrıs’ta yaşanan son diplomatik hareketliliği “Üçüncü Müzakere Evresi” olarak tanımlıyorum.

Bu kavram, yeni bir çözüm planının kabul edildiği ya da tarafların yeni bir model üzerinde uzlaştığı anlamına gelmiyor. Aynı şekilde mevcut parametrelerin tamamen terk edildiğini de ifade etmiyor. Kavramın amacı, değişen uluslararası sistemin Kıbrıs’taki müzakere zeminini yeniden şekillendirmeye başladığını açıklamaktır.

Kıbrıs müzakere tarihine geniş açıdan bakıldığında üç farklı eğilim görülmektedir.

İlk eğilim, federasyon eksenli çözüm arayışlarının uluslararası müzakere gündemine hâkim olduğu uzun dönemi ifade eder. Birleşmiş Milletler parametreleri temel referans olmuş, çözüm arayışları büyük ölçüde bu çerçevede yürütülmüştür.

İkinci eğilim, Crans-Montana sonrasında belirginleşmiştir. Türk tarafı egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü yaklaşımını yeni müzakere zemini olarak ortaya koymuş, Rum tarafı ise federasyon tezini sürdürmüştür. Ortak müzakere zemini giderek daralmış, süreç uzun süre durağanlaşmıştır.

Bugün ise farklı bir tablo oluşmaktadır.

Birleşmiş Milletler’in yeniden yoğunlaşan diplomatik girişimleri, Holigin’in yürüttüğü temaslar, Avrupa Birliği’nin sürece artan ilgisi ve Rum basınında başlayan yeni tartışmalar uluslararası aktörlerin yalnızca geçmiş parametreleri tekrar etmek istemediğini düşündürüyor.

Bu nedenle “Üçüncü Müzakere Evresi” kavramı, tarafların tezlerinden vazgeçmesini anlatan bir kavram değildir. Değişen uluslararası sistemin yeni diplomatik seçenekleri tartışmaya açtığı dönemi ifade etmektedir.

Bu değerlendirme bizi son günlerde dikkat çeken bir başka gelişmeye götürüyor.

Politis Gazetesi Direktörü Dionisis Dionisiu, Birleşmiş Milletler’in geçmiş müzakere parametrelerini tekrar etmek yerine daha esnek bir siyasal çerçeve üzerinde çalıştığını ileri sürüyor. Dionisiu’nun aktardığı değerlendirmelerde en dikkat çekici unsur, federasyon yaklaşımını tamamen dışlamayan, Türkiye’nin savunduğu egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü tezini de peşinen reddetmeyen hibrit bir model arayışının gündeme gelmesidir.

Bu değerlendirmeler resmi bir müzakere metni değildir. Bağlayıcı bir plan olarak da görülmemelidir. Buna rağmen uluslararası diplomasinin hangi yönde düşündüğünü göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Siyaset bilimi açısından çoğu zaman belirleyici olan, yalnızca açıklanan planlar değil, o planların ortaya çıkmasını hazırlayan uluslararası eğilimlerdir.

Uzun yıllardır Kıbrıs üzerine yaptığım çalışmalarda savunduğum temel yaklaşım değişmedi.

Hiçbir statüko değişen jeopolitik gerçekliklerden bağımsız değildir.

Hiçbir siyasal model, uluslararası sistemde yaşanan dönüşümü görmezden gelerek uzun süre varlığını sürdüremez.

Bu değerlendirme Kıbrıs Türk tarafı için de Rum tarafı için de geçerlidir.

Önümüzdeki dönemde tartışılacak temel mesele yalnızca federasyon ya da iki devlet modeli olmayacaktır. Asıl tartışma, değişen uluslararası sistemin Kıbrıs’ta nasıl bir müzakere zemini oluşturacağı üzerinde yoğunlaşacaktır.

Bu yazı dizisinin amacı da günlük siyasi polemiklerin ötesine geçerek, Kıbrıs’ta yaşanan dönüşümü uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi perspektifinden değerlendirmek, yeni gelişmeleri ortak bir analitik çerçeve içinde tartışmaya açmaktır.

Bir sonraki yazıda, Birleşmiş Milletler’in neden yeniden hareketlendiğini, Maria Angela Holigin’in yürüttüğü diplomasinin hangi jeopolitik ihtiyaçlardan beslendiğini ve uluslararası aktörlerin Kıbrıs’a neden yeniden yöneldiğini ele alacağız.

Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci | Araştırmacı | Yazar                                                            [email protected]