Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

RUM TEZİ: BAĞIMSIZ EGEMEN İKİ DEVLET

Erdoğan Özbalıkçı

Kıbrıs’ın tarihini bilmeden tahlil yapmak çok kolaydır.

Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken Türkiye’nin ana politikası GARANTİ ANTLAŞMASININ değişmemesiydi.

Makarios bu Antlaşmanın değişmesi için çok çabaladı. Hatta  bu amaç için , İKİ KEZ  de Türkiye’ye gitti.

Türkiye bölgesel ve dünya  çıkarları için, bu ANTLAŞMANIN DEĞİŞTİRİLMESİ DURUMUNDA, ADANIN BİR Yunan cumhuriyetine  dönüşeceğinin FARKINDAYDI.

Türkiye’nin titizlikle üzerinde durduğu GARANTİ ANTLAŞMASINA YENİDEN BAKALIM:

Kıbrıs Garanti Antlaşması, 16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık arasında yürürlüğe girmiş bir uluslararası anlaşmadır. Bu antlaşma, Kıbrıs’ın bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini garanti altına almakla birlikte, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin herhangi bir devletle siyasi veya ekonomik birleşme (enosis) veya taksim (partition) girişiminde bulunmasını yasaklamıştır. Ayrıca, antlaşmanın hükümleri ihlal edildiğinde garantör devletlere (Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık) müdahale hakkı tanımıştır.

Türkiye bu politikasını yürütmek için Kıbrıs’a bu politikayı uygulayacak olan EMİN DIRVANA’yı BÜYÜKELÇİ  olarak gönderir.

Emin Dirvana emekli Kurmay Yarbay iken, Kıbrıslılığı da göz önüne alınarak, 17 Ağustos 1960 tarihinde TC Büyükelçisi olarak adaya gönderilir. Görevinden  AYRILMAK ZORUNDA  BIRAKTIRILDIĞI 12 Eylül 1962 tarihine kadar, iki yıl bir ay Kıbrıs’ın ilk TC Büyükelçisi olarak görev yapar.

Dönemin Türkiye’sinin resmi Kıbrıs politikası, yeni kurulan Cumhuriyetin devamı yönündedir. Haliyle Kıbrıs Cumhuriyet’ine üç garantör ülkeden birisinin, Türkiye’nin ilk Büyükelçisi sıfatıyla Emin Dirvana’nın bir siyasi amacı da, adadaki iki toplumun kavgasız gürültüsüz barış içerisinde bir arada yaşamasına yardımcı olmaktır. Bu nedenle Dirvana, Kıbrıslıların her iki tarafın fanatiklerinden korunması gerektiğine inanır ve o yönde çaba harcar.

 

Kıbrıs Cumhuriyeti 1963-1963 DÖNEMİNİ YAŞAR. O dönemde de Türkiye Cumhuriyeti , Kıbrıs Türklerinin Cumhuriyetteki sandalyelerine dönüşü için çabalar. Ancak        Türkler içinde bölünme ve taksimi isteyen silahlı güçler, Türkiye ve Dr Küçük ‘ün tüm çabalarına rağmen Kıbrıs Cumhuriyetine dönüşe karşı çıkarlar.

Bu güçlerin politikası KIBRIS RUMLARINA tek yanlı olarak KIBRIS CUMHURİYETİNE SAHİP OLMA yolunu açar.

Gerek Annan Planında, gerekse Montana sürecinde Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin resmi tezi FEDERASYONDU.

Bu tezlerle birlikte  TÜRKİYE VE KIBRIS TÜRKLERİ siyasal eşitlik için mücadele etti.

Rumlar YÖNETİMDE KIBRIS TÜRKLERİYLE KIBRISI PAYLAŞMAK İSTEMEDİKLERİ İÇİN, her iki plana karşı çıktılar.

Montana sürecinden sonra Rumlar tüm dünyada ÇÖZÜM İSTEMEYEN TARAF olarak görülmeye başlanmışken, Türk tarafının “EŞİT EGEMEN İKİ DEVLET” politikasına dönüşü Rumları alabildiğine rahatlattı.

Üstelik bu politika ile birlikte, GARANTÖR ÜLKELERDEN BİRİ OLAN TÜRKİYE, Rum tarafının Amerikalılara, Fransızlara verdiği üslere ses çıkaramadı.

Bu yetmezmiş gibi, her gün İSRAİL’E ÇATAN Türkiye yönetimi, Rum tarafına yerleştririlmeye başlanan İSRAİL FÜZELERİNE  karşı da tek bir söz söyleyemedi.

Kıbrıs’ta artık İsrail Füzeleri ve GÖZETLEME RADARLARI Türkiye ve Orta Doğu’daki tüm faaliyetleri denetler noktasına geldi.

AFERİN EŞİT EGEMEN İKİ DEVLET politikasına. Adayı adım adım Rum ve İsrail dostlarına teslim etti. Bu politikaya RUMLAR NİYE KARŞI ÇIKSIN?