Üstel Koca bir Nanik Yaparak Azerbaycan Yolunu Tutarken…
İtiraf ise itiraf, adam bu oyunu oynuyor. Öyle ediyor, böyle yapıyor vallahi de oluyor. Ha toplum karşıymış, millet sokağa dökülürmüş bana mısın demiyor. O yapıyor oluyor hem de topluma koca bir nanik çekmeyi de ihmal etmiyor.
Durumun kronolojisini kaçıranlar için hızlıca özetlemeye çalışayım:
Sabah 04.11.
Muhalefet sabaha kadar Meclis’i açık tutmuş, aralarında hükümetin Hayat Pahalılığı ile ilgili değişiklik yapmak istediği yasaların da görüşüldüğü meclis oturumu ne hikmetse ara verilmesiyle o sabah için tamamlanıyor
Normal bir ülkede, popomuzda uçan sineklerin vızıltısının tek derdimiz olması gereken saatlerde Meclis Oturumu takip etmiş olmanın verdiği yorgunluğu atlatamayan gözlerimize laf anlatmaya çalışırken bir de ne görelim:
Sahte diploma soruşturmasının önde gelen isimlerinden Meclis Başkanı Ziya Öztürkler ara verile oturumun bugün devam etmeyeceğini söylüyor. Sendikalar grevi askıya alıyor, muhalefetten farklı kesimleri dinleyerek karar üretin sesleri yükseliyor. Ancak takip eden birkaç saat içinde hükümet kanun hükmünde kararnameyi çakıyor.
Sessizce değil.
Gayet rahat.
Çünkü ortada çok tuhaf bir denklem var.
Hükümet Meclis’i bypass ediyor, sendikaların ve muhalefetin karar alma süreçleri ve etki alanı sorgulanmaya açılıyor, sokakta biber gazı normalleşiyor, genel grev “askıya alınıyor”…”hükümet istifa edene kadar” denilerek başlatılan eylemlilik hali “HP konusunda geri adım attırdık, grevi askıya aldık” noktasına evrilip, küçük kazanım romantizmi yaşanırken; öz güven ve toplum olma ihtimali bir kez daha kaybediliyor.
Ortak çıkarları ve menfaatleri için birlikte mücadele verip, ortak kaygılar ve sevinçler etrafında birleşebilen tek bir varlık olabilmekle sokağa inmek; sivil toplum olabilmekle sendikal faaliyet yürütmenin ayırdına varabildik mi mesela?
Çünkü sivil toplum dediğimiz şey, ortak bir refleks geliştirebilmek ve o refleksi, sonuna kadar taşıyabilmek.
Bizde ise refleks var, süreklilik yok.
İtiraz var, maliyet yok.
Herkes değişim istiyor ama kimse bedel ödemek istemiyor.
Tam da bu yüzden, konuştuğumuz her şey bir süre sonra sadece “havadis” oluyor.
Gürültü var, etki yok ama mesele tam da burada bitmiyor.
Çünkü biz içeride bu küçük manevralarla birbirimizi oyalarken, dışarıda çok daha büyük bir oyun kuruluyor.
Dün biz Lefkoşa’nın kuzeyinde biber gazını tecrübe ederken aynı saatlerde Mısır’da bir zirve vardı. Ve orada konuşulan şey, bizim konuşamadığımız Kıbrıs gazı, Avrupa’ya ihracı ve yeni enerji hatlarıydı.
Rum Lider Hristoduludis artık açık açık söylüyor: 2027–2028’de gaz Mısır üzerinden Avrupa’ya gidecek.
TOTAL ile temaslar, Mısır’la çerçeve anlaşma, altyapı planları… Üstelik bu süreç yalnızca enerjiyle sınırlı değil.
İngiliz üslerinin hedef alınması sonrası, Avrupa ülkeleri bölgede askeri varlığını artırıyor. Yunanistan, Fransa, İngiltere…
Yani güvenlik ile enerji artık ayrı başlıklar değil. Aynı stratejinin iki ayağı ve biz bu denklemin tam ortasındayız. Etrafımızda bunlar olurken içeride gündemimiz çok farklı olsa da, sonuçlarından doğrudan etkileneceğimiz konular hakkında, içerideki bu sessizlik kahreden cinsten
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı TEPAV’ın bizi de yakından ilgilendiren raporu bu çerçevede son derece önemli. (Merak edenler için linkini buraya bırakıyorum: https://tepav.org.tr/tr/haberler/s/11184 ) Çünkü Kıbrıs’ın artık sadece bir siyasi mesele değil, bölgesel bir güvenlik ve ekonomi platformu olarak ele alınması gerektiğini söylüyor.
Ama bir şartla: Öngörülebilirlik
Yani mesele kağıt üzerindeki stratejiden çıkıp bizim günlük hayat pratiğimize çarpıyor. Çünkü öngörülebilirlik dediğin şey, yatırımcıya sunulan bir rapor başlığı değil; Meclis’in çalışıp çalışmayacağının belli olmasıdır.
Kuralların birkaç saat içinde Kanun Hükmünde Kararname ile değişmemesidir.
“Devam edeceğiz” denilen bir eylemin birkaç saat içinde askıya alınmamasıdır. Özetle, devletin ya da toplumun kendi sözünün arkasında durup duramayacağıdır. Bugün yaşadığımız tablo ise bunun tam tersini gösteriyor.
Oturumuna ara verilen Meclis bir anda devre dışı bırakılabiliyor, birkaç saat içinde siyasal pozisyonlar değişebiliyor ve herkes bunu “süreç” diye anlatabiliyor.
Böyle bir zeminde ne enerji hattı kurulur, ne finans merkezi olunur, ne de “bölgesel platform” iddiası ciddiye alınır. Çünkü güvenlik dediğin sadece askeri varlıkla değil, kurumsal tutarlılıkla sağlanır.
Yazının sonunda tekrar başa dönüp bir bakalım.
Biz içeride bu tabloyla günü kurtarıp “idare ederken”, dışarıda Kıbrıs’ın rolü yeniden yazılıyor oysa biz biz hâlâ kendi cümlemizi tamamlayamamış durumdayız.
İşte o yüzden Başbakan Ünal Üstel, yurttaşa kemer sıktıran kararı KHK ile geçirip, kimseye hesap vermeden, hiçbir şey olmamış gibi ve hatta koca bir nanik yaparak Azerbaycan yolunu tutabilir. Asıl mesele bize yapılan naniği bir toplum refleksi ise cevaplayıp cevaplayamayacağımız. Var mısınız o naniğin beş beterini yapmaya amma velakin bedel ödemek pahasına?




























