Önceki akşam öyle şeyler yaşandı ki…
Bu ülkede neden bu kadar çok kanser vakası yaşandığını…
İnsan hayatının hiçe sayıldığını…
Devlet otoritesi diye bir şey olmadığını…
Kişilerin korkusuzca, yasadan, nizamdan, düzenden korkmadığını anladım.
Yahu nasıl olur?
Tarım Dairesi’nin “Bu cennet hurmaları zehirlidir” demesi bir şey ifade etmiyor mu?
Birilerinin bunu yediğini, çocuğuna yedirdiğini düşünmüyor mu bu tüccar?
Gerçekten isyandayım…
Aklım almıyor…
Bir baba olarak hayretler içindeyim…
Bir vatandaş olarak isyandayım…
Bakın neler oldu
Önceki gün, KKTC’ye bir tır sebze meyve geldi.
Tarım Dairesi ekipleri numune aldı… Devlet Laboratuvarı’na gönderdi.
Tır içinde yer alan değişik sebze meyve türleri içerisinden birinde…
Cennet hurması dediğimiz meyvede…
Pestisit kalıntısı bulundu…
Yani, kullanılmaması gereken ilaç…
Kansere yol açan ilaç kalıntısı…
Yavaş yavaş toplumumuzu kemiren, her gün bir sevdiğimizi alıp giden lanet hastalık…
Girne Gümrük Şubesi’ne bir yazı gönderildi.
Yazının içeriği net: Cennet hurmaları, dışındaki meyve sebze indirilsin, 324 kasa cennet hurması inmesin.
Gümrük ekipleri denileni yaptı.
Tıra refakat etti. Gönyeli haline gelindi. Tüm sebze meyve indirildi. 324 kasa cennet hurması hariç.
Gümrük ekipleri, tırı içinde cennet hurmaları olacak şekilde mühürledi ve ayrıldı.
Skandal burada başladı.
Sen nasıl tüccarsın?
Düşünsenize…
Tırdaki malzemenin sahibi Mustafa Göksoy… Daha önce de adaya zehirli patlıcan sokmaya çalışırken yakalanmış…
Talimat veriyor…
“İndirin” diyor…
Neyi mi?
Zehirli cennet hurmasını…
Nasıl mı?
Devletin resmi mührünü kırarak.
Mühür kırıldı, cennet hurmaları indirildi.
Kasa kasa hem de…
Adaya yeni gelen ve “zehirli” olduğu için gitmesi gereken cennet hurmaları indi…
Yerine de piyasaya sürme süresi geçen, daha önce ithal edilen cennet hurmaları kondu…
Hem de devletin resmi mührü kırılarak.
Üç kuruş daha fazla kazanma uğruna, halkın sağlığı tehlikeye atılarak…
Şükür ki ihbar edildi
Yurt dışına gitmesi gereken kasaların bir bir indirildiğini gören bir vatandaş olayı ihbar etti.
İyi ki etti.
Şapur şupur yiyecektik cennet hurmalarını.
Ben de… Siz de, çocuklarımız da…
İhbar üzerine gümrük ekipleri olay yerine intikal etti.
Önce tır Gönyeli çıkışında durduruldu. Görüldü ki mühür kırık…
Başka bir ekip hemen Gönyeli’deki hale baskın yaptı. İndirilen cennet hurmalarını tespit etti.
Polise haber verildi.
Tutuklamalar yapıldı…
Halkı bile bile zehirlemenin bu halkın cellatlığını yapmaktan başka ne izahı olabilir ki?
***
Değdi mi Mustafa Bey…
Mustafa Göksoy, bu ülkeye en fazla sebze meyve taşıyan şirketlerden birinin sahibi. Damadı ile birlikte…
Zaten bu alandan iyi paralar kazanıyor.
Peki değdi mi?
Böyle para helal mi?
