Başaran Düzgün ‘Öksüz Atlar Ülkesinde’n sonra bu defa da ‘Pembe Boyalı Oda’da sizi ‘Kutsal Yay’dan alıp ‘Saklı Vadi’ye götürüyor, Afroditten alıp Zenon’a götürüyor, cennet parçası bir adanın trajedik anılarını anlatırken, kendinizi Kıbrıs’ın vadilerinde gezerken buluyorsunuz, sonra Kıbrıs’ın sokaklarında, Lefkoşa’da, Tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşünde! İki kitap da anılarla birbirini tamamlayan bir izlenim yaratıyor, Öksüz Atlar Ülkesinde’yi bitirdiğimde en başa tekrar dönmek zorunda kalmıştım, kulağımın dibinde yankılanan silah sesinin peşine düşmüştüm; Pembe Boyalı Oda’nın sonuna geldiğimde ise bunun bir devamı da olabilir mi diye sormadan edemedim!
Kitabı ilk gördüğümde kapaktaki filozof resmi dikkatimi çekmişti, Kıbrıslı Zenon! Antik Çağ’ın önemli felsefe okullarından biri olan Stoacılığın kurucusu! Zenon’un ve Stoacılığın yeniden sahneye çıkışı beni şaşırtmadı doğrusu fırsat buldukça öğrencilerime Tufan Kıymaz’ın Kıbrıslı Zenon isimli kitabını okumalarını tavsiye eder, Stoacılığın Kıbrıslı bir felsefe olduğunu hatırlatırım! Özellikle son yıllarda birçok Stoacı eser yayınladı, Zenon, Epiktetos, Seneca, Marcus Aurelius!
Işık kitabevinde Nahide ablaya Kıbrıslı Zenon ve Stoacılık köşesi kuralım demiştim, bu köşede Stoacı eserler olacak, bir okur kitlesi yaratılacaktı, oradan Spinoza’ya, oradan da Ulus Baker’e geçilecekti, henüz bunu gerçekleştiremesek de Kıbrıslı Zenon Pembe Boyalı Oda’dan çıktı.
Stoa’da John Lenon’dan Türkçe alt yazılı Imagine dinlerken, hayal et, tüm insanların, barış içinde yaşadığını! Stoacı bir devrim mi gerçekleşecekti acaba Vivaldi’den ‘Dört Mevsim’ dinlerken, aşk şiirleri okunan pembe odalardan! Yoksa kör bir kıza ay ışığını nasıl tarif edilebilirdi, Beethoven ‘Ay ışığı Sonat’ını yazmasa!
Peki ya biz, biz körlere kim tarif edecek ay ışığını? Yoksa, Hz.İsa’nın dediği gibi kılıç çeken kılıçtan mı ölecek? Öksüz Atlar Ülkesinde’n sonra Pembe Boyalı Oda’da bir aydınlanma metni olarak okunabilir. İnsana dair, kendinize dair, Kıbrıs’a dair çok şey bulacaksınız. Başaran Düzgün’e Alayköy İlkokulunda sormuştum ‘Umutsuz, umut: ortak iyinin iktidarı mümkün mü, ya da iyiler iyilik yapabilir mi?’ diye. O da sen cevaplayabildin mi demişti. Umut her zaman vardır! “Unutma umut iyi bir şeydir. Belki de en iyi şeydir. İyi bir şey de asla ölmez.” (Esaretin Bedeli)

































