Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tükenmişlik: Modern Zamanların Sessiz Çığlığı

Son yıllarda sık sık duyduğumuz bir kavram var: tükenmişlik sendromu. Çoğu zaman

sadece iş hayatıyla ilişkilendirilse de aslında günlük yaşamın her alanında karşımıza

çıkabiliyor. İnsan, bir makine gibi sürekli üretmeye, başarmaya ve yetişmeye zorlandığında;

beden ve zihin bir noktada “artık yeter” diyor. İşte bu noktada tükenmişlik başlıyor.

Tükenmişlik sadece yorgunluk değildir. Sabah yataktan kalkmak istememek, yapılan işten

zevk almamak, hatta zaman zaman kendini değersiz hissetmek bunun en belirgin

işaretlerindendir. Kimi zaman “Ben mi abartıyorum?” diye düşünürüz ama bu hisler asla

hafife alınmamalıdır. Çünkü tükenmişlik, bireyin hem ruhsal hem de bedensel sağlığını

etkileyen ciddi bir durumdur.

Peki ne yapmalı?

Her şeyden önce tükenmişliği kabul etmek gerekir. “Böyle hissetmemem lazım” demek

yerine, “Şu an zorlanıyorum” diyebilmek ilk adımdır. İkinci adım ise kendine izin vermektir.

Dinlenmek, hiçbir şey yapmamak, hatta biraz yavaşlamak da hayatın doğal bir parçasıdır.

Ayrıca küçük adımlarla ilerlemek, yakın çevreyle paylaşmak ve gerektiğinde profesyonel

destek almak da süreci kolaylaştırır.

Ve en önemlisi: sınır koyabilmek. Çoğu zaman hayır diyemediğimiz için tükeniyoruz. Her

şeyi yapmaya çalıştıkça, yapamayacaklarımızın altında eziliyoruz. Oysa ki “hayır” demek

bencillik değil, kendimizi korumanın en insani yoludur.

Unutmayalım, tükenmişlik bir son değil; aksine, bize yeniden dengelenme çağrısı yapan bir

işarettir. Yeniden güç bulabilmek için bazen durmak, bazen de yapamayacağımız şeylerin

önüne sınır koymak gerekir.

Sen de kendini uzun zamandır yorgun hissediyorsan, belki de biraz durup nefes alma zamanın gelmiştir.