Halkı zehirleyerek kazanılan bu paranın ne hayrını göreceksin ki Mustafa Bey…
Nasıl bir vicdanla, hangi cesaretle, adamlarına, “mührü kırın ve zehirli meyveleri indirin” diye talimat verebiliyorsun ki?
Nereden güç alıyorsun?
Yasa tanımazlığın, otorite tanımazlığın nedeni nedir?
Gümrük Dairesi’nin kurallarını…
Tarım Dairesi’nin kurallarını…
Halk sağlığını…
Nasıl hiçe sayarsın…
Hiç mi korkun yok?
En fazla merak ettiğim de bu korkusuzluğun “nedenini”…
Halkı zehirleyecek kadar pervasızca bir adım atma cesaretini gösteren birisinin, kimlerle, nasıl bir çıkar ilişkisi içerisinde olduğu da sorgulanmalıdır.
İlk defası değil ama
Üstelik bu ilk vukuat değil.
Aynı isimler, daha önce başka zehirli malı zorla adaya sokmak isterken yakalandı.
Bakın şaka yapmıyorum.
Eğer, önceki akşam bir “vatansever” bu olayı ihbar etmeseydi, zehirli mal bugün soframızdaydı.
Burası normal ülke olsa, Mustafa Göksoy bu adaya değil sebze meyve, iğne sokamaz, iğne…
Ama bizim ülkemizde cesarete bakar mısınız?
Mühürlü tırdan, zehirli malı piyasaya sürebilecek bir cesarete sahip…
***
Market sahiplerine çağrımdır
Mustafa Göksoy’un ilk defası değil…
Kendisinde “zehirli malı bile bile piyasaya sürme cesaretini” görebiliyor…
Peki neden?
Getirdiği malın piyasada satıcısı da var alıcısı da…
Ben de diyorum ki:
“Haddim değil ama market sahipleri bu adamla ilişiğini bir an önce kessin…”
Müşterilerinize göstereceğiniz en büyük saygı da budur.
Yargı ceza kesene kadar…
Adalet yerini bulana kadar, şirket ismi değişerek, adaya mal getirmeye devam edebilir.
Sadece bu şirket değil…
Tüm toptancılar…
Hepsi zan altındadır…
Adalet yerini bulana kadar, market sahipleri müşterilerini korumak zorundadır.
Herkes, alışveriş yaptığı markete güveniyor…
O zaman?
Bile bile, adaya zehirli malı sokma cesareti olanlar, bu gücü market sahiplerinden almasın, alamasın…
Adalet de gereğini yapsın…
Vakit kaybetmeden…
***
Gümrüklere denetim, hemen şimdi
Bu olay, “laboratuvarı” olmayan KKTC gümrüklerini de bir kez daha sorgulamamızı gerektiriyor.
“Sebze meyve Girne Limanı’ndan girecek” dersiniz… Oraya bir laboratuvar kurarsınız.
Sadece arka gaşalardan değil, tırların tamamından numune alarak, daha kapsamlı bir denetim yaparsınız.
“İnsan hayatına değer veriyorum” diyenler, sebze meyveyi de gümrüklerde denetlemekle yükümlüdür…
***
Gümrükte iş birlikçisi var mı?
Yazımın bu kısmı da Maliye Bakanı Zeren Mungan ve Gümrük Dairesi Müdürü Mustafa Çobanoğlu’nun dikkat etmesi gereken bir nokta var.
Belli ki, ihbarlar geldiği zaman, baskınlar önceden bildiriliyor.
Güney’den gelen lahanalar olayı geldi bilgime dün. Gümrük Dairesi’ne “Güney’den kaçak lahana geldi” ihbarı yapılır. Gümrük Dairesi ekipleri baskına gitmeden, mal halden kaçırılır…
Nasıl?
Umarım öyle değildir.
Umarım, halkı zehirleyenlerle iş birliği yapan kamu görevlileri yoktur…
Umarım…
































