Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

17-18 Mart zirvesine giderken

Erdoğan Özbalıkçı

17 -18 Mart BEŞ ARTI BİR zirvesine giderken tarafların eski  şarkıları söylemeye devam etmeleri  mümkün değildir.

Dünyada beklenmedik gelişmeleri her gün duymakta ve şaşırmaktayız. Aklın kolay kolay kabul edemiyeceği gelişmeler ,  her saniye yaşanmaktadır.

Bu gelişmeler dünyada hangi yeni ittifakları ve çelişmeleri tetikleyecek.

Devlet Bahçeli’nin çağrısından sonra, Öcalan’ın silahı bırakma kararı,  daha istikrarlı ve daha demokratik Türkiye gelişmelerini gündeme getirecek.

İçinde bulunduğumuz haftada KÜRTLER ve Suriye arasında varılan antlaşma sadece  Suriye Kürtleri ve Suriye’lileri ilgilendirmemektedir.

Türkiye Suriye’deki Kürtlerin silah bırakarak,  Suriye ile birleşmelerini savunuyordu. PKK ülke içerisinde silahları  bırakma kararı alınca , herkes Suriye’deki Kürtlerin  ne yapacağına odaklanmıştı.

Ukrayna  – ABD çelişmesi ve Amerika’nın tavrı AB ülkelerini kendi bağımsız ordularını kurma noktasına getirdi. Bu yeni politika tüm dünyada yeni gelişmelere yol açacaktır.

Türkiye artık AB ülkeleri için daha önemli bir ülke haline gelmiştir.

Türkiye- AB ilişkilerinin gelişebilmesinde KIBRIS sorunu önemli bir engel olarak duruyordu. Bu engel aşılmadan Türkiye- AB ilişkileri istenilen düzeyde olamaz.

17-18 Mart zirvesine gidilirken, Nikos Hristodulidis yeni önerilerle gidileceğini açıkladı.

Bu açıklamalar sırasında Hristodulidis, “Ya ülkeyi birleştirmek için yeni politikalar geliştireceğiz, ya da ülkemiz işgal altında diye ağlaşacağız” şeklinde kendisinden beklenmeyen bir açıklama yaptı.

Bu açıklamanın satır aralarında, Rumların UZUN VADELİ MÜCADELE siyasetinin artık yürümeyeceği anlaşılmaktadır.

BM Genel Sekreteri’nin Rum tarafından ana talebi daha önce ilkesel olarak anlaşılan SİYASAL EŞİTLİK konusunda berrak bir açılım yapmasıdır.

Bu istek arasında kurulacak olan Kıbrıs  federal devletinde , Kıbrıs Türklerinin de BAŞKANLIK yapabileceği  bir politikada uzlaşılmasıdır.

İkinci talep, önemli kararlarda, yönetimde yer alacak  bir Kıbrıslı Türk’ün de olumlu oy kullanma zorunluluğudur.

Zaten alınacak kararlarda sadece Rumların sözü geçecekse, ORTAK KARAR ve ORTAK YÖNETİM’den söz edilemez. Rumların bunu kabul etmemeleri durumunda görüşmede bir adım ileriye gidilemez.

17-18 Mart’taki zirvede ÜÇ GARANTÖR ÜLKENİN bulunması, bazılarına  ÖNEMSİZ  gelebilir. Oysa Kıbrıs sorununda bir ilerleme olması için, üç garantör ülkenin onayının olması gerekir.

Kıbrıs sorunu bir iç sorun değil, özellikle Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’i de derinden etkileyebilecek bir ULUSLARARASI sorundur.

Kıbrıs Türk tarafının bu zirveye hiçbir hazırlık yapmadan, eski tezlerini savunmaya çalışması, çıkmaz bir politikadır.

Türkiye bu zirvede istediklerini almaya çalışacaktır. BM’nin Rum tarafından isteklerini alması durumunda, Erdoğan da elini TAŞIN ALTINA  koyacaktır. Bu konuda verilmiş sözü vardır